Sahte yaşamlar

85
Bir kez daha gündemi belirledik…

‘Askersiz Lefkoşa’, üzerinde konuşulması, açıklama yapılması gereken konulardan biri oldu. Taraflar pozisyonlarını almaya başladılar…
Solculuğu kendi kendilerine layık görenler taraf bile oldular, askersizleşmeyi çözümden sonraya attılar, gerekçeler ürettiler. Birkaç hafta önceki yazımızda bu kampanyanın turnusol kağıdı olacağını söylemiştik, ki bizi bile şaşırtacak hızda yazı kendini doğruladı.
Burada sorun olan aslında, hükümetçilik oyunu değil, kraldan çok kralcı olunmasıdır. Askerler daha soruna taraf olmadan, bir solcu parti onlardan önce davranıp pozisyon belirlemesi dikkat çekici bir unsurdur ama bunu ne güneydeki ne de kuzeydeki bazı dostlara anlatabilmek çok kolay olmuyor her zaman…
Bir dönem gelir, o dönemdeki söylemlere bakarak herkes koca koca ünvanları layık görür kimilerine…
Hala daha İnönü’nü Meydanındaki eylemleri devrim olarak niteleyenler var, çünkü bakmayı bilmiyoruz…
Nasıl bir devrimdir ki, hala statükonun bütün kurumları yerinde durabiliyor? Hala daha TC Elçiliği bütün yetkileri ile geçen dönemi aratmayacak şekilde çalışmalarına devam edebiliyor, TC Yardım Heyeti bütün ağırlığı ile Kıbrıs’ın kuzeyindeki tüm ekonomik ve siyasi yaşama hakim oluyorsa, neyin değişimi?
YKP’nin 90’lardaki söylemini hatırlayanlar bilecekler, hep sahnenin arkasına atıfta bulunurduk, sahneniz önündeki oyunu değil, arkasındaki oyunu anlatırdık insanlara… bir dönem sahnenin önündekiler yeterince sürece hakim olamadılar ve arkadakiler tüm çıplaklığı ile çıkmışlardı sahneye, tekrar kendileri için uygun ‘huzur ve güven’ ortamını oluşturup çekildiler yerlerine, sahne gerisinden yönetmeye devam ediyorlar her şeyi gene. Ama görünmedikleri için kimse onları hatırlamıyor…
Eskiden ‘KKTC tanınsın’ denmekteydi, şimdilerde direk ticaret deniyor, peki direk ticaretin anlamı nedir? Farklı kelimelerle de olsa KKTC mühürü ile, KKTC makamlarının kontrolünde ticaret anlatılmaktadır. Peki böylesi bir ilişkinin anlamı tanınma değil mi? Perdenin gerisindekiler söylem ve avukat değiştirdiler, siyaset değil, ama biz hala yalnızca Rum’a sövmeye devam etmekteyiz anlaşma istemez diye…
Bir grup insan Mayıstaki Kıbrıs Cumhuriyeti için başvuru yaptı ama onlar da Türkçe konuşmuyorlar. İçişleri Bakanından resmen Kıbrıs’ın kuzeyinde de yetkisini kullanarak seçim yapmasını istediler, nasıl mı? Herkes bulunduğu yerde oy kullanması gerektiğine göre, bize seçme seçilme hakkı tanınırsa, oyumuzu nerde kullanacağız? Herkes bulunduğu yerde kurulacak sandıklarda kullanacaksa, bu sandıkları kim kuracak? Başvuruya bakarsanız talepte, Hristu’nun gidip, Kıbrıs Cumhuriyeti yurttaşı Girneliler için Girne’de sandık kurması isteniyor, yani Hristu’nun yetkilerinin Girne’de bittiğini kabul ediliyor. Ne güzel. Keşke kuş gribi de ortaya çıktığında Kıbrıs Cumhuriyetinin Sağlık Bakanın yetkilerinin İncirli Köyünde geçerli olacağını hatırlasalardı… Evet, bugünkü uluslararası hukuğa göre Hristu’nun yetkileri Yeşilırmak’tan Karpaz’a tüm kuzeyi de kapsar ama de-fakto durumdan dolayı bunun işlemediği de gene uluslararası hukuğunun bir yorumudur. Bu konuda bizim sorunumuz yoktur da acaba Akıncı ve Erel’in de mi yoktur? Akıncı mutlaka Özkan Murat ve Hristu arasında tercih yapması gerekir, eğer her ikisi de İçişleri Bakanı ise bu ne garip ülkedir? Bilim kurgu filmlerde çok gördüydük, iki üç adet güneşi olurdu gezegenlerin, bizimkinin de 2 adet İçişleri Bakanı var ne güzel? Akıncı, akıllı bir siyasetçi, hangisinde kendine koltuk verirlerse ona oturacak, ne fark eder ha KKTC İçişleri, ha KC, onun için hiç farkı yok…
Her şeyimizde tuhaflılar kendini gösteriyor. Yapılan araştırmalarda kadının özellikle ailenin içinde şiddete maruz kaldığı, zorla cinsel ilişkiye zorlandığını net şekilde ortadayken, gece kulüpleri mantar gibi çoğalıp parasını verip isteyip istemediğine bakmaksızın ‘paralı tecavüzler’ yaygınlaşırken bir tecavüz için sokaklara dökülebiliyoruz. Sokağa dökülüp tepki vermek sorun değil ama hergün yaşanan ‘doğal tecavüzler’ (!) içinde, yani evindekini, komşusundakini, gece kulübündekini yok sayıp sokakta eylem yapanlar gerçekten tepki mi veriyor?
Çözümden bahsedip ne kadar Rum malı varsa yağma ediyoruz, barıştan bahsediyor ama askere toz kondurmuyoruz, neyimiz gerçek, neyimiz samimi bilen var mı?
Bunca maske ile, bunca mış gibiler arasında gerçek nerde başlar bu ülkede bilen var mı?