Parti içi sorunlar üzerine

91
Bir süredir kamuoyunu meşgül eden sorunlarla ilgili yazdığım geçen haftaki makaleye (“yeniden partileşme süreci” isimli makale) ek olarak daha çok somuta ilişkin tanımlamalara yer vererek takviye yapmak istedim. Ama yazmaya geçmeden Roosevelt’in bir açıklamasına atıfda bulunmak istiyorum. Roosevelt, ‘küçük bilinçliler kişileri, avaraj bilinçliler olayları ve büyük bilinçliler de idealeri tartışırlar’ demişti.
Bir süredir kamuoyuna yansıyan açıklamalarda parti içindeki sorunlarla ilgili olarak kullanılan bir tanımlama var. Tanımlama ‘Durdurancılar’dır. Böyle bir tanımlama yalnızca Roosevelt açıklaması ile yorumlanabilecek bir tanımdır.
En azından ben kendi payıma siyasi olarak bu tanımlamayı kabul etmediğimi ve tartışma kültüründen uzak, ideolojik zeminden yoksun bu fikir fukarası tanımlayı sahibine iade ettiğimin altını çizmek isterim.
Kendilerini hala 1970’lerin çarpık politik mücadele formatında tutarak sloganlar ve genellemelerin üzerine ama içinde düşünceye ait en küçük bir kırıntının olmadığı, dedikoduya ve fısıltı gazetelerine dayanarak kendilerini ifade edenlere karşı ideolojik zeminde mücadele hattında kalmaya devam edeceyik çünkü bizim düşünce önemlidir.

Okuyalım ama anlayamaylım, seçimler için ne yapmalı?
Seçimler ve İttifaklarla konusunda yazdıklarımızla ilgili Özker Özgür’ün makalelerinden kısa alıntılar yapmak bazı konuları anlamakta bize yardımcı olacaktır.
Özker Özgür 2000 yılının Ocak aylarında Londra’da bulunmaktaydı ve Yeniçağ Gazetesindeki köşesinden komut verirmiş gibi “Denktaş’ın seçilmemesi için gereken yapılmalıdır” başlıklı bir makale yazar ve daha sonra patlayacak krizin ilk işaretlerinden birini verir. Makalede Özker Özgür şöyle der:
“Bu nedenle Denktaş’a karşı yarışan adaylardan hangisi ikinci tura kalırsa kalsın, geriye kalanların O’nu desteklemeleri tarihsel bir görev olacaktır” (21 Ocak 2000)
İlginç bir şekilde, Şener Leventlerin casusluk suçlaması ile tutuklanmaları ve sonrası sürecinde, 2000 yılının Temmuz ayındaki makalesinde de Eroğlu konusunda dikkat çeker:
“Erken ve hakça çözüm yanlısı güçler Eroğlu faktörünü çok iyi değerlendirmek  zorundadırlar. Eroğlu’nun tabanı dikkate alınmalıdır. Denktaş’ın Türkiye’deki derin devletin buyruğunda olduğunu, Eroğlu’nun ise Kıbrıs Türk ticaret burjuvazısının sözcülüğünü yaptığını bilerek politika üretmek gerekmektedir.” (21 Temmuz 2000)
İşin komik tarafı 1998 yılının Eylül ayındaki makalesinde “30 Ekim 1995 tarihinde kamuoyuna söylediklerimde ısrarlıyım” diyerek o açıklamayı köşesinde tekrar yayınlıyor ve
“Bu yönetsel yapı içinde halkın istenci parlamentoya olduğu gibi yansıyamadığı için halkın parlamentoya ve hükümete gönderdiği temsilcileri toplumun varlığı ve kimliğini koruyucu önlemlere yönelememektedirler. Ekonomik önlemlerle ilgili takvimin başarısı yapının değişmesine bağlıdır” (13 Eylül 1998) diyerek rejim değişmeden sorunların çözülemeyeceğini açıklıyordu. Hatta Özker Özgür bir sonraki haftaki makalesinde daha da ileri giderek:
“Kıbrıs’ın kuzeyinde hükümete gelinebileceğini fakat iktidar olunamayacağını bile bile statükocu partilerden biri ile hükümete gelmeyi amaçlamak statükoyu benimsemek, rejime teslim olmaktır” (20 Eylül 1998) diyebilmişti.
Geçen Çarşamba Afrika Gazetesinde yayınlanan ve bu haftada Yeniçağ Gazetesinde de yayınlanacak makalesinde de Özker Özgür:
“Eroğlu politik duruş olarak Denktaş’tan çok farklı değildir. Ancak Eroğlu’nun siyasal geçmişi Denktaş’ın siyasal geçmişine benzemez. Denktaş’ın sicilindeki politik söylemler Eroğlu’nunkilere benzer ama eylemleri örtüşmez. Daha açık yazmak gerekirse bugün Denktaş’ın makamında Eroğlu otursaydı Şener ile Memduh hapiste olmazdı….”  (23 Ağustos 2002) diye yazmaktadır.
Çok ufak bir kesitte yaptığımız bu yazı yolculuğunda da net şekilde görüldüğü gibi Özker Özgür rejime karşı tam olarak değil ama Denktaş’a karşı ‘şeytanla bile ittifak yapmaya’ hazırdır.
Gerçek anlamı ile ilerici yurtseverlerin seçenekleri arasında hiçbir zaman Hitler- Mussolini arasında seçim yapma seçeneği olmamıştır. Yada rejime karşı mücadelede rejimin işbirlikçileri arasından ittifak yapmak için seçim yapmak da bizlerin seçenekleri arasında yoktur.
Biz hala Özker Özgür’ün 1998 yılında seçimlerle ilgili yazdıkları noktasındayız ama Özgür hala o noktada mı bilinmez.

Makyavel olsa ‘iktidar için her yol mübahtır’ derdi, öyle mi?
Yalçın Okut’ta geçen haftaki makalesinde:
“Her dönemde, her yerde böyledir. Darbeciler haksız ve kritik durumda olduklarını bildiklerinden telaşa kapılıp saldırganlaşıyorlar. Kirpileşip olmayan düşmana karşı dikenlerini kabartıyorlar; diyalog yolunu kapatmayı seçiyorlar” diyerek biz ‘Darbeci Kanadı’ suçlamaktadır.
Yalçın Okut birçok konuda bilgi sahibi olmasına rağmen okuyucusu yanıltarak birilerinin diyalog yolu kapattığını iddia ediyor.
Diyalog yolları çoktan kapanmıştı ama var olduğu varsayılsa bile diyalog isteyen yada istediği varsayılan Yalçın Okut ve ‘Darbelendiği iddia edilen Kanat’ niçin 25 Temmuz tarihli Parti Meclisini terk etti. Yada madem iyi niyet var olduğu iddia edildi en azından ahlaki açısında 26 Temmuz tarihli Afrika Gazetesinin yalana dayalı manşet haberin yalanlaması yapılmadı.
Daha da ileri giderek ‘Darbelendiği iddia edilen Kanat’ ilerleyen günlerde adı geçen gazeteye sahte de ilan de vererek kamuoyunu yanıltmaya devam etti.

‘Toplanın statükoyu gerileteceyik’ teorisi ile kim geriler?
Adı geçen açıklamaların birinde havaya savrulmuş makyajı güçlü kendi ise pek bir şey ifade etmeyen bir tanımlama kullanılmıştı. Tanımlamada “Statükoyu bölünerek değil birleşerek geriletilebileceği” iddia edilmekteydi.
Sol argümanların içinde tarihsel materyalizm önemli bir yer tutar ve emeğin mücadele tarihinden öğrendiğimiz iktidarları ekletik olarak bir araya gelerek geriletebilmenin olanağının olmadığıdır. İktidara karşı mücadelenin, güçlü politik zemine oturması ile ve “ilkeli, düzeyli ve farklılıklara tolerans gösteren ilişkilerin geliştirilmesiyle ve yalnız kendi için demokrasi değil, diğerinin haklarına da saygı gösteren benzeşik politik görüşlerin veya paralel mücadele edenlerin bir araya gelmesi ile çağdaş ittifaklar” yoluyla başarıya ulaşma ihtimali vardır.
Bu koşullar altında ortaklaşabilmenin tüm koşulları ortadan kalkmıştır. Ama en azından bu konuda yazı yazanlar kamuoyunu yanıltmamalı, konuşurken başka yazarken başka kimliklere bürünmemelidirler.
Biz partililer düşen ise olağan kurultay çalışmalarının başlattığımız bugünlerde, parti içinde yüksek sesle yeniden diyerek, kendi yapılanmamızı hızla tamamlamaktır.