Tar Sands Action aktivisti Meghan Kallman: “Obama’yı bizzat sorumlu kılmak için eylem yaptık”

66

Röportaj: Alidost Numan – Yeşil Gazete

Meghan Kallman 20 Ağustos’tan 3 Eylül’e kadar iki hafta boyunca ABD’nin başkenti Washington DC’de yapılan Tar Sands Action eyleminde (Katran Kumu Eylemi) gözaltına alınan 1252 iklim aktivistinden sadece biri. Aktivistler katran kumundan elde edilen petrolün Kanada’dan ABD rafinerilerine taşınması için inşa edilmesi planlananKeystone XL boru hattının onaylanmasını durdurmak için Beyaz Ev’in önünde barışçıl bir eylem yaptılar. Eylemciler arasında yer alan iklimbilimci James Hansen’a göre Keystone XL boru hattının inşaası, atmosferdeki karbondioksit miktarını 500 ppm’in üstüne çıkması ve gezegenin tahayyülü güç bir iklim felaketiyle karşı karşıya kalması anlamına gelecek.

Eylem konuyu kamuoyunun dikkatine getirmekte son derece başarılı oldu. Meghan’la bu kitle eylemini, aktivizmi ve iklim değişikliğini konuştuk.

Meghan, seninle bir yüksek lisans öğrencisi ve sürdürülebilir hayata inanan bir topluluk üyesi olarak tanışmıştık. Bize Tar Sands Action eyleminden nasıl haberdar olduğunu, eyleme nasıl katıldığını anlatır mısın? Kendi inisiyatifinle mi katıldın, yoksa bir topluluk ya da gurubu temsilen mi oradaydın?

Tar Sands Action’ı ilk olarak üyesi olduğum birkaç mail listesinden ve aktivist teşkilattan duydum. Birçok kanaldan birden geldi haber; bu, eylemi örgütleyenlerin ne kadar iyi duyuru yaptıklarını gösteriyor. Aynı zamanda çok iyi bir arkadaşım var, iklim aktivistliğinde benim ortağım; onunla da birkaç aydır tartışıyorduk. Birlikte katılmayı ümidediyorduk, ama lojistik sorunlar buna mani oldu, ben de tek başıma katılmış oldum. Gruplar hâlinde veya grupları temsilen gelmiş protestocular olsa da, birçoğu da bir başlarına gelmişti veya partnerleri veya eşleriyle, dostları ve iş arkadaşlarıyla. Bence böylesi çok daha muazzam bir şekilde kuvvetli.

Niçin çağrıya icabet ettin? Ne sana bir duruş sergileme ihtiyacı hissettirdi?

Bence şu anda harekette önemli bir dönemeçteyiz. Obama seçim kampanyasında, ABD’nin çevre siyasetinde gerçek bir değişiklik yapacağı, bizi yenilenebilir enerjiler ve yeşil işlere ivmeyle iteceği sözüyle benim gibi çevrecilerden destek kazandı. Bu umduğumuz derecede gerçekleşmedi ve birçoğumuz son derece hayal kırıklığına uğramış hâldeyiz. Tabii, farkındayım, ekonomi ve ABD’nin dahil olduğu tüm savaşlarla zor bir dönem oldu, ancak iklim hayati önemdedir; eğer kendimize herhangi bir şekilde bir gelecek istiyorsak bunu kenara itip duramayız.

Obama yönetiminin erken bir evresinde teklif edilen iklim kanunu başarısız oldu ve birçoğumuz Obama’nın bu konuları ele alış tarzından hoşnut değiliz. Yapımı teklif edilen Keystone XL boru hattı Kongre’den geçmesi gereken birşey değil; doğrudan Obama yönetimince karar verilecek birşey. Bunun için iyi bir temas noktası, Obama’yı bizzat sorumlu kılmak için iyi bir nokta ve iyi bir an.

Peki, bu noktada hepimiz iklim değişikliğinin bütüncül tesirlerini takdir ediyoruz. Ancak çoğu iklim aktivisti için iklim değişikliğinin bir ya da diğer vasfı vicdanımız üzerinde şiddetli bir tesir sahibidir, haykırasımız onun için gelir. Sana dokunan nedir?

Evet, mesele sadece ABD siyaseti ve çevre hakkında değil. Bu aynı zamanda bir sosyal adalet meselesi. Çoğu zaman iklim değişikliğinin tesirini, hem de orantısız bir şekilde, fakir insanlar hisseder. İlk susuz kalanlar, yiyeceksiz kalanlar ve tabii felaketlerin ters etkilerini ilk hissedenler onlardır. Bu sebeple de bu boru hattı sosyal adalet ve çevre adaleti konularında çalışan farklı guruplar için bir odak noktası hâline gelmiş durumda; hepsi bu müşeterek endişe etrafında toplanabilmiş vaziyetteler.

Eyleme biraz da şunun için katıldım ki, ben çocuk sahibi olmak istiyorum ve de çocuklarıma iklim değişikliğinin tesiriyle tamamen mahvedilmiş olmayan bir dünya emanet edebilmek istiyorum. Onların buzulların ne olduğunu ve temiz hava tenefüs etmenin nasıl bir his olduğunu bilmelerini istiyorum. Ben kırsal bir bölgede büyüdüm ve bütün bunları kendim için de istiyorum. Enerji ve iklim konuları kesinlikle bu neslin en zorlayıcı meseleleri ve samimi olmak gerekirse, ben bu meseleyle yüzleşmenin ve çözüm bulmanın parçası olduğum için heyecanlıyım!

– Eyleme gönüllü oldun ve sonra? Bize sürecin nasıl geliştiğini anlatır mısın? Kuzey Amerika’nın her yanından binlerce kişiyi koordinasyonlu, muntazam bir eylemde biraraya getirmek çok büyük bir organizasyon işi. Bunun nasıl işlediğini gözlemledin? Adımlar neydi?

Bu eylemin ne kadar iyi organize edilmiş olduğunu görünce çok etkilendim. Muhtemelen senin de bildiğin gibi 350.org’da Bill McKibben ve başkalarınca öncülüğü yapılan TarSandsAction, diğer birkaç sosyal adalet ve çevre adaleti kuruluşuyla birlikte eğitimleri tasarladı ve uyguladı. Temelde, sahip oldukları bütün kanalları kullanarak bir çağrı yaptılar, ben organizasyonun parçası olmadığım için bunu tam olarak da nasıl yaptıklarını bilmiyorum. Ama ben tüm ilgili mail listelerimden duyurular aldım, arkadaşlarımdan duydum, Facebook üzerinden duydum. İnternet üzerinden eyleme katılmak için yazıldım. Bunun ardından da sana eylem ve eğitim hakkında biraz bilgi gönderiyorlar.

Organizasyonu yapanlar eyleme katılmayı planlayan herkesin eylemde oturacakları günün öncesindeki akşam bir şiddetsiz doğrudan eylem eğitimine katılmasını da istiyordu ve bu da benim için çok eğlenceli ve çok faydalı birşeydi. Birlikte eyleme katılacağımız diğer arkadaşlarla tanıştık; benim için bu 140 kişi demekti… Böylece dayanışma ruhumuz gelişti ve heyecanlandık da. Birbirimize destek olduk, bu benim ilk gözaltına alınışım olduğu için bu destek benim için şahsen de önemliydi. Boru hattının topraklarını etkileyeceği yerli topluluklardan aktivistlerden onların bakış açılarını dinledik ve de iklim hareketinde ana seslerden biri olan Bill McKibben’ı… Eylem gününün nasıl geçeceği hakkında bir brifing aldık. Muhtemelen neler olacağı, gerek hukuki, gerekse başka yönlerden olası sonuçların ne olacağı anlatıldı; bir de birer “buddy” bulmamız istendi— yani birbirimize gözkulak olacağımız başka bir aktivist; birlikte gözaltına alınacağımız, birbirimize sahip çıkacağımız. Bir gözaltı tatbikatı yaptık ki bizi gözaltı sürecinin neye benzeyeceğine hazırlasın ve potansiyel olarak sorunlu noktalara işaret edelim, ya da nelerin gerçekten de korkulası anlar olabileceğini bilelim. Washington DC civarında birkaç dini cemaaat eğitimler için mekan tahsis etti. Bir topluluk yemeği yedik, kaynaşmak, birbirimizi tanımak ve soru sormak için hayli fırsat yarattık.

-Hangi gün eyleme katıldın ve hangi gurupla? Takip edebildiğim kadarıyla bölgeye göre bir dağılım da var, değil mi? Tanınan isimlerden kimler vardı sizinle?

Eğitime 31 Ağustos’ta katıldım ve 1 Eylül’de eylemde oturdum. Bilebildiğim kadarıyla eylemler bölgeye göre ayrılmış değil, bunun yerine o gün kim gelebiliyorsa ona göre. Bence bu, eylemlerin bu kadar çok katılımcı çekebilmesinin de bir sebebi — Birkaç haftaya yayıldığı için katılmak isteyenler kendi takvimlerine en iyi nasıl uydurabileceklerini düşünüp bulabiliyorlardı. Bu sanki büyük çaplı eylemleri organize etmenin yeni ve etkili bir yolu gibiymiş geliyor. Bazı kişiler gurup halinde geliyor, ama benim anladığım, insanların geldikleri yerdeki guruplarını temsilen gelmesi daha yaygın olanı. Benim eylem günümde bir sendika temsilcisi ve ülkenin her tarafından çevre kuruluşları ve inanç temelli kuruluşların temsilcileri bizimleydi. Ayni zamanda Kanada’dan gelip bizimle dayanışmak için ABD’de gözaltına alınmayı göze alan birkaç kişi vardı. Uluslararası gözaltılar bazen çok sorunlu haller alabilir ve bunu yapmaları son derece anlamlıydı.

Gasland belgeselinin yönetmeni Josh Fox o gün benim gurubumla oturuyordu. NASA’nın en üst düzey iklimbilimcisi James Hansen benden iki gün önce tutuklanmıştı, oyuncu Darryl Hannah ile birlikte. Al Gore benim eğitime katıldığım akşam eyleme desteğini verdi. Büyük isimler birbirini takip edip durdu. Ama beni gururlandıran katılan bütün büyük olmayan isimlerdi.

Ben tutuklu aracında Virginia’lı 73 yaşında bir nine, Washington DC’den bir üniversite öğrencisi ve New York’tan bir öğretmenle birlikteydim. Tekerlekli sandalyesiyle yaşlıca bir kadın bizimle eylemdeydi ve doğum gününde gözaltına alındı.

– Burada şiddetsiz doğrudan eylemlere katıldığımızda polis bunun pasif bir direniş olduğunu bilir, yine de otobüse kadar biraz sert davranabilir. Senin tecrüben neydi? Sizinle hiç konuştular mı? Ne dediler?

Benim Washington DC Parklar Bölgesi polisiyle tecrübem daha iyi olamazdı! Ama tabii sadece kendim için konuşuyorum. Polis bizimle ve bize hitaben nazikçe konuştu ve bir kadın polis de bana çok profesyonel davrandığım için teşekkür etti. Burada takdirin büyük kısmı eylemi örgütleyenlere gitmeli, çünkü bizi gözaltı işlemlerini kolaylaştırmak ve tamamen profesyonel ve şiddetsiz kalmak konusunda çok dikkatle eğittiler. Bu profesyonellik, bunu söylemesi önemli, eylemin eğilimiyle derinden alakalı. Biz burada radikallerin biz olmadığımızı gösteriyoruz; radikaller çevreyi kirletmeye devam etmenin, yamanca iklimi tehlikeye atmanın kâr için yapılması makul şeyler olduğunu teklif edenler.

Polisle etkileşimimin en hatırda kalır noktası ise, beni tutuklayan memurun bir tutuklu arabası dolusu kadını karakola getirdikten sonra arka kapıyı açması, kapıya yaslanması ve bize tam olarak neyi protesto ettiğimizi, niçin ettiğimizi sormasıydı. Dikkatlice dinledi tüm anlattıklarımızı! Yani, diyebilirim ki adam akşam eve gitti, konuyu Google’da araştırdı, ki bu da ilham verici. Adamın merak etmiş olması, sormak istemesi ve sorma iradesini göstermesi ilham verici.

– Ne kadar gözaltında tutuldun? İlk günkü eylemcilerin iki gün gözaltında tutulduklarını okuduğumda çok şaşırdım. Böyle mi devam etti? Avukatların bir yargı süreci bekliyor mu? Bu konuda ne hissediyorsun?

Bana bir “öde ve haklarından vazgeç” seçeneği sundular; yani bu 100 dolarlık bir ceza ödüyorsun ve bir mahkemeye olan hakkından vazgiçiyorsun demek, her ne kadar mahkum olmuş filan değilsen de. Yani ne suç itiraf ediyorsun, ne de masumiyetini ilan ediyorsun. Ben bu seçeneği kabul ettim ve toplam dört saat gözaltında kaldım. Bu gözaltıların amacı ağırlıkla sembolik; ki eylemin örgütleyicileri bizim amacımız için de gözaltının süresinin değil gözaltına alınma fiilinin kendisinin elzem unsur olduğuna inanıyor, ben de onlara katılıyorum.

Polis ilk gün hatayla o günkü protestocuların her gün geri gelecek ikişiler oldukları kanısına varmış ve bence onun için onları daha uzun, iki günden de uzun, gözaltında tutulmuşlar ki caydırıcı olsun. Hatta o iki gün için gözaltında tutulan başka bir yakın dostum diyor ki, kendilerine onların tutulmasının ‘örnek olsunlar’ diye olduğu açıkça söylenmiş, daha sonraki protestocuları caydırmak için. Söylediği kadarıyla ilk günkü protestocular gözaltına alındıklarında zaten bir merhamet beklentisi içinde değillermiş, sadece kendilerine başkalarının katılmasını istiyorlarmış ve ertesi günkü protestoların hapiste zaman geçirme pahasına eyleme devam edip gözaltına alındıklarını duyduklarında sevinçlerinden uçmuşlar. Nihayetinde “işlemsiz” şekilde serbest bırakıldılar, yani ne ceza kesildi ne de bir suçlama oldu. Hukuk takımı bu durumun ele alınma tarzından biraz rahatsız, ama ne yapmayı düşündüklerini bilmiyorum.

-Tar Sands Action medyada yansımasıyla da konunun kamuoyu tarafından benimsenmesi açısından da fevkalade başarılı oldu. New York Times’ın baş yazısına kadar köşe yazılarına yansıdı, internette yansıması inanılmaz ve şimdi de dünya çapında destek için protesto eylemleri yapılıyor. Ne hissediyorsun? Sence bu Keystone XL boru hattını aşar mı, yoksa şu anda hedefe mi kilitlenmiş vaziyettesin?

Son birkaç haftada bunun ne boyutlara büyüdüğünü görmek beni çok heyacanlandırdı. Keystone XL meselesi bilinmeyen bir konu olmaktan çıktı, senin de dediğin gibi, her yerde her tarafta bir hâl aldı. Bu bana burada kullanılan taktiğin konuya uygun olduğunu gösteriyor. Sonra ne yapacağımıza karar veriyoruz şimdi. Boru hattını durdurmak birincil amacımız, ama ülkenin her tarafından her çeşit insanda ilgi, enerji ve sürekli bir adama yaratmak da çok önemli ve bu eylemin ve bu hareketin devamı da böyle olacak. Kamusal bir diyaloğa dönüşmesi hayati birşey. Medyanın konuyu alması bize bunu başarmakta yardımcı oluyor.

– Bu ayın 24’ünde İstanbul dahil dünyanın her tarafında büyük bir 350 eylemi yapılacak. Tar Sands Action’ın yarattığı dalgayla daha büyük ve daha güçlü birşey bekliyor musun? Bu arada, sen nerede olacaksın?

Ben bu ay evimde, Providence’da olacağım ve burada bir şey organize etmeye yardım edeceğim. Umarım bu eylem dikkat çekmiş ve enerji yaratmıştır ve buna devam eder.

Benim için konunun en önemli parçalarından biri hepimizin petrole bağımlı olduğumuzu anlamamız ve bununla barışık olmamızdır. Biliyorum ki ben bağımlıyım! Olabildiğince az olmaya çalışıyorum, ama teknoloji kullanmamla, yediğim yemekle, kullandığım bisiklet ve otobüslerle ve gündelik sorumluluklarımla petrol kullanmaktan kaçamıyorum. Bu hareketin amacı bunu inkâr etmek değil; benim ya da başka kimsenin petrol bağımlılığını inkâr… Bundan ziyade, bir toplum ve bir gezegen olarak, daha sürdürülebilir alternatiflere doğru adım atmayı sağlamaktır. Değişimi hızlandırmak ve değişimi insanların korktuğu bir şeydense insanların istediği birşey hâline getirmek. Sistem içinde kendi bireysel ve toplu mesuliyetimizi takdir ederken, kendimizi bu çok çok tahrip edici alışkanlıktan kurtarmaya yardımcı olmak.

– Ya uzun vadede? Siyasi iradenin sonunda toparlanacağı konusunda ümidvar mısın, yoksa sence iklim krizinde değişimi yaratacak şey sadece ve sadece vatandaş eylemi ve yerel eylem mi? Bu yıl Durban’da gerçekleşecek İklim Konferansı’ndan birşey bekliyor musun mesela? Umurunda mı bu hatta?

Bir aktivist olarak yüzleşmesi zor olan şeylerden biri de bu “toparlama”nın uzun bir süreç olduğu; hop diye olup bitmediği. Ama ben ümitliyim. Ümitliyim çünkü küçük bir grup insan olarak – ne de olsa toplamda 1200 küsur gözaltı var – tüm dünyada manşetlere geçebildik, Kanada’dan Yeni Zelanda’ya çok yerde destek eylemleri tetikledik, ki bu arada Yeni Zelanda’daki protestolar Kanada sefaretini bir öğleden sonra boyunca kapattırdı bile. Bunlar son derece güçledirici şeyler ve umarım bu hareket aynı hislerden daha fazla yaratır, dolayısıyla daha fazla güçlendirilmişlik yaratır. Konuyu tamamiyle bir iklim felaketine erişinceye kadar erteleyip durabiliriz, veya kendimize çeki düzen verip oraya varmadan iklim ve enerji sorunuyla başa çıkabiliriz. Bilim reddedilemez bir şekilde bizi destekliyor ve bence siyasi irade de ardından takip etmekte.

Ancak, bu siyasi irade bir fanus içinde oluşmuyor ki— ekonomi hakkında, istihdam hakkında, siyasi sistem ile şirket menfaatlerinin nasıl etkileşeceği hakkında birçok kaygının yumağında. Yani bu anlamda, önümüzde sadece bir boru hattının inşasını durdurmaktan çok çok daha büyük bir proje var. Bizim tasarımız, üzerinde yaşadığımız dünya hakkında bir alâkayı iktisadi ve siyasi sistemimize bir şekilde dahil etmek ve yaptığımız tarzda iş yapmanın çevresel bedellerini. Bu kabullenegeldiğimizi birçok sistem ve kurum hakkında çok çok büyük değişiklikler ima eder, ki zor tarafı da bu olacak.

– Son bir soru olarak, ABD’de iklim aktivistleri olarak dünyada kıyas kabul etmez bir şekilde kişi başına en fazla enerji kullanan toplumu değiştirmeye çalışmak gibi hakikaten de çok zor bir işiniz var. O kadar ki, Türkiye gibi toplumlarda fosil yakıtların savunucuları – ki bu arada Türkiye’de CO2 eşdeğeri sera gazı salınımı 1990 değerlerine göre %120’nin üzerinde artmış durumda ve 2020’lerde ülkenin Avrupa’daki en büyük salınıma sahip olması bekleniyor – hâlâ iklim krizinin sırf emisyonlardan tarihsel olarak sorumlu olan bölgelerede ve Çin gibi çok büyük salınım sahibi ülkelerde düşürülmesiyle çözülmesini, mesela Türkiye’nin hızlı, karbonla beslenen bir büyümeye devam etmesi gerektiğini savunuyor. ABD’nin emisyonlarını düşürmek için bir eylemden henüz çıkmış birisi olarak böyle bir argüman hakkında ne hissediyorsun?

Bence ABD, dünyadaki en büyük karbon salıcısı olarak, emisyonların düşürülmesinden, gerekli temizlikten, ve dünyanın enerji ihtiyaçlarını karşılayacak teknolojiler geliştirmek ve örnek olmaktan son derece mesul. Kirliliğin büyük bir kısmını biz yarattık ve temizlemesi de bize düşer. Ama aynı zamanda inanıyorum ki Çin, Türkiye, Brezilya, Hindistan veya başka herhangi biryerin karbon temelli ekonomik büyümeyi devam ettirmesi bir hata olacaktır. Zira bu uzun vadede enerji sorunumuzu çözmeyecek ve iklim sorunumuzu da şiddetle artıracaktır. Arkasında yatan adalet temelli argümanı anlıyorum ve kısmen de duyguları, en azından afaki bir seviyede, paylaşıyorum; ancak dünya bu çeşit bir kalkınmayı hiçbir şekilde kaldıramaz.

http://www.yesilgazete.org/?p=34183