Tehlikeli kanıksamalar

72
Kıbrıs’ın kuzeyinin nisyanları çok önemlidir…

Her koşula çok çabuk adapte oluyoruz, hep bir önceki süreci unutuyor, ağzımızdan çıkanları hatırlatanlara tuhaf tuhaf bakıyoruz.
Sarı sendikacılık neydi?
Uzun dönem Türk-Sen sarı bir sendika damgası yemişti, neçin?
Kamu-Sen de bir sarı sendika idi, neçin?
Hatırlayan nisyan hastalığına tutulanlara hatırlatsın deycem ama hatırlayan bulmak zor…
Yani Kamu-Sen, Kamu-İş UBP’ye yakın isimlerin hakimiyetinde, UBP de hükümet olduğunda bu ‘sarı’ yakıştırılmasını hak ediyordu da, UBP çıkıp yerine CTP girince, KTAMS’ın başkanı bizzat CTP milletvekili olunca neçin hak edemiyor?
Dev-İş, Türk-Sen ile yıllarca sarı sendikacılık üzerinden polemik yaptıydı, şimdi tüm söylediklerini yeniden okusalar acaba kendilerine ayni tanımı yapabilecek cesarette miler?
Sivil toplum hareketinin hükmedenlerden ayrışmasını bizzat onun doğasından gelen bir şeydir ama Kıbrıs’ın kuzeyinde bizzat hükmedenler paraları ve olanakları ile İnsan Hakları Vakfı ve Demokrasi Vakıfları oluşturabilmektedirler. Onların oluşturduğu vakıflar kendilerini sorgulayabilecek yetenekte miler? Sivil toplum hareketinin genel prensibi güçsüzü güçlüye, mağduru suçluya karşı korumaktır. Eğer hükmeden kendi sivil toplumunu kurmaya başladıysa güçlü olan birey mi? Peki bizi hükmedenden kim koruyacak?
Yaşamın her alanı işgal altında, her bir hücresi hükmedenler tarafından kontrol edilmeye çalışılıyor. Ülke, gördüğü ve görebileceği en büyük çevre felaketi ile karşı karşıya. İnşaat sektörü ve yeni yol yapımları adeta çevre katliam törenlerine dönüşürken, KTMMOB nerde? Yeşil Barış Hareketi Başkanının siyasi kimliği ile sessizliklerinin ilişkisi var mı? Yani Girne yeni çevre yolunun ‘çevre etki raporunu’ sormak çok mu zor? Yapılacak her yeni inşaat için çevre raporu talep etmek çok mu komplike süreç? Yoksa rant ve komisyonlar iyi bölüşüldüğü için ortada sorun mu yok?…
Eğer suçu işleyen ‘bizimkilerse’ suç değil, eğer suçu işleyenler ‘diğerleri’ ise ile kavga mı?
Bizler sivil toplum desek de Avrupa’dakiler NGO demişler yani hükümet dışı organizasyonlar, yani dolaylı veya direk hükümetle bağlantının olmaması, yani aslında Kıbrıs’ın kuzeyinde bugünlerde nadiren az bulunan bir şey…
Dediğim gibi bu tip şeyler geçmişte olduğunda ortalık kalkıp kalkıp otururdu ya şimdi?
CTP’li kadroların hükmetmedikleri yada pasifize etmedikleri kim kaldı? Gazeteler dolaylı veya direk baskı altında, sendikalar, sivil toplum örgütleri, aydınlar, yazarlar çoğunlukla susmuş durumda. Yani her şey o kadar düzgün ki söyleyecek hiç mi bir şey yok?
CTP liderliği sivil toplum yaşamını yok ederken yada hükmedenlere bağımlı hale getirerek yarattığı tahribatın suçunun farkında olmayabilir ama bu hareketten gelenler de mi görmüyor?
Sivil toplum işgal sürecinde son kale de yakında düşüyor. CTP’den farklı siyasi partilerden ayrı, ciddi alternatif yaratan Ticaret Odası yakında CTP’nin kontrolüne geçecek ve susturulacak. Yani adı başka, sesi başka yeni bir Salih Boyacı oturtulacak KTTO’nun başına…
Hayırlı mı olsun demek düşer bize, yoksa bir yerden direniş başlamalı deyip Ticaret Odası Genel Kurulunu direniş mevzisi mi kabul etmeli bilinmez…
Son kale de düşerken, ilerici aydınlara sivil topluma sahip çıkma görevi düştüğü kesin ama hükmedenlere karşı, bildiri diplomasisi yapmaktan başka gündemi olmayanların bunu yapması da zor gözüküyor…
Acaba bir yerden hareketi başlatmak mı en iyisi? Bu bir yer yoksa KTTO Genel Kurulu olmasın!?