Sorular barışçılara – Alpay Durduran

79

Kıbrıs’ta sorun var. Sorunun çözümü bazı sorulara yanıt vererek bulunabilir. Yanıtı verilmeyen sorular eksik değerlendirmenin olduğuna, dolaysıyla yanlış sonuca varıldığına delildir. Hatta halka meram anlatıp yandaş kazanmanın şartı da sorulara verilecek yanıtlara bağlıdır. İkna edici olmanın yolu anlaşılacak gerçek yanıtlar bulmaktan geçer.

Soru bir: Kıbrıs’ın birleşmesini ister misin?

İsterim demek yanıt değildir. Çünkü istersen Türk hakkı diye bir hakka bağlı olarak istersen o hakkı vermeyi acaba Rum kabul eder mi ya guzum diye verilecek bir yanıtla senin yanıt güme gider. Bu kez Rum’un o hakkı vermeyi istemeyeceği düşüncesiyle seni barışçı saymazsak yeridir. Hâlbuki sen barışçısındır ve tüm Ada halkının haklarını savunmaktan yanasındır; yani katıksız bir barışçısındır. Onun için yanıtımızı becerip daha iyi vermek durumundayız.

Kıbrıs’ın birleşmesini istemeni alınacak hakka bağlamaman gerek ve şayet bağlayacaksan Türkiye’nin çıkarlarına atıfta bulunarak birleşme istediğimden değil de bundan kazasız belasız Türkiye’ye yarar çıkacağı için alacağın haklarla garantiler elde edeceğini ve birleşmeden zarar görmeyeceğini veya az zarar görüp zarara değeceğini söyleyeceksin. Bu halde Türkiye’nin haklarını el üstünde tuttuğunu kanıtlamış olmalısın.

Bir başka yolu da birleşme Ada’ya ekonomik gibi yararlar getirecek ama bizim de yararlanmamız için bazı hakları almamız gerek diye genişleteceksin. Şartı var; ekonomik çıkarlara önem verdiğinizi önceden kanıtlamış olmaktır.

Dünya’nın yararına olacağı için de isteyebilirsin ve buna da alacağın haklarla tahammül edebileceğinizi söyleyebilirsiniz. Bunun şartı hümanist olduğunuzu kanıtlamış olmak ve şimdilik haklar üzerinde durduğunuzu söylemektir.

Gene de barışçı olmanın hayalperestlik olmadığını kanıtlamak şartı da vardır. Yanıt vermek o kadar kolay değil! Yatınızda çözülmemiş bir sorunun bu kadar uzun süre dayanması başka hayallere izin verir gibi düşünülmemesi gerektiğini içermelidir. Doğu Timor’un uzun yıllar sonra Endonezya’nın ilk ayağı tökezlediğinde bağımsızlığını elde etmesi hatırlatılmalıdır. Endonezya dış ilişkilerini hiç sıkıntısız götürürken ekonomik kriz Doğu Timor’un ayrılmasına yetti idi. Kıbrıs’taki görece sakin durum da ne zaman ne getirir bilinmez. Annan planına Türkiye’nin evet demekle başka bir zamanda da evet diyeceğini kanıtladı. Bundan sonra öyle bir birleşmeyi büyük bir felaket getirebilir diye reddetmesi “ne değişti ki?” sorusuna yanıt verebilmesine bağlı hale geldi ki değişen bir şey yok.

Sorulara insan gibi yanıt vermek de şart. Hak elde edersem birleşmeyi kabul ederim derseniz insan düşünür. Bu insan birleşme ister ama şartlara bağlar; bu şartlar karşı tarafça kabul edilmiyorsa acaba onların aleyhine mi? Nitekim kabul görmez ve ilgili insanlar Türk ve Rum önerileri diye karşıt listeler hazırlarlar.

Demek ki yanıtlar bu karşıt önerilere de izahat vermeli ve iki taraf da önerisinin diğer tarafın aleyhine olmadığını kanıtlamalıdır. Çatışanların ikna edilmesi gerekmese de listeleri hazırlayan izahat ister. Onların ikna edilmesini sağlayıp politik destek yaratmak da diplomasinin başlıca gailesidir, olmazsa olmaz.

İşin doğrusu ise Kıbrıs’ın birleşmesinden tüm Kıbrıs’ın yarar sağlayacağını izah etmektir veya edebilmektir. Yalanı hemen yakalarlar onun için gerçekten yararı olacağını anlatmak inanmaya bağlıdır.

İkinci soru: Birleşmenin yararını anlatan kim var? Şu anda zarar görmekte olan veya zarar görmüş olup tazminat veya adalet bekleyen var; onlara diyeceğimiz yok ama başka düşüncelere kapılmadan yani taraf tutmadan birleşmenin yararına inanan var mı? Varsa çok az olmalı ki durup doğru dürüst bir izahat vermeye çalışan yok.

İşin tuhaf tarafı azınlığa düşüyoruz diye bağırıp çağıran ve sonumuz geldi diyen çok var. Sonumuz geldi ise bunun alternatifi mi değil mi diye gaile çekmeden birleşsin demek olası ama konu soruya yanıt vermektir. Statükonun zararından kurtulmak veya olmuş zararı tazmin etmek de bir gerekçedir elbette ama bunlardan bağımsız olarak da birkaç yarar olsun yok mudur?

Bulamazsak bizi tazmin ettiğini söyleyen de çıkabilir, statükonun zararını yok edecek bir antlaşma önerisi de gelebilir. Türkiye Rumlar için kesenin ağzını açtı. Zararı tazmin edeceğim politikası güdüyor. İlerde de zarar getirecek şeylere de Yunan dışişleri bakanının reddetmediği ve ne miktar düşünüyorsunuz diye iskandil ettiği bol toprak verip Kuzeyi unutmaları önerisini yapan TC dışişleri bakanının önerisi örnektir. Buna barışçılar ne der?

Osmanlı’nın Kıbrıs’ı İngilizlere kiralamasına ve bizi kümesimizdeki tavuklarla beraber terk etmesine ve böyle bir kiralamayı bizden toplayabileceği ve aslında asla kaynak olmadığı için o miktarda toplayamadığı vergi gelirlerini göstererek yapmasını düşünün. Bu gibi soruları o kuşaklara da sormak gerekti ama sormadık. Yüz yıldır bu Ada’da yerel kamu harcamaları için, İstanbul’dan yollanan askeri ve sivil görevlilerin ücretleri ve masrafları dâhil buradan karşılanır gerisi de Bab-ı Ali’ye yollanırdı. O pay artık İngiliz tarafından Osmanlı borçlarının ödenmesi için ki çoğu Fransa’ya gidecekti, bizim tarafımızdan ödenecekti. Ada’nın gelirleri bunu karşılayamadığı için de gelirleri artırmak için özel gayret harcamak ve İngiltere’den para getirtmek gerekli olurdu. Gene de Kıbrıs Türkiye’den daha istikrarlı ve sürekli bir gelişme içine girebilmişti. Buna rağmen Kıbrıslı Türklerin Rumların itirazlarına rağmen bu payın ödenmesini savundu. Şimdiki Türkiye’nin Toprak verip Kuzeyi kendine bağlamasını alternatif olarak gördüğü gerçeği karşısında bile objektif olarak birleşmeye tüm Kıbrıs’a yararlı diyecek bir şey bulamıyor olanlara ne demeli?

Gerçekten bu Kıbrıs’ın birleşmek yararlı değil mi?

AB dünyası birleşip ABD ve Sovyet rekabetine karşı güç kazanmanın şart olduğunu keşfedip Sovyetler dağıldıktan sonra da bunu gerekli görmesi karşısında dahi yok mu aklımıza gelen bir şey? Neden sadece YKP’den yararlıdır sesi çıksın ki?

1990 seçimlerine CHP seçimlerin demokratik olup olmadığını denetlemek için bir heyet gönderdiğinde YKP’yi de ziyaret etmişlerdi. Onlara sanılmasın ki biz sadece dünya ayrılmayı kabul etmediği için federasyonu savunuyoruz, biz ayrılmayı değil yeniden birleşmeyi yararlı gördüğümüz için federasyonu savunuyoruz demiştik de biz der demez heyet zamanımız bitti deyip kalkıp gitmişti. Her halde başkasından böyle bir iddia duymadığı için şaşıp kaldıkları ve elçilikten olan rehberleri böyle şeyler duymasını istemediği için uyarınca kalkıp gitmişlerdi.

Biz gene de soralım. Birleşmenin yararına inanmadan barışçılık plâtonik olmaktan ileri gitmez değil mi deyip şu yararı bize de anlatın. Bakalım bizden fazla ne biliyorsunuz?