ÖRGÜTLERDEN EGEMEN BAĞIŞ’A TEPKİ

200

KTÖS: “Bizi yönetenler Egemen Bağış kadar ‘egemen’ değil”

KTÖS Genel Sekreteri Şener Elcil, Egemen Bağış’ın ‘KKTC, Türkiye’ye bağlanabilir’ açıklamalarına sert tepki gösterdi. Açıklama şöyle:

“Çözüm ister görünüp, Kıbrıs sorununun çözülmemesi için uğraş veren AKP Hükümeti ve Sn. Eroğlu’nun izledikleri politika bir kez daha tüm açıklığı ile ortaya çıkmıştır.

Türkiye’in Avrupa Birliği’nden sorumlu Bakanı Sn. Egemen Bağış’ın yaptığı entegrasyon açıklaması, çözümsüzlüğün gerçek tarafını ortaya çıkarmıştır. Adaya nüfus aktarılmasının, vatandaşlık dağıtılmasının, kamusal alanların AKP’ye yakın yeşil sermayeye peşkeş çekilmesinin, cami külliye yapılmasının aslında entegrasyona hazırlık olduğu bir gerçekliktir.

Görüşme masasında kabul edilmez önerilerle giden Sn. Eroğlu “Rumlar anlaşma istemez” mazeretinin arkasına saklanarak 1 Temmuz’a yönelik çalışma yapmaktadır. Yapılan açıklamalar, izlenen siyaset tek bir amaç içindir. O da adamızın kuzeyinin Türkiye’ye entegrasyonudur. Bu gerçekten hareketle devletin adının ve anayasanın değiştirileceği, demokratikleşme sivilleşme adı altında ayrılıkçı rejime makyaj yapılacağı ve Kıbrıs Cumhuriyeti pasaport ve kimliklerinin kullanımına kısıtlama getirileceği ile ilgili yaptığımız açıklama bir kez daha doğrulanmıştır.

Türkiye Cumhuriyeti bakanının, Kıbrıs’ın kuzeyi ile ilgili kesin ifadelerle açıklama yapması, adamızın kuzeyinde yapılan seçimlerin göstermelik olduğunu ve ülkeyi idare ettiğini söyleyenlerin de kukla olduklarını doğrulamaktadır. Adamızın kuzeyini yönetenler kuklalıktan öte Egemen Bağış kadar “egemen” değillerdir. Kıbrıs Türk toplumunun siyasi iradesini ipotek altına koyup, işbirlikçilerle sadece Enosis’e (entegrasyona) hizmet etmektedirler. Enosis çığırtkanlığı yapan Türkiye’nin Avrupa Birliği’nden sorumlu bakanı Sn. Egemen Bağış’a söyleyecek sözü olmayanların, Kıbrıs Türk Toplumunu temsil etme hakları da yoktur.

 

KTOEÖS: “ENTEGRASYONUN ADINI SAYIN EGEMEN BAĞIŞ KOYMUŞTUR…”

Kıbrıs Türk Orta Eğitim Öğretmenler Sendikası (KTOEÖS), Türkiye’nin Kıbrıs’ın kuzeyiyle birleşme veya mevcut hâkimiyetçi ilişki şeklinin devamlılığını amaçlayan dış politikasıyla Kıbrıs Türk halkının iradesini ortadan kaldırması yananda, Kıbrıs Türk halkıyla Türkiye halklarını bilinmez bir maceraya sürüklediğini ileri sürerek, “Entegrasyonun adını Sayın Egemen Bağış koymuştur” dedi.

KTOEÖS Başkanı Tahir Gökçebel konuyla ilgili olarak yaptığı yazılı açıklamada, Kıbrıs sorununda Türkiye ve Kıbrıs Türk liderliğinin çözüme odaklanmamasının, Kıbrıs Türk halkını tamamen ortadan kaldırmayı amaçladığını belirtti. Açıklama şöyle:

“Kıbrıs’ın kuzeyi ile birleşme veya mevcut hâkimiyetçi ilişki şeklinin devamlılığını amaçlayan Türkiye dış politikası, Kıbrıs Türk Halkının iradesini ortadan kaldırdığı gibi, Kıbrıs Türk Halkı ile Türkiye Halklarını bilinmez bir maceraya sürüklemektedir.

Kıbrıs sorununda Türkiye ve Kıbrıs Türk Liderliğinin çözüme odaklanmaması, Kıbrıs Türk Halkını tamamen ortadan kaldırmayı amaçlamaktadır. Ulaşılabilecek çözüm parametrelerine bugüne kadar görüşmeler yoluyla ulaşılmıştır. Çözüm için bu noktadan sonra iki tarafın siyasi iradesine ihtiyaç vardır. İki tarafın liderliğinin bu doğrultuda bir pozisyon alması, Kıbrıs Halklarını bu yönde hareketlendirip çözüm trendinin yakalanmasına yetecektir. Oysa şu anda iki taraf liderliği de çözüm umutlarını,  görüşme masasındaki tavırları, açıklamaları ve yaklaşımları ile tüketmektedir ve sanki halkların talebi ve yaklaşımları bu tutummuş gibi göstermekte, halklarının sözcülüğünü yaparmış gibi davranmaktadırlar. Özellikle çözüme en çok ihtiyaç duyan Kıbrıs Türk Halkıdır. Bu durumda entegrasyon edebiyatı, çözüme engel olmaya çalışmaktan başka birşey değildir.

Bugüne kadar TAKSİM tezi ile ENOSİS tezinin kimlere hizmet ettiğini bilen Sn. Egemen Bağış düşünce ve açıklamaları ile aynı çevrelere hizmette kusur etmemeye devam etmektedir.

Türkiye Cumhuriyeti hükümetleri ve işbirlikçileri tarafından yaklaşık 50 yıldır uygulanan ayrılıkçı, entegrasyoncu ve asimilasyoncu politikalar, Kıbrıslı Türkleri siyasi eşit ortak yapan meşruiyeti ortadan kaldırmaktadır.

Söylem, davranış, açıklama ve tutumları ile Kıbrıs Türklerini devre dışı bırakanlar, Kıbrıs’ın kuzeyinde sömürge düzeni yaratanlar, hukuki ve meşru zeminden kaçarak tüm Kıbrıs’ın sahibi, sözcüsü durumuna Kıbrıs Rum Hükümetini getirmişlerdir.  Dünya tarafından tanınan ve yakında AB Başkanlığı yapacak Kıbrıs Cumhuriyeti’nin sadece Kıbrıs Rumlarınca temsil edilmesini sağlamışlardır. Bir zamanlar eşit ortak olan Kıbrıs Türklerini, kendi yurtlarında 2. sınıf vatandaş yapılmışlardır. Bu politik tutumlarıyla, elde ettiklerini paylaşmak istemeyen Kıbrıs Rum liderliğinin ekmeğine yağ sürmekte ve statükodan çıkar ummaktadırlar.

Bugüne kadar 2. sınıf politik tezlerden Kıbrıs Türklerine hiçbir fayda üretilememiştir. Bugün aba altından gösterilen politika yine en çok Kıbrıs Türklerini hedef yapmaktadır. Sn. Egemen Bağış ve lider görünümündeki politikacılar, Kıbrıs Halkları yararına davranıyormuş gibi TAKİYE yapmaktan vazgeçmeli ve susmalıdırlar.

Bugün orta doğuda emperyalist “Batı cephesinin ön plana ittiği Türkiye Cumhuriyeti’nin Sn. Başmüzakerecisi Egemen Bağış özellikle Libya, Suriye, İran ve bölgedeki gelişmelerde ABD’de politikalarının gölgeleyicisi ve uygulayıcısı durumunda iken, Kıbrıs Türk Halkının barış umutlarına ve çabalarına karşılık artık siyasi anlamda Kuzey Kıbrıs’ta inandırıcılığı ve etkisi kalmamış olan “Rumculuk edebiyatını” piyasaya yeniden sürmesi tamamıyla Türkiye kamuoyuna yöneliktir. Son dönemlerde Türkiye’nin ABD’de güdümlü Ortadoğu politikasını gölgelemeyi ve Türk kamuoyunun dikkatini başka yönlere çekmeyi amaçlamaktadır.”

 

 

Kıbrıs AB Derneği: “Çözümsüzlük üzerine oynanan oyunları kabul etmiyoruz”

Kıbrıs AB Derneği Başkanı Mustafa Damdelen bir basın açıklaması yaparak tek ümidin iki toplumdaki çözümden yana güçlerin sesini yükseltmek olduğunu belirtti.

Kıbrıs sorununu çözmek için 45 yıldır toplum liderleri BM Genel Sekreterlerinin arabuluculuğunda “çözüm hedefiyle” müzakere ediyormuş gibi yapıyorlar. Kıbrıs sorununda masaya konmayan ve görüşülmeyen öneri kalmamıştır. Artık Kıbrıs sorununun çözümsüzlüğü üzerine oynanan oyunları kabul etmiyoruz. Kamuoyu yoklamalarına göre Kıbrıslı Türk ve Kıbrıslı Rumların büyük çoğunluğu çözüm istemektedir. Liderlerin görevi, tekerleği yeniden icat etmek değil, halkların istekleri ve uluslararası hukukun emrettiği doğrultuda çözüme ulaşmaktır. Her iki toplumun da Kıbrıs sorununun çözümünden azami fayda sağlayacağı tartışmasız bir durumdur.

BM Genel Sekreterinin çizdiği yol haritasına uyulması toplumların yararınadır.

Green Tree Zirvesi sonucunda BM Genel Sekreteri, yıllardır deneneni bir kez daha talep etmiş ve Mart ayı sonuna kadar Yönetim ve güç paylaşımı, mülkiyet ve nüfus konularında ilerleme kaydilmesini istemiştir. Yeterince ilerleme kaydedilirse, Garantörlerin ve AB nin de katılacağı çok taraflı konferansta Kıbrıs’ın AB dönem başkanlığı öncesinde sorunun çözüme ulaştırılması denenecektir.

Bahsi geçen üç konuya kısaca göz atmakta yarar vardır.

Nüfus konusunda karşılıklı verilen rakamlar 210,000 Kıbrıslı Türk, 630,000 Kıbrıslı Rum olduğu ve bu konuda sorun yaşanmayacağı basına yansımıştır.

Çapraz oylama ve dönüşümlü başkanlık konusunda Talat ve Hristofyasın uzlaşıya vardığı bilinse de Sn. Eroğlu buna karşı çıkıyor. Bizce çapraz oy %10 oranında olsa bile politikacıların diğer toplumun da istek ve ihtiyaçlarını dikkate alma dinamiğini yaratacağı için yararlıdır.

Mülkiyet konusunda prensipler üzerinde anlaşılması ve  detayların kurulacak mülkiyet komisyonunda çözülmesi zor değildir. Rum liderliği esnek davranabilmek için Kıbrıs Türk oluşturucu devletinin talep edeceği toprak miktarını öğrenmek istemektedir. Bu bilgi Rum liderliği ile paylaşılabilir.

Uluslararası konferansa gidilmesi için bu üç konuda ilerleme sağlamak zor değildir.

Halbuki, üzülerek bir kez daha görüyoruz ki; BM Genel Sekreterinin çok taraflı konferans için ilerleme kaydedilmesi talebi karşısında Türkiye hükümetinde ve toplum liderlerinde siyasi istek görünmüyor ve süreç bilerek ve isteyerek bir kez daha tıkanmaya doğru gidiyor. Çözümün önünde engel olarak kullanılan Garanti Antlaşmaları, dört özgürlük, çapraz oy, dönüşümlü başkanlık, toprak, nüfus ve benzeri konuların, öncelikle  Kıbrıslıların yararı düşünülerek, Birleşik Kıbrısın AB içinde yer alması hedefiyle ve insan haklarına saygılı olacak şekilde kısa sürede çözümü mümkündür. Bu durum bir kez daha Kıbrıslıların gözünden kaçırılmaya çalışılıyor, ve alternatif yollar varmış gibi çözüm karşıtı mesajlar veriliyor.

Tek umut çözümden yana güçlerin sesini yükseltmesidir.

2004 döneminde Kıbrıslı Türkler, Kıbrıs Türk sivil toplum hareketi öncülüğünde tarihi  bir mücadele sergilemişti. Ne var ki, uzun zamandır pasifize edilen ve iç konulara odaklanan Kıbrıs Türk STÖ’leri duyarsız davranıyor ve harekete geçmekte gecikiyor. Halbuki, Kıbrıs sorununun çözüme ulaştırılması için yeniden gayret gerekiyor.

Mevcut yaşam şartlarının iyileştirilmesine yönelik her çaba yine Kıbrıs sorununun varlığı ile baltalanmakta ve STÖ’lerinin gayretini kısır bir döngü içerisine sokmaktadır. 2004 yılı sonrası yaşanan yorgunluk ve çözüme  inançsızlık son bulmalı ve kamuoyunun erken çözüme yönelik talep ve baskısı artırılmalıdır. Kuzeydeki çözümden yana siyasi partiler ve sendikalar, “hükümet değişsin sorunlar bitsin” yaklaşımlarını askıya almalı, Kıbrıs sorununa odaklanmalıdır. Günü birlik, kısa vadeli iyileştirme çabaları, uzun vadeli kazan-kazan prensiplerine dayalı bir çözüm arayışına dönüştürülmelidir.

Güney Kıbrıs’ta Başkanlık seçimleri yarışı erken başlamıştır. Çözümün tarafı olmayan küçük partilerin desteğini alma çabaları çözüm dinamiğini zayıflatmaktadır. Başkanlık yarışı Temmuza kadar ertelenmeli, AKEL ve DISI çözüm bağlamında işbirliği yapmalıdır. Kıbrıslı Rum STÖ’leri de bu iki partinin çözüm yönünde işbirliğini teşvik etmeli, erken çözüm için seslerini yükseltmelidir. Toplumların sessizliği bölünmüşlüğü kalıcılaştırmaktadır.

Türkiye  Doğu Akdenizde güçlü olmak istiyorsa Kıbrıs sorununun çözülmesi ve Birleşik Kıbrısın AB içinde yer alması gerektiğinin bilincinde olmalıdır. Kendi nüfusuna Kıbrıs adası üzerinde dört özgürlüğü sağlama odaklı politika uygulayan Türkiye’nin artık bunun mümkün olmayacağını anlaması ve çözüme katkı koyması sağlanmalıdır. Garanti anlaşması da, sadece iki toplumun güvenlik ihtiyaçlarını karşılamak temel hedefi ile yeniden düzenlenmelidir.

Her fırsatta çözüm istediklerini ve 1 Temmuzda başlayacak olan  AB Dönem Başkanlığı’nda Birleşik Kıbrıs’ı görmek istediklerini belirten Türkiye politika yapımcılarını göreve davet ediyoruz. “Türkiye çözüm istermiş gibi görünüp karşı tarafı suçlu sandalyesine oturtmak gayesindedir” yansıması değiştirilmek isteniyorsa zamanı şimdidir. Bilinmelidir ki; Kıbrıs sorunu, AB değerlerinde, insan haklarına saygılı ve BM kararları temelinde çözülmelidir ve bu çözümün başka alternatifi de yoktur.

Çözüm, her iki topluma büyük faydalar sağlayacağı gibi, Türkiye-AB ilişkilerini olumlu etkileyecek, Avrupa’nın güvenlik sisteminin oluşturulmasında NATO ile işbirliğinin önündeki engeli kaldıracak, doğal gaz konusunu bir çatışma ortamından çıkarıp işbirliği dinamikleri yaratacak, Doğu Akdeniz’de ticari faaliyetler gelişecektir.

Çözümsüzlük, başta Kıbrıs Türk toplumu olmak üzere tüm tarafların zararınadır. Taraflar, kendi “en iyi” çözümlerini yakalamaya çalışırken, çözümsüzlüğün bedelini ödemek istemiyoruz.

Her iki toplumdaki çözüm yanlılarına çağrımız şudur; kişisel, zümresel ve partisel çıkarlar bu ortamda sürdürülemez ve geliştirilemez. Bu yöndeki çabaları çözüm sonrasına kadar bir tarafa bırakıp Kıbrıs sorununun çözümü için sesimizi yükseltmeliyiz.

Çözümsüzlük üzerine oynanan oyunları kabul etmiyoruz.

 

KGP’den Bağış’a tepki: “İş – gal al – tın – da – yız”

Kıbrıslı Gençlik Platformu (KGP), Türkiye’nin AB Bakanı ve Baş Müzakerecisi Egemen Bağış’ın, Londra ziyareti sırasında, Kıbrıs’ı ile ilgili açıklamalarını ve İrsen Küçük’ün, Bağış’ı destekleyen açıklamalarını kınadı.

KGP’nin konu ile ilgili açıklamasının tam metni şöyle;

Eğer ülkenizden uzaktaysanız, her gün okursunuz ülkenizin gazetelerini ve içindeki her bir haberi. Hem de teker teker hepsini. İşte bu yüzden günden güne yaşanan değişimi gözlemleyebilirsiniz. Bizler, yani Kıbrıslı Gençlik Platformu, yurtdışında öğrenim gören Kıbrıslı öğrenciler olarak Kıbrıs’la ilgili okuduğumuz her haberde, içerisinde Kıbrıs geçen her açıklamada tüm Kıbrıs halkının gün geçtikçe daha da aşağılandığının ve yok sayıldığının farkındayız.  Bu da yetmezmiş gibi görevi kendisini seçen halkı temsil etmek ve bunun gerekliliklerini yerine getirmek olması gereken “sözde hükümetimiz” aşağılamaları onaylamayı ve hatta daha da ileriye taşımayı temel görevi edinmiş durumdadır ki bu görevlerini de hiç sekteye uğratmamaktalar. Buna örnek olarak Türkiye’nin AB Bakanı ve Baş Müzakerecisi Egemen Bağış’ın sözleri ve KKTC Başbakanı İrsen Küçük’ün onu destekleyen açıklamaları gösterilebilir.  Sn. Bağış “KKTC Türkiye’ye bağlanabilir, çözüm olmaması halinde her seçenek masadadır.” açıklamasından sonra rahatsız olan kesimlere heceleyerek okumaları çağrısında bulundu. Biz okuduğumuzu ve dinlediğimizi anlayabilecek kapasitedeyiz. Oysa Sayın Bağış ve onun yalakaları Kıbrıslı Türkler’i anlamamakta ısrar etmektedirler. Bu yüzden onlara kolayca anlayabilecekleri bir dilde taleplerimizi heceleyerek söylüyoruz “ Kıb-rıs, Tür-ki-ye-nin İş-ga-li al-tın-da-dır! Kim-se bi-zim ül-ke-mi-zi bi-ze sor-ma-dan ken-di top-rak-la-rı-na bağ-la-ya-maz!”

Sn. Bağış’ın bu açıklamasından sonra tartışmalara son vermek ve halkın gerçek düşüncesi temsil etmek amacında olması gereken Sn. Küçük ise KKTC’nin Türkiye’ye bağlanmasını “değerlendirilmesi gereken bir seçenek” olarak yorumlamakla yetinmiştir.  Bu noktada çıkarılabilecek muhtemelen sonuçlardan biri KKTC Başbakanı’nın halkın düşüncesiyle ilgili en ufak bir fikri olmadığı ya da halkın düşüncesiyle sadece ilgilenmediğidir. Diğeri ise zaten Sn. Küçük’ün KKTC adına konuşma yetkisi olmadığı ve 82. il konusundaki kararın KKTC halkına zaten bırakılmayacağıdır. Sonuç olarak bizce İrsen Küçük ve hükümetinin hala daha görevde olmasının tek nedeni icraatlarını “halk için değil,  halka rağmen” yapıyor olmalarıdır.

Kıbrıslı Gençlik Platformu olarak son olarak değinmek istediğimiz konu Maliye Bakanı Ersin Tatar’ın açıklamalarıdır. Sn. Tatar, 8 Mart Dünya Emekçi Kadınlar Günü arifesinde kadınlarımızın evde oturduğunu, buna karşılık Türkiye’den gelen kadınların evlere temizliğe gittiğinden bahsetti.  Maliye Bakanı bu ırkçı karakterdeki açıklamasıyla kadınlarımızı aşağılamasının yanında iki halkın kadınlarını karışı karşıya getirmektedir. Bu kıyaslamadan Kıbrıslı kadınlar tembel, Türkiye’den gelen kadınlar çalışkan gibi sonuçlar çıkarılabilmesine karşın bu açıklamadan sonra aldığı tepkilere rağmen Ersin Tatar’ın bir özür dilemeye bile gerek duymaması ülke gerçekleriyle olan yakından(!) ilgisine ve kadın emeğine duyduğu saygıya(!) bağlanmalıdır herhalde de biz bu açıklamayı da yanlış “heceliyoruzdur”!

Son olarak belirtmek isteriz ki Kıbrıslı Gençlik Platformu, AKP ve UBP hükümetlerinin el birliğiyle her gün bir taşını daha ekledikleri entegrasyon politikalarına inat her koşulda birleşik ve tam bağımsız Kıbrıs’ı savunmaya devam edecek ve eklenmeye çalışılan her yeni taşta sesini gün geçtikçe daha çok duyuracaktır.