TAK’ta gerginlik sürüyor

97

1375437795TAK’ta bugün (7 Ağustos) Kamu-iş gene grev yaptı, BASIN-SEN suçladı, BASIN-SEN yaptığı açıklama ile TAK yönetim kurulu başkanı ve Kamu-iş başkanını suçladı…

Kamu İşçileri Sendikası (Kamu-İş), yeni müdürün yönetim kurulunun onayı olmadan ve çalışan mağdur edecek şekilde çalışma sistemini değiştirdiği iddiası ajansta greve gitti, Basın Emekçileri Sendikası (Basın-Sen) ise sorumlunun yönetim kurulu başkanı olduğunu belirterek açıklama yaptı…

 

BASIN-SEN

Basın Emekçileri Sendikası (Basın-Sen), Kamu İşçileri Sendikası (Kamu-İş) Başkanı Sami Dilek’in bugün Türk Ajansı Kıbrıs (TAK)’ta gerçekleştirilen grev sırasında yaptığı açıklamaları kınadıklarını belirtti.

Basın-Sen Başkanı Kemal Darbaz yaptığı yazılı açıklamada ve verdiği demeçte, “yasal olmadığı halde halen Ulusal Birlik Partisi (UBP) delegesi olan” Kamu-İş Başkanı Sami Dilek’in, bugün TAK’ta gerçekleştirdiği grev sırasında okuduğu bildiriye ve bir televizyon programında yaptığı açıklamalara inanamadıklarını ifade etti.

 

“DİLEK’İN SENDİKACILIĞI VE DÜRÜSTLÜĞÜNDEN ŞÜPHE DUYUYORUM”

Kamu-İş Başkanı’nın “bu kadar kolay yalan söyleyebildiğini görmekten son derece üzgün olduklarını” dile getiren Darbaz, “toplumu yalan ve yanlış yönlendirmeye çalışan Dilek, bu söylediklerini kendi aklıyla söylemişse, onun yalnızca sendikacılığından değil, bir insan olarak dürüstlüğünden de büyük bir şüphe duymaktayım” dedi.

 

“HUZURSUZLUĞUN SEBEBİ TAK YÖNETİM KURUL BAŞKANIDIR”

Darbaz, Sami Dilek’in, “müdürün atanmasıyla ajansın huzurunun bozulduğu” iddiasının trajik komik olduğunu, esas müdürün atanmasını hazmedemeyenlerin ajans içerinse huzursuzluk yarattıklarını söyledi. TAK Yönetim Kurulu’nun aylardır toplanmayışının ise TAK Yönetim Kurulu Başkanı’ndan kaynaklandığını, Ajans muhabirleriyle gizli toplantılar yaparak ajans personelini bölmeye çalışanın ve huzursuzluğu tırmandıranın ise TAK Yönetim Kurulu Başkanı olduğunu söyledi.

Açıklamanın tamamı şöyle:

Ülkemizde sendikalara karşı duyulan güvenin azalmasında önemli payı bulunan bazı “sendika” ve “sendikacıların” bu güveni nasıl ortadan kaldırdıklarının en yeni örneğini bugün bir kez daha yaşadık.

Yasal olmadığı halde halen Ulusal Birlik Partisi delegesi olan Kamu- İş Başkanı Sayın Sami Dilek’in, bugün için Türk Ajansı Kıbrıs’ta gerçekleştirdiği “grev” sırasında okuduğu bildiriyi gördüğümüzde gözlerimize, bir televizyon programında yaptığı açıklamaları dinlediğimizde ise, kulaklarımıza inanamadık.

Yalanın bu kadar kolaylıkla söylenebildiği bir ortamda yaşamak zorunda olduğumuz ve bu yalanları toplumla yeniden ve yeniden paylaşmak zorunda kaldığımız için son derece üzgünüz. Üstelik toplumu yalan ve yanlış bilgilendirmenin, medya üzerinden ve kolaylıkla yapılıyor olmasındansa ayrıca tedirginiz. Çünkü mesleğimiz, sadece ve sadece gerçekliğin üzerinden yapılan/yapılması gereken bir meslektir. Çünkü, sorumlu olduğumuz halkın doğru bilgilenmesi ve kanıların doğru oluşması demokrasimiz ve en genelde toplumsal yaşamımız için hayatidir.

Ulusal Birlik Partisi delegesi Sayın Sami Dilek, bugün yaptığı açıklamalarda, ispatı çok kolay olan onlarca yalan söylemiştir. Eğer Ulusal Birlik Partisi delegesi sayın Sami Dilek, bu söylediklerini kendi aklıyla söylemişse, onun yalnızca sendikacılığından değil, bir insan olarak dürüstlüğünden de büyük bir şüphe duyarız. Ancak biz yine de sarfettiği onlarca yalanı kendi aklıyla söylemediğine, etrafındaki birkaç gözünü kötülük bürümüş arkadaşın yanlış yönlendirmeleriyle yaptığına inanmak istiyoruz. Bu durumda da, Ulusal Birlik Partisi delegesi Sayın Sami Dilek’in çıkıp, önce TAK çalışanlarından, ardından da yanlış bilgilendirdiği Kıbrıs Türk Halkından özür dilemesi gerekmektedir.

Ulusal Birlik Partisi delegesi Sayın Sami Dilek, bugün yaptığı açıklamalarda söylediği yalanlardan bazıları şunlardır;

Öncelikle UBP delegesi Sayın Sami Dilek, Kurum Müdürünün adını yanlış bilmektedir. Kurum müdürünün adı Hüseyin Yaylalı değil, Hüseyin Yalyalı’dır.

UBP delegesi Sayın Dilek huzurun, yeni müdürün atanmasıyla birlikte bozulduğunu söylemektedir. Bu bir yalandır. Çünkü, Türk Ajansı Kıbrıs’ta bugün yaşanan huzursuzluk, Yönetim Kurulu Başkanı Sayın Emir Ersoy’un kendi oğlunu yasalara aykırı bir biçimde ajansın açtığı sınavlara koymaya çalışmasıyla başlamıştır. Sendikamız bu yasa dışılığa göz yummamış ve hukuk sürecini başlatarak, açılan münhallere başvuru hakkı olmayan diğer 6 kişiyle birlikte, sayın Emir Ersoy’un oğlunun da sınavlara girmesini engellemiştir. Bu gelişmelerden sonra ise, Sayın Emir Ersoy, görevden alınan BRTK eski müdürü Sayın Özer Kanlı ve UBP delegesi sayın Sami Dilek, Partisel ilişkileri, aile ilişkilerini ve politik güçlerini kullanarak birtakım arkadaşlarımızı sendikamızdan koparmayı ve huzurlu bir yer olan ajansı karıştırmayı başardılar. Bunu yaparken de en çok kullandıkları yol yalan söylemek oldu.

UBP delegesi sayın sami dilek, bugünkü açıklamalarında, 3.derece muhabiri müdür yaptılar demektedir. Ne yazık ki bu da yalandır. Sayın kurum müdürü 1. Derece redaktör muhabir kadrosunu tutmaktaydı ve Kurumda ki en eski üç çalışandan biridir. Şu anki Müdür muavininden 3 yıl, amir konumundaki bir arkadaşımızdan 7 yıl ve bir diğer amir konumundaki arkadaşımızla ayni yıl göreve başlamıştır.

UBP delegesi sayın Sami Dilek, Sendika başkanı olarak benim BRT’den fazla TAK’ta mesai harcadığımı söylemektedir. Buda büyük bir yalan. Geçtiğimiz ay itibarı ile Ajansı toplamda 4 kez ziyaret edip, çalışanların sorunlarını yerinde görmeye, birtakım amir konumundaki kurum çalışanlarından ötürü uğradıkları sözlü saldırılar karşısında onlara soğukkanlı ve yasalara saygılı olmaları noktasında çaba harcadım. Keşke çok daha fazla zaman yaratabilsem ve yalnızca TAK’ı değil, tüm basın kuruluşlarını daha sıklıkla ziyaret edebilsem.

UBP delegesi sayın Sami Dilek, sendika başkanı olarak benim ajans yönetimiyle ilgili sayın kurum müdürüne katkı koyduğumu söylemekte ve bunu çok kötü bir şey olarak lanse etmektedir. Bir sendikacı olarak görevlerimizden birisi de örgütlü olduğumuz iş yerlerinde yönetsel kararlara katkı koymak değil midir. Bunun tersini düşünmek nasıl bir sendikal zihniyetin ürünüdür.

UBP delegesi Sayın Sami Dilek, “müdür ile birlikte Kamu-İş üye ve ailelerine istifa edip, Basın-Sen’e geçmeleri için baskı uyguladığını biliyoruz” bu da ne yazık ki, kuyruklu bir yalandır. Bugün sendikamızdan ayrılan birtakım arkadaşlarımız, yaşananları gördükten sonra sendikamıza yeniden üye olmaya başlamıştır. Birtakım arkadaşlarımızsa önümüzdeki günlerde üye olacaklar. Ancak Benim herhangi bir arkadaşıma veya ailesin Basın-Sen’e üye olması için baskı yaptığım büyük bir yalandır. Bu çirkin iftirayı atan UBP delegesi Sayın Sami Dilek çıkıp kime baskı yaptığımı söylemek zorundadır.

UBP delegesi Sayın Sami Dilek, televizyon ekranından kurum Müdür Muavininin, sayın Kurum müdüründen daha kıdemli olduğunu söylemektedir. Buda ne yazık ki yalandır. Sayın Kurum Müdürü, Müdür muavininden 3 yıl kıdemlidir.

UBP delegesi Sayın Sami Dilek, Dışışleri bakanıyla yaptıkları görüşmelerde her konuda uzlaştıklarını yine televizyon ekranlarından söylemektedir. Bu da bir yalandır. Umarım Sayın Bakan bu konuda bir açıklama yapar. Yalan söylemenin bu kadar ucuz olmadığını gösterir.

UBP delegesi Sayın Sami Dilek, yetkili sendika olduğunu söylemektedir. Bu da büyük bir yalandır. Yetkili sendikanın Basın-Sen olduğunu bildiren ve bundan önce yönetim kurulundan Sayın Emir Ersoy tarafından dışlandığımız dönemde alınan tüm kararların geçersiz olduğunu bildiren Çalışma ve Sosyal Güvenlik Bakanlığı Yazısı bende olduğu gibi, sayın Dilek’te de vardır. Ancak Yönetim Kurulu Başkanı Sayın Emir Ersoy keyfi bir biçimde 3 aydır Yönetim Kurulunu toplantıya çağırmadığı için, ne yazık ki temsiliyetimizi gerçekleştiremiyoruz.

UBP delegesi Sayın Sami Dilek, geçtiğimiz pazartesi günü tarafların biraraya geleceğini ve sorunları konuşacaklarını ancak toplantının gerçekleşmediğini söylemektedir. Halbuki ikinci kezdir toplantılara katılmayan taraf kendilerinin olduğunu söylememektedir. Kurum çalışanları ve Bakanlık Kanadı, ikinci defadır toplantı çağrısına gitmediklerini çok iyi bilmektedir.

Şu anda Ajansa her türlü arkadaş baskısına maruz kalan ve buna rağmen özveriyle çalışan Basın-Sen üyeleridir. 20 Temmuz etkinliklerinde Habercilik anlamında sıkışmanın olacağını bildiği halde raporlar göndererek işe gelmeyenler şu anda hak aramaktadır. İkinci kezdir ajans çalışmaları bilinçli bir şekilde engellenmeye çalışmaktadır ancak içerideki arkadaşlarımızın özverili çalışmalarıyla işler aksamadan yürütülmektedir. Bundan sonraki süreçte de, söz konusu haksız taleplerle ortaya çıkanlar bilmelidir ki, ne pahasına olursa olsun ajans susmayacaktır.

UBP delegesi Sayın Sami Dilek’i, halkı yalanlar üzerinden bilgilendirmekten vazgeçmeye davet ediyoruz. Pek yakın bir gelecekte, yapacağımız kapsamlı bir basın toplantısıyla birlikte, elimizde bulunan ve sürecin nasıl çalıştığını anlatan tüm belgeleri medyamızla paylaşacağı. Umarım ki, UBP delegesi Sayın Sami Dilek, kendisini yalanlarıyla kandıranları bir an önce fark eder ve tutuğu yanlış yoldan geri döner. UBP delegesi Sayın Sami Dilek’i örgütlü bulunduğu iş kollarındaki işçi dostlarımıza havale ediyorum.

 

Kamu-İş

Kamu İşçileri Sendikası (Kamu-İş), Genel Başkanı Sami Dilek’in, grev sırasında yaptığı açıklamanın tamamı şöyle:

“Sayın Yeni Müdürün atanması ile TAK AJANSINDA huzurlu çalışma ortamı bozulmuştur. Bu da Sayın Yeni Müdürün, tüm personele ellerini eşit düzeyde uzatmaması, TAK Yasasını olduğu gibi değil de kendi ve TAK da birkaç kişiyi koruma amaçlı kullandığı için ve en önemlisi yasayla tesis edilen hiyerarşik düzeni bozduğundan kaynaklanmaktadır.

Kamu – İş’in buradaki görevi üyelerinin, TAK çalışanlarının haklarını en iyi şekilde korumak ve çalışma ortamını huzurlu bir düzeye ulaştırmak içindir. Bu amaçla da kendisiyle görüşme yapıldı. Sonuç alınamayınca da Tak’ın bağlı olduğu Dışişleri Bakanı Sayın Kutlay Erk ile toplantı yapıldı. Bakanlık ve sendika arasında yapılan toplantıda asgari müşterekte bir mutabakat sağlandı ve Bakanlıkta sorunun çözülmesi için son derece güzel katkılar yaptı. Ancak Sayın Müdür, Dışişleri Bakanının ortaya koyduğu görüşleri reddetti.

Kamu – İş Sendikası, sorumluluğunu idrak eden bir sendikadır. Dün Kamu – İş’i ziyarete gelen Sayın Bakan, tekrardan TAK çalışanlarının sorunlarını çözmek için, bir çaba daha harcadı ve TAK Müdürüne huzur ortamını sağlaması için talimatta bulundu. Ancak Sayın Müdür bu talimata da uymadı ve alışılmış tavırlarını personel üzerinde devam etme kararlığını bir kez daha gösterdi.

Sayın Müdürün ve bir sendikanın, elindeki yalan yanlış belgelerle, TAK Ajansını özveriyle bugünlere taşıyan personeli, bu eylemleri ek mesai almak için yaptıkları suçlamalarını ortaya koymaktadır. Bu tamamıyla asılsızdır ve yanlıştır.

Personel, çalıştığı yerde, huzur, iyi bir ortam ister. Asların, üstlerin yasada olduğu gibi olmasını ister. Hiyerarşik düzenin tesisini ister. Bir iki personeli baş tacı edip diğerlerine hayvan muamelesi yapılmasını istemez. Personel sendika kökenli bir Müdürün demokratik olmasını ister. Personele antidemokratik yöntemlerle yaklaşmasını istemez.

Basın-Sen, Kamu-İş’in TAK çalışanlarıyla haklı mücadelesini “3-5 kişinin ek mesai sorunu” şeklinde küçümseyerek, müdürün yaptıklarını ört bas etmeye çalışıyor. Müdür muavini ve amirleri devre dışı bırakarak, Basın-Sen üyesi 3-5 kişiyi amir konumuna getiren müdürün de bir zamanlar bu sendikanın bir üyesi olması tesadüf değil herhalde.

Basın Sen Genel Başkanı Kemal Darbaz, grev sırasında iş başında olan personel sayısının bir elin parmaklarını geçmediğini ve servis edilen haber sayısının ne kadar az olduğunu farkında değil sanırım.

Basın-Sen’in, personelin ısrarıyla ajansa giren ve kısa sürede yetkili sendika konumuna gelen Kamu-İş’e yönelik düşmanca tutumu yeni değil. BRT’den çok TAK’ta mesai harcadığı ve ajans yönetimiyle ilgili kararların alınmasında Yalyalı’ya katkı koyduğu herkes tarafından bilinen Darbaz’ın, müdür ile birlikte Kamu-İş üye ve ailelerine istifa edip, Basın-Sen’e geçmeleri için baskı uyguladığını biliyoruz.

Basın-Sen’in son icraatı ise, Kamu-İş’in bir süreden beridir TAK’ta verdiği mücadeleyi baltalamak için komite kurmak oldu.  Bu komitenin,  kapı kapı siyasileri dolaşıp greve giden personele çamur atacağını,  Yalyalı’ya  sahip çıkacağını tahmin etmek zor değil.  Personelin yasal hak ve yetkilerini, Dışişleri Bakanı’nın talimatlarını tanımayan bir müdüre sahip çıkmak, ne zamandan beri sendikanın görevleri arasında yer almaktadır?

Kamu-İş olarak, Basın-Sen’e, bir emekçi sendikası olduğunu bir kere daha hatırlatmayı görev biliyoruz. Kamu-İş’i eleştirecek ya da savunduklarını eleştirecek merci bir başka sendika olamaz. Kamu-İş’in yaptıklarını beğenmese de Basın-Sen, bir sendika olarak sessiz kalıp, saygı göstermek zorunda.

Basın-Sen üyelerinden de basın çalışanlarının sorunları dururken bir işveren sendikası gibi hareket eden sendikalarına sahip çıkmalarını ve Darbaz’â görevini hatırlatmalarını bekliyoruz.

Bayram arifesinde eylem uygulamaktayız. Şimdiden tüm çalışanların, halkımızın Ramazan Bayramını kutlar, eylemlerimizin başarılı olacağı temennisiyle hepinize iyi yarınlar ve gelecekler dilerim.”