SELAHATTİN DEMİRTAŞ: Erdoğan’ın bayrak meselesi ilgili sözleri tam bir ırkçılık ve provokasyondur

41

Yeniçağ Gazetesi, ve Hakkari  Güvener  Radyosu Gazeteci-Yazarı  Necmettin Çapa’nın  hazırlayıp sunduğu “ATEŞTEN SİYASET”  adlı programa katılan Selahattin Demirtaş, Necmettin Çapa ve Radyo Güvener Müdürü Yaşar Yıldız’ın sorularını yanıtladı.

Necmettin Çapa: Kürtlerin statüsüz yaşamaya karşı tahammülünün bittiği görülmektedir. Sizce bu tahammülün bittiği noktada Kürt coğrafyası için neler bekliyor?

Selahattin Demirtaş: 30 yıl geriye gidersek, Kürt sorununun 100 yıllık geçmişini değerlendirerek ancak doğru tayin yapılabilir. Bu gün Kürtlerin yaşamış olduğu sosyal psikolojik, ve halen yaşıyor oldukları siyasal, ekonomik, kültürel durumları aslında 100 yıllık Kürt sorununun biriktirip getirdiği sorunlarla aynı zamanda çözüm önerileriyle doludur. Türkiye bir seçim atmosferine giriliyor. 12 Haziran da Türkiye bir seçim yapacak. Liderlerin birbirine söyledikleri son derece seviyesiz söylemler birbirlerine verdikleri cevaplar seçim meydanlarında rahatlıkla duyulabiliyor. Türk ve Kürt halklarının seçim gündemini aşan siyasal talep ve beklentileri karşısında bir taktik hedef alarak, bir basamak daha ileri taşımaya yönelik siyasal yaklaşım ve talepler var. Kürt halkı Kürdistan dediğimiz coğrafyada binlerce yıldır yaşıyor. Buranın kadim halklarındandır. Elbette Kürdistan coğrafyasında çok sayıda medeniyet çok sayıda kültür yaşamıştır. Bunlar kendi arasında zaman zaman savaşlar yapmış zaman zaman birlikte kardeşçe yaşamayı başarmıştır. Fakat bu topraklarda kadim halklardan biri olarak Kürt halkı günümüze kadar varlığını sürdürmüştür.1000’li yılların başından itibaren Türk halkı ile birlikte özellikle Malazgirt savaşı sonrasında bu coğrafyada bu topraklarda bir kardeşlik hukuku geliştirmiş ve birlikte yaşamaya başlanmıştır. Bu topraklarda sadece Kürt ve Türk halkı yaşıyor denemez. Çok sayıda medeniyet/ halk kültürü yaşamıştır. Bunların varlığını halen sürdüren, sembolikte olsa yaşamını sürdüren topluluklar vardır. Ama en nihayetinde olan Kürt ve Türk toplulukları Anadolu, Kürdistan ve Mezopotamya coğrafyasında şu an varlığını sürdüren kadim halklardandır. Cumhuriyet rejiminin kurulmasından sonra Kürt halkının o güne kadar kendi anavatanında var olan statüsü Türkiye Cumhuriyeti Devleti tarafından yok sayılmaya çalışılmıştır. Kürt halkının statüsü yeni kurulan Türkiye Cumhuriyeti Devleti’nin sınırları içerisinde bir özerk yönetime kavuşturulması hedeflenmiştir. Kürt haklıda bu çerçevede hesapsız-kitapsız-pazarlıksız-çıkarsız bir şekilde Kurtuluş Savaşı’na destek vermiş ve o dönem Müslüman Halk’ların ortak birliği şeklinde özellikle İstanbul’daki halifenin korunması ve kollanması amacıyla yola çıkılmış, nihayetinde ise Cumhuriyet kurulmuştur. Cumhuriyet kurulduktan sonra da Kürdistan mebusları resmi olarak ilk meclise katılmışlardır. Ve sıfatları Kürdistan mebusudur.1924 anayasası öncesi Mustafa Kemal İzmit’te bir gazeteciye vermiş olduğu bir röportajda da ifade etmişti bunları. Hem de yakın çevresinde hükümet toplantılarında Kürtlerin statüsünün bu şekilde belirlenmesinin daha doğru olabileceğini bir özerklik şeklini alabileceğini belirtmiştir. Fakat 1924 anayasası ile birlikte Kürt halkının o dönemki statüsü reddedilmiştir. Özerklik statüsü kabul edilmemiştir. Yani 1924’te Kürtler ne halk, ne de birey olarak kabul edilmemiştir. Kürtlerin hem özerklik statüsü ret edilmiş, hem de Kürt olmanın kendisi ret edilmiştir. Herkese Türk denilmiş  ve etnik olarak da tek dil ve bu milletin dili Türkçe’dir denmiştir. Sonraki yıllarda da bu tezi güçlendirmek açısından resmi tarih yazılmıştır. Fakat geleceğimiz geçmişimizde gizlidir. Bu nedenle tarihi kısaca özetledim. Kürt halkının 1924’te inkâr edilen statüsü iade edilmezse; Kürt halkı’nın sorununun çözüldüğünü söylemek imkânsızdır. Türkiye Cumhuriyeti sınırları içerisinde, misak-ı milli adı verilen sınırlara dokunulmadan Kürt halkının yaşadığı coğrafyada yerel yönetim muhtariyet dediğimiz özerklikle kendi kendini yönetebilme idare etmesine fırsat tanımak imkansızdır.

 

Necmettin Çapa: Sol ve Emek güçlerinin Kürt demokrasi hareketiyle kurdukları stratejik ittifakta Kürt ve Türk halkları için nasıl bir umut kaynağı olabilir?

Yaşar Yıldız : Recep Tayyip Erdoğan, Kemal Kılıçdaroğlu’na sert sözlerle yüklenerek “Kılıçdaroğlu diye biri yoktur. Kılıçdaroğlu sanaldır. CHP’nin başına getirilmiş bir vitrin süsüdür. BDP’nin bile parmağında oynattığı bir kukladan ibarettir” demesi, ayrıca Başbakanın “Hakkâri’de Türk bayrağı açmak cesaret ister” sözlerine karşın neler söylemek istersiniz?

Selahattin Demirtaş: Sayın Kılıçdaroğlu kendisi ile ilgili kısımlara kendisi cevap verir. Yâda vermez kendi bilir. Ama bizi ilgilendiren kısım şudur. Bizim kimseyi parmağımızda oynattığımız yok. Hiçbir partiyle siyaset dışı bir yöntem ve ilişkimiz yoktur. BDP’nin, Türkiye’deki siyasi gücü herkes tarafından biliniyor. Ranta/ çıkara dayalı bir parti değiliz. İhale partisi ise hiç değiliz. Siyasete demokratik çerçevede yaklaşan, halkın değerlerine vicdan ölçüsünde yaklaşan tek parti biziz. Hakkari’nin tavrı doğru anlaşılmalıdır. Hakkari halkının başbakanı protesto etmesi de, CHP mitingine gitmesi de devlete ve AKP’ye gönderilen bir mesajdır. Fakat başbakan bu mesajı almamakta ısrar ediyor. Hakkari esnafı kan ağlıyor ama kepenk kapatmadan değildir. Hükümetin ekonomik ve siyasi politikalarından kaynaklanıyor. Bölgenin bütün ticaret yolları kapatıldı, hayvancılık öldürüldü, modern tarım yapılmadığı için kendine yetecek kadar bir üretim söz konusu… Sanayi yok. Turizm yok. Şimdi buradaki esnaf  kan ağlıyorsa kepenk, kapatıyorsa  sadece bir defa kapatıyor ki sonsuza dek kapanmasın. Çünkü bu gidişle esnaf iş yapmaz hale gelecektir. Yani  kepenkleri tümden  indirecektir. O nedenle  sanılmasın ki  Hakkari esnafı kepenk kapatmayı çok hevesli bir şekilde, sanki kepen kapatmada büyük bir zevk alıyormuş gibi göstererek; kendi kendine esnaf olarak büyük bir zarar veriyor ve bundan zevk alıyormuş gibi gösterilmeye çalışılıyor. Elbette, biz de Hakkari esnafı da ister ki hiçbir zaman kepenk kapatılmasın, ticaretini ve üretimini sağlıklı bir şekilde yapsın. Kendini geçindirebilsin ve ekonomisini sağlasın. Bu hepimizin en doğal hakkı ve arzusudur, Hakkari halkı zaten kepenk kapatmasada tepkisi tavrı örgütlü gücü ortadadır. Zorunlu durumlar  dışında kimse kepenk kapatmıyor ki, Hakkari halkı kapatacağı günü bilir kimsenin kapatın demesine  bağlı değil bu. Bu konuda herkes duyarlı olmalıdır. Esnaf kendi içinde bu kararı alır. Tepki olarak kepenklerini indirir. Bu da çok nadir günlerde görülen bir şeydir. Umarım bu günler az olur ama umut ediyorum ki herkesin bu karara saygı duyması gerektiğini anlar. Aslında bunları konuşurken bile, Türkiye’de demokrasinin ve insan haklarının ne derecede olduğunu anlayabiliriz.

 

Yaşar Yıldız: Erdoğan’ın “Hakkari’de Türk bayrağını açmak yürek ister” sözünü nasıl değerlendiriyorsunuz?

Selahattin Demirtaş: Erdoğan’ın bayrak meselesi ilgili sözleri tam bir ırkçılıktır. tam bir provokasyondur. Biz defalarca şunu dile getirdik: Türkiye Cumhuriyeti devleti ve hükümetinin bürokratları, etnik kökenleri ne olursa olsun bakmaksızın bu coğrafyada yaşayan insanlara, bu devletin bayrağını, bir ırkın bayrağı olarak dayatmıştır. Bunu Kürtler de her halde çok yakından hissediyordur. Her Kürt bunun acısını yüreğinde hissetmiştir. Denmiştir ki Kürt’e sen bu bayrağı kabul edeceksin  çünkü sen Türksün. Bu Türk bayrağı olduğu için sende bu bayrağı kabul edeceksin.Bunu hangi vicdan kabul edebilir. Kürt’te buna itiraz etmiştir. Hayır ben Türk değilim, ben Türkiye cumhuriyeti vatandaşı olarak yaşayan bir Kürdüm ve dilim de Kürtçedir, demiştir. Eğer sen bu bayrağa Türk bayrağı demişsen, etnik bir kimliğin bayrağıdır diyorsan; o zaman bu bayrak benim bayrağım değildir. Bayrak meselesinde bile yanlış yapan Kürtler değildir. Devletin kendisidir. Ve bizler diyoruz ki bayrak, bir ırkın  bayrağı, etnik  kimliğin bayrağı olmaz, ülkenin bayrağı olur. Vatandaşı temsil eder, o ülkeyi dış ülkelere dış arenada temsil eder. Şimdi bakın Alman bayrağı tüm Alman halkını temsil eder. Alman ırkını etnik kimliği temsil etmez. Amerikalıların, İngilizlerin, Fransızların da öyledir. Türkiye’nin de öyledir. Fakat bu zorla dayatmaya çalışılarak, sorun haline getirilmeye çalışılıyor. Başbakan bir haftadır meydanlarda resmen bu kışkırtmayı yapıyor: “Hakkari’de Türk bayrağı taşıtmak cesaret ister” diyor. Şimdi bir Başbakan kendi ülkesinin vatandaşına bu kadar prokovatif dille yaklaşabiliyorsa, gerisini siz düşünün. Bu sözlerde şunu demek istiyor; bu bayrak Türkün bayrağıdır. Ve türkün bayrağını Kürdün eline vermek cesaret ister. Böyle bir anlayış olur mu? Başbakan bunu söylüyor, biz bunu düzeltmeye çalışıyoruz… Bayrak Türkün bayrağı değil, Türkiye’nin bayrağıdır. Eğer siz böyle yaklaşırsanız bayrağı burada sevdiremezsiniz. Son derece yanlış bir yaklaşımdır bu. Bu zihniyetin devlet tarafından derhal terk edilmesi gerekmektedir. Yoksa Kürtlerin bayrağa düşmanlığı yoktur. Ama zorla bir dayatma söz konusu olacaksa Kürtlerde buna tepki gösterecektir mutlaka…

 

Necmettin Çapa:  Erdoğa’nın, “Hakkari için hayallerim vardır”… Ve hayallerin  gölgesinde yüzlerce asker ve askeri araçlarının sınıra  sevkıyatı söz konusu, Hakkari Kalesi’nin, Şehir Merkezi’ndeki gözetleme kulelerini nasıl değerlendiriyorsunuz ve Erdoğan’ın Hakkari’de ilk kez “oy namustur” demesini nasıl değerlendiriyorsunuz?

Selahattin Demirtaş: Sayın Erdoğan’da bazen doğru söylüyor. Bozuk saat bile günde iki sefer doğru gösterir. Evet, oy namustur ve namus da satılamaz. Şimdi Hakkari Kalesi, Hakkari’deki abartılı güvenlik önlemlerinin alınması meselesi önemlidir. Biz seçimden sonra Hakkari’nin bütün yerel sorunlarını masaya yatırırız. Öncelikle Hakkari’nin kalesi, Hakkari’nin Merkezi’nde ve herkesin hem sosyal ihtiyacını giderecek, hem de turizme açılmasını sağlayacak bir mekanın, askeriye amaçlı kullanılması hiç mantıklı değildir. O nedenle Milli Savunma Bakanlığı, İç İşleri Bakanlığı, demokratik   olarak basınç altına alınmalıdır. Biz mecliste, parlamentoda bunu gerçekleştireceğiz. Güvenlik bahanesiyle doldurulan kalenin boşaltılmasını sağlayıp, turizme açılmasını sağlayacağız. Yine bu abartılı güvenlik önlemleri, Hakkari açısından büyük haksızlıktır. Hakkari kent merkezinde bir güvenlik problemi yoktur. halkın taciz edilmesi, rahatsız edilmesi konusunda kulaklarımıza  duyumlar geliyor.  Bu konuda halkın tepkisi çok sert olur. Bunu da buradan açıkça söylemek istiyorum. Bazı güvenlik güçlerinin, bazı yerlerde, halka yönelik tacizlerde bulunduğu, bu konuda Valiye ve yetkililere sesleniyorum: Böyle bir yaklaşımın karşısında Hakkari halkının tepkisi çok sert olur. Eminim ki bunu yapanlar da ne yaptığının farkında değil. Bu durumun ciddiyetinin farkında olmayan kişiler, umut ediyorum ki, bu sorunlarda çok yakında çözülür. Ama Hakkari halkının sadece Kürt sorunundan kaynaklı siyasal  sorunları yoktur. Ekonomik sorunlar ve sosyal sorunları, kültürel  sorunları vardır… Hakkari tarihi içerisinde  bir çok medeniyete ev sahipliği yapmış, başkentlik yapmış ve medeniyet beşiği  olmuş bir merkez,  bir kültür merkezi; bir çok medresesi olan ve yer  kalıntıları olan sadece üç medrese şehir merkezinde bulunan  bir kenttir. Böyle bir kentin Türkiye’nin en uç noktasında bulunması nedeni ile terk edilmişliği, bir kenarda unutulmuş, sürgün kenti olarak anılması çok büyük bir talihsizlik  ve haksızlıktır…

Hakkari bu sorunları ancak kendi öz dinamitleri ve öz gücü ile kırabilir. Hakkari’nin her açıdan çok güçlü bir potansiyeli vardır. Ve ben inanıyorum ki, biz kendi sorunlarımızı çözüp burada da yerinde yönetim modeli ve demokratik özerklik modeli ile idari açıdan da yetkili meclisler kurabilirsek, hem  merkezin Ankara bütçesi ile hem de yerelin katkıları ile oluşturulacak bütçe ile özerk bir bütçe yönetimi oluşturabilirsek, bir yıl içerisinde 80 yıllık geçmişin kirliliğini, temizleyebiliriz…