Reform bütçede de görülmedi – Alpay Durduran

94

durduran2Demokratik bir ülkede halkın iradesinin mecliste oluştuğu iddiası vardır. Bu iddia geçerlidir çünkü seçimden seçime demokrasi için ancak meclis vardır. Basın ve sivil toplum örgütleri ve demokrasiyi destekleyen demokratik hukuku destekleme kurumu olan yargı buna ektir ama meclisle kıyaslanamaz. Çünkü hepsi de yasaların verdiği yetki ve yaptığı düzenlemelerle çalışırlar. Onun için meclis çok önemlidir.

Bütçe meclise bakanlar kurulu tarafından gönderilir. Ancak gönderilmeden önce demokratik olsun diye anayasa koyucu önce bir uzun vadeli (beş yıllık) kalkınma planı yapılmasını ve her yıl da bütçeden önce yıllık programın o kalkınma planına göre yapılıp bütçenin ona uygun yapılmasının sağlanmasını emreder. Çünkü ayni zamanda bakanlar kurulunun yıllık programın ilkelerini hazırlayıp sosyal ve ekonomik konseyin görüşmesini yani sivil toplumun görüşlerinin alınmasını emreder. Bütçe böylece halkın görüşleriyle zenginleşmesini ister. Bütçe ondan sonra hazırlanır.

Katılımcılık, ilgililerin görüşlerini alma ve diyalog gibi süslü lafların kullanılması şık görünür ama gerçekleşmesi ancak bu yoldan geçmekle olası olur. Siyasilerin sözlerine yalan gözüyle bakanların haklılığı burada sırıtır.

Onun için bütçe anayasaya aykırıdır ve hukuk devletiyle demokrasiye karşı yapılmıştır.

En önemli sorun meclisinin bunu hiç dert etmemesidir. Çünkü rejim tüm gücüyle meclisten geçen yasaların uygulanmasını sağlamaya çalışır ve yaptırım gücü hukuk devletinin uygulanması olarak görülür. Meclis hukuku dert etmiyorsa yapılacak olan nacak devletin yaptırım gücüne karşı çıkmakla olabilir ki isyan demek olur. Yargı da isyancıları halkı görmez ve onları ezmeye çalışır. Geriye tek seçenek seçimi beklemektir.

Seçimi beklerken bu hukuk dışı yapıyı eline geçirmiş olanlar halkın gücünü ve servetini yeniden seçilmek için kullanır. Bunun adı da popülizmdir. Popülizm olduğu TC elçiliğinin son raporunda da tanımlanmıştır. Yani Türkiye de bilmektedir ki burada popülizm vardır. Buna rağmen popülizmin yaratıcılarını tüm gücü ile destekler. Bütçeye de katkısını bu gücü pekiştirmek için kullanır.

Kıbrıslı kıskaçtadır.

Mecliste yeni kişiler var ve bol bol hukuk devleti sözleri eder ama gereğini yapmak için konuşmaya bile çalışmaz.

Bütçe sosyal, kültürel ve ekonomik tüm politikaları içerir. Yapılacak her iş için para gerekir, yani bir politika uygulanacaksa bütçede para olarak karşılığı olur. Ne arasan bütçede karşılığını bulursun.

Meclis denilen organ ilk kez İngiltere’de kralı yani yürütmeyi mali olarak denetlemek için kurulmuştur. O zaman insan hak ve hukukunu korumak için de kavga olduğundan onun için de kurallar meclise verilmişti. Ancak esas mali denetim yani bütçeyi elinde tutmak esas görevdi. Yoksa meclis olmazdı. Buna rağmen mebusların bütçeyi bilme ve denetleme haklarını hükümete devretmeleri tam bir aymazlıktır. İçinde muhalefet olduğu için güven duymayan insanlar meclisi budamayı başardılar. Yetki devretme dalaveresi ile elinden yetkileri aldılar. Meclis de eskiden tepki sesleri yükselen adımları es geçerek buna razı oldu.

Bütçe kalem kalem hazırlanırken bir kalemden başka bir kaleme aktarma yetkisini hükümete ve maliye bakanına vererek mebuslar kendi asli yetkileri olan acele veya gereklilik diyerek kendi dayanaklarını krala devretmiş ortaçağ halkına benzediler. On veya 20 katına kadar artırma ve bir kalemden öbür kaleme %50’ye varan aktarma yetkileri düşünüldüğünde vekillerin mecliste yaptıkları için ne anlamı kalır ki!

Nitekim zaten şimdiye kadar bütçe yasasının uygulamasını anlatan kesin hesaplara bakılırsa yılsonu gerçekleşme oranı  %70 dolayındaydı, şimdi daha da bozulacaktır çünkü paranın nerelere aktığı baştan kararlaştırılanlardan çok faklı olacaktır.

Bütçe yasası meclise gönderilmeye başlandıktan hemen sonra devlet gelirlerinin kişilerin gelirleriyle orantılı harcamalara katılması ilkesi ile ilgili olarak sorgulanırdı. Şimdi sorgulayan da kalmadı. Çünkü vergi adaleti söz konusu bile değil. Direkt vergilerin dolaylı vergilerle karşılaştırılması çok konuşulur idi. Buna ekonominin daha iyi denetimini sağlayacak araç diye KDV de yasalaştırıldıktan sonra ipin ucu kaçtı. Dolaylı vergilere bir de vergi dışı gelirler kalemindeki aşırı artışlar devleti en büyük vurguncu haline getirdi. Vekiller de buna hizmet etti. Meclis meclis olmaktan çıktı. Muhalefet için en kolay eleştiri fırsatı olmasına rağmen muhalifler de ayni kafaya geldi ve sermayenin işçileri dışında verdikleri vergilerin hesabını konuşan da kalmadı.

Adil vergi ve rekabette haksızlığın önlenmesi kavgası da sermaye örgütlerine kaldı.

Meclisteki sol söylemin sahipleri vergi adaletinden dahi bahsetmez oldu.

Bütçenin kolayca ve çok maddesi oy birliği ile geçiyor ya gerisini siz anlayın.

Devlet yardım versin dediğinize halktan alınana adaletle tam ters gelirlerin halkın daha kolay sömürülmesini desteklemek için kullanılmasını istemiş oluyorsunuz. Başka bir şey değil.

Tarımın desteklenmesini istediğinizde devlet hazineden para kullansın dersiniz. Ancak o hazine adaletsiz bir gelirle elde edilir. Geliri az tarımcı ile geliri çok memur ve sermaye sahibi ve çalışanı ve esnafı da en adaletsiz şekilde o geliri sağlar. Kimden alıp kime verdiğiniz ve hangi sektörü desteklediğiniz belli olmaz. Vergilerin adalet yanında ekonomiyi devlet eliyle yönlendirme işlevi de vardır. KDV’nin toplamlarına baktığınızda lüks mallardan daha fazla vergi alınır görünür ama toplamlar yerli üretimin desteklenmesi veya sosyal adalet için ters etki yaptığını anlatır. Bu açıdan inceleme yapıldığını görmek ve gerekli istatistikleri bulmak olanaksızdır.

1975’ten sonra çıkarılmaya başlanan ve aktüel olarak bulunamayan programlardaki yerli üretimi destekleme veya turizmi belli esaslarda özendirme veya eğitim sektörünü yönlendirip yararlanma çabalarının izlerini sürme olanağı yoktur. Bir programda alınmış bir kararın ne sonuç verdiğini anlatan tek bir satır yazılmadan silindiği ve yerine konanın da ayni akıbete duçar olduğu görülür.

Ortada sadece boş laflar dolaşır.