Stratejik sabır dönemin sona ermesi olası – Alpay Durduran

105

Amerika Kuzey Kore için stratejik sabır döneminin sona erdiğini açıkladı. Demek istediği olgu ile ilgili çok önemli ve stratejik olan ortam değişti ve artık başka önemli ögelere bakarak Kuzey Kore’nin nükleer silahlanmasına engel olmak için kaçındığı önlemleri alacak. Çin’e de mesaj vererek ya gel beraber hareket edelim ya da tek başıma destek bulabileceğim ülkelerle, askeri-siyasi ve hukuksal önlemlere başvurmaktan kaçınmayacağım dedi.

Nükleer silahların yayılmaması için BM nezdinde bir anlaşma yapılması amaçlanmış ve çok yaygın bir şekilde kabul edilmiştir. Ancak bazı ülkeler imzalamamış veya imzasının gereğini yerine getirmemiştir. İmzalamayan veya imzasının gereğini değil tersini, nükleer teknolojik araştırma veya enerji sağlama amacıyla yaptığını iddia ederek yapanlar vardır. Onların (aykırıların) yaratacağı nükleer tehdide karşı ABD, uygulayanlara korunma desteği sağlama sözü vermiştir ve sağlamaktadır. Yani anlaşmanın yürümesi için devletlerin sözlerinin eri olmaları önemlidir.

Bu ve benzeri anlaşmalar dünya barış ve istikrarı için verilen sözlerin büyük önemi olduğunu göstermektedir. Dahası sözlerin tutulması için uluslararası destek sağlanması da önemlidir. Gene de verilen sözlerin tutulmasının önemi çok çok daha büyüktür.

Dış ilişkilerde dost devlet yoktur, devletin çıkarı vardır sözü onun için içi boş bir laf olarak kalır çünkü devletlerin çıkarı tek başına ele alınsa ve sözlere güven olmasa anlaşmalar yalama olur ve Cemiyeti Akvamın yıkılmasından ders alınmamış olur. Devletin çıkarı verilen sözlere güven varsa sağlanabilir, yoksa anlaşmalar yalnızca devletin çıkarı ters düşmezse geçerli olur. Halbuki devletler binlerce söz verdiği anlaşmalarla bağlanırlar çünkü çıkarları gerektirir. Kim haklı bir gerekçesi olmadan sözünü tutmazsa güvenilmez devlet olur ve bir kenara atılır. Haydut devlet sayılır ve çıkarları bozulur.

Bu anlaşılmış ve yaygın bir dış ilişkiler ilkesidir. Ancak yalnız haydut devlet ilan edilenler değil çok devlet açıkgözlerin elinde hileye başvuran tutumlar alırlar. O zaman da Amerika’nın stratejik sabrına muhtaç düşen olur. Yani başa bela olmasın diye sabırla beklenir. Böyle bir devlet olmamak gerek.

Sözüne sadık olmayacak olanın sözünden azat olmaya çalışması kendi çıkarınadır. Dünyanın çıkarına mı o sözün niteliğine bağlıdır. Belki de dünyanın da çıkarına olur çünkü uluslararası anlaşma ve bildirgelerde çok farklı konularda bağlayıcılık var ve statüko korunmaya çalışılır. Hâlbuki dünyanın hali dünya için de pek iyi değildir. Özgürlükler, refah düzeyi bozuklukları ve neo liberal ekonomik bağlayıcı kısıtlar yüzünden dünya için yeterli seçenekler yaratılamaz.

Hal böyle iken Kıbrıs sorunu da bir dünya sorunudur biliyoruz ama boyutunu anlamaktan uzak duruyoruz. BM çerçevesinde çözüm istiyoruz ve statüko sürdürülebilir değildir diyoruz ama Kıbrıs’ı bağlayan anlaşma ve kararlara dikkat etmiyoruz. İki taraf da sözüne sadik davranmamaktadır. Annan planı son örneğidir. Rum tarafı BM’ye uzlaşamadığımız konularda sen bir formül bul, onu referanduma sunalım sözü vermiş ama devlet eliyle halka reddetmesini telkin etmiştir. Türk tarafı da onların reddedeceğine emin olunca evet oyu çıkarmıştır.

Yani Kıbrıs da söz verir tersini yapar ülkesi durumundadır. Cezalandırma ile karşılaşmamaları stratejik sabırla ancak açıklanabilir.

Kıbrıs bir bomba gibidir. Patlasa büyük etkileri olabilecektir. Bir devlet olabilmesi de ayni stratejik sabırla patlamaması için kurulmuş ama hemen ardından Kıbrıslılar bu devleti yıkıp başka amaçlarla statüsünü değiştirmek amaçlı ihlaller yapmışlardır. Sonuç alamamışlar ve halk acılar çekmiştir. Gene de acılar onları amaçlarından uzaklaştırmamıştır. Sayısız insan, toplumlarının haklılığını anlatmak için üstün nitelikler gerektiren icatlarla gerekçeler sergilerler ama hiç de başarılı olmazlar.

Dünya bizi anlamak istemiyor, kendi çıkarlarına bakan devletlerden ibarettir ve biz de öyle yapmalıyız derler veya çoğunlukla karşı tarafı tutarlar deyip dururlar. Bu devlet ne için biz istemeden bize hediye edildi diye düşünmek istemezler. Daha doğrusu çoğunluğu öyle der. Dünyanın hemen hepsinin kendileri gibi düşünmemesinin nedenini anlamak istemeyenler anlayanları da hain falan sanırlar.

Dünyanın geleceğinin en büyük güvencesi barış ve güvenliktir. Dünyanın genel sakatlığının giderilmesi bile barış ve güvenliğin korunmasına bağlıdır.

Dünyada refah ve fırsat farklılıklarının giderilmesi için barışı kurban etmeyi göze alırsan büyük yıkım güçleri düşünüldüğünde halkları büyük tehlikeye atarsın. Onun için yenilikleri halklar arası dayanışma ile yapmaya çalışmalısın. YKP bu amaçla AB sol partisi ile üyelik ilişkisi içindedir ve başka bir Avrupa mümkün sloganını onlarla paylaşmaktadır.

Dünya küçülecek, hudutlar kevgire dönecek, dünya emekçileri birleşin diyen sol siyaset doğru yoldadır. Globalleşme diye dünyanın küçüklüğünü fırsata çeviren sermayeye karşı sol evrenselliği reddederek değil meydan okuyarak kabul etme, sermayenin serbestliğine karşı emeğin serbestliğini ikame etmiştir.