Örgütlenememiz yada örgüt deneyimlerimiz

111

Son dönemde, Kıbrıs’ta Sosyalist Gerçek çevresi Bu Memleket Bizim Partisi düşüncesini ortaya attı.

İyi de parti nedir?

Kuzey Kıbrıs’ta yaşanan olay ve olgular sonrası ortaya çıkan kimi kavramlar gerçekten tartışmaya değerdir. KSG’nın platform yada başka birşey değil de parti önermesi de bu çerçeve içinde ele alınmalıdır.

Siyasi partiler belli düşünce yapıları içinde bir araya gelen bireylerin oluşturduğu bir üst örgütlenme şeklidir. Onu dernek veya başka sivil toplum örgütlerinden ayıran da bu üst örgüt olma özelliğidir.

Siyasi partinin diğer özelliği de üst örgüt olma özgülüne uygun pratikleridir. İdeolojik olarak geliştirilen politikaların pratikte ortaya konması partinin ana mayasını oluşturur.

Sol veya rejimedüzene alternatif politika geliştiren partilerin de ana mayasını oluşturan düzenin değiştirilmesine yönelik politikaların ortaya çıkmasıdır.

Sol olarak kendini tanımlayan partilerde partinin üst kadroların konumlanmasına veya koşullara göre görünen ve görünmeyen politik yaklaşımlar ortaya çıkabilir. Koşulların getirisi olarak ortaya çıkan durumlarda sol etnik çerçevesinde bu durumun gelişmesinde çok sorun yoktur. IRA ve Sınn Fein arasındaki ilişki benzeri bir ilişki koşulların getirdiği süreç içinde olağandır ve topluma yanıltıcı mesajlar verilmediği yada topluma karşı açık olunduğu sürece bu ve benzeri ilişkilerin ortaya çıkması doğaldırkabuledilebilir.

Ancak ikinci olarak gelişen, söylem ve pratik arasındaki fark, yada pratiğe ait farklı politik yaklaşım eskiden beri hep oportünizm olarak adlandırılmıştır. Partinin mevcut politikalarından sapması partinin yüce çıkarları ile veya halk öyle istiyorla örtük olarak açıklansa da aslında olan parti içindeki dominant kadroların kendi geleceklerini kurtarma eyleminden başka bir şey değildir. Bu yüzden dominant kadrolar fazla risk almamak için hızlı bir şekilde parti içinde kollektif yaşama müdahale eder ve partinin yüce çıkarları ile veya halk öyle istiyorla örülmüş söylem içinde, gelişen yeni sözlü kültürle kadrolarına bugün böyle söylemek gerektiği ama partinin nekadar ilerici demokrat ve hatta erdemli olduğu anlatılır. Bu masallara inan veya itaat eden bireyin aslında iki profili vardır: ya dominant kadroların parçası olmakdominant kadro olmak yada bilinçsizyetersiz tecrübesaflıkgüven gibi insani duygularla başlayan daha sonra ortaya çıkan ilişkilerin getirisi olarak feodal ilişkilerle (iyi arkadaşdostiş ilişkileriakrabalık ilişkileri vb) oluşan ve çoğu zaman futbol taraftarlığa dönen üye olamayan yan yana duran insan yığınlarına dönen partili bireyler…

Bu şekilde gelişen ilişkiler içinde sol iddialı partiler hızlı bir şekilde düzenin partileri ile benzeşmeye başlar. Bu şekilde gelişen ilişkiler içinde kitlelerin de güveni kaybolur ve parti ile kitleler arasındaki ilişkiler maddi çıkar temelinde gelişir. Parti hızlı bir şekilde çürür ve düzene ekledik olarak entegre olur…

Herkes normal koşullarda siyasi hareket yürütebilir ancak özel koşullar altında siyasi oluşumlar ciddi bir sınavdan geçerler. Örneğin ‘KKTC’ ilanı bu özel duruma ciddi bir örnektir.

‘KKTC’ ilanı üzerine çok konuşuldu. Baskı varmıydı yada yok muydu?

O döneme dönmek bazı alıntılar yapmak gerekirse;

“… sağdan ve “sol”dan hareket edenler ayni noktada buluşuyorlar, ama bu bizi yıldıramaz. Biz, ne fırtına, ne dalga, ne batma tehlikesi ne azgın denizden korkarız. Biz elimizdeki pusulayı yürüteceğiz ve varış limanında demirleyeceğiz”[i]

diyerek yola çıkan CTP açıkça bağımsız devlet anlayışına karşı mücadelesini 1980lerin başında, yayın organlarındaki yazıları ile sürdürmüştü.

“CTP olarak birçok kez bağımsız Türk Devletine karşı olduğumuzu belirtmiştik.

….

(Başbakan Çağatay (yn)) Bu ekonomik ambargonun kalkmasının ancak “ Bağımsız Devletle” gerçekleşebileceğini öngörüyor.

….

Çağatay hangi güdü ve dürtü ile yola çıkarsa çıksın CTP, Kıbrıs’ın kuzeyinde bağımsız bir devletin ilanına karşıdır. CTP’nin böyle bağımsız bir devletin ilanına karşı oluşunun temel nedeni 1960’da doğan Cumhuriyetin bağımsızlığına, bağlantısızlığına ve toprak bütünlüğüne verdiği önemdir. Kıbrıs’ın kuzeyinde bağımsız bir devlet ilan etmek, Kıbrıs’ın bağımsızlığına ve toprak bütünlüğüne doğrudan saldırmaktır. Bu davranış ise Kıbrıs Devletini parçalayıp yutmak isteyen ve Ada’yı NATO’laştırmak çabası içinde olan emperyalizmin işini kolaylaştıracaktır. …. ….. . CTP, iki toplum arasındaki uzlaşır çelişkinin giderek uzlaşmaz bir çelişkiye dönüştürülmesine ve bu yoldan Kıbrıs’ın bağımsızlığının canına okunmasına izin veremez. Kıbrıs’ın kuzeyinde bağımsız bir devlet ilanına karşı çıkışımız işte bu temel nedene dayanmaktadır.” [ii]

“Toplumumuzdaki her oportünist gurupçuğu şemsiyesi altında toplamaya çalışana “ARİF”çilerin (Arif Hasan Tahsin (yn)) kısacası SÖZ’cülerin partimize yönelttikleri saldırıların önemli saydığımız bir-iki noktasına değineceğiz.

….

2) “Sol”cular, Ulusal Soruna dayanarak, “kendi geleceğini belirleme hakkını”nı istemek suretiyle Kıbrıs Türk toplumlumunun ayrılmasını histerik bir biçimde istemektedirler. Bu oportünizmi ve ihaneti “devrimci lafazanlık”la süsleyerek Bağımsız Türk Devleti tezi öne çıkarmakta, dolayısıyle emperyalizmin eline çanak tutmaktadırlar.

Partimiz, Bağımsız Türk Devleti tezine karşı durdukça, kitleler partimizin gösterdiği perspektif doğrultusunda hareket ettikçe bu “sol” lafazanlar kudurmakta, çılgına dönmektedirler.

….

Öte yandan gerici–işbirlikçi güçler de Bağımsız Türk Devleti tezine sarılmaktadır. Onlar bu tezi şovenist istem ve sınıfsal sömürü açısından yaklaşmaktadırlar.

….

Bağımsız Türk Devleti Tezi, gerek devrimci lafazanlıklar, gerekse şovenizme sağ ve “sol”u yarıştırmaktadır. Her ikiside bu teze şiddetle karşı çıkan partimize saldırmakta, her ikiside Kıbrıs’ı bölmek isteyen emperyalizmle buluşmaktadır.”[iii]

“Günümüzde de devam eden bu “ayrı devlet” kampanyası karşısında Partimiz onurlu bir mücadele vermiş, Parti tarihine yazılacak şanlı bir direniş göstermiştir.”[iv]

Bu uzun alıntıları elbette yapmak ihtiyacı bugünkü CTP’nin politikalarını tek başına eleştirmek değil. Ayni zamanda parti kavramını da tartışmaya açıkmaktır.

CTP’nin bu keskin çıkışları ardından o dönem haftalık yayınlanan Yenidüzen Gazetesinin 22 Kasım 1983 tarihli 269 sayılı gazetesindeki haber ise adete hiçbirşey yaşanmamış gibi aktarıldı:

“İnşallah hayırı olur; KKTC ilan edildi”[v]

haberde adeta bir öz eleştiride vardı: “Devlet Başkanın bağımsızlığı desteklememeleri halinde doğabilecek durum hakkında uyarılarını dikkate alan TKP ve CTP ayni gece vakitlerinde yetkili organlarını ayrı ayrı toplayarak sabahleyin yapılacak oylamada olumlu oy vermeyi kara bağladılar.” (agy)

Ayni gazetede Yenidüzen imzalı başyazıda da: “Olumlu oy vermekle birlikte TKP ve CTP, bağımsızlığın ilanına bağlı olarak yaşanabilecek bir kısım gelişmelerden endişe duyduklarını dile getiriyorlar.” (agy) belirtilirken Bakış köşesinde Özker Özgür topu güneye atmaktaydı: “Rum burjuvazisi bütün bu tutum ve davranışları ile Türk burjuvazisine Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyeti’ni ilan etme olanağı verdi” ve köşesinin sonunda yenilen pehlivan güreşe doymaz dedirtecek şekilde “Toplumlararası barış ve Kıbrıs’ın bütünleştirilmesi için uğraşlarımız sürecektir.”

Ama dönemi en iyi anlatan, yasadışı mücadele koşullarında kodlu yazılan romanlar gibi yada Gramscinin ünlü tekniklerini anımsatan; anlatan daha doğrusu anlatırken anlatmayan yazıyı ayni gazete Gündem köşesinde Zeki Erkut yazar ve bu yazı onun Yenidüzen’deki son yazısıdır: “Olağanüstü dönemlerde yazarla yasalar ve devletin yetkili ve sorumlu kişileri arasında böylesine “sıcak” bir ilişki vardır.

Dolayısı ile yazar, bu gibi dönemlerde kendisi “bir ana şevkati ile saran“ yetkililerin ve sorumluların başını ağrıtıp, o kadar yoğun işleri arasında bir de kendisiyle uğraşmalarına gönlü razı olmaz. Yazmak istediğini istediği şekilde yazmaktan vazgeçer, düşüncesine, kalemine bir yerde “kelepçe” vurur.” Yazar, tabi bu arada yazıdaki mesaja da dikkat çekmekten geri kalmaz: “kısacası bu yazımda ille de önemli birşey aramayınız. Yazmadık çünkü…”

‘KKTC’ ilanı sonrası yine TKP-CTP’nin karşı çıkmalarına rağmen dıştan atanan 30 kişi ile birlikte 70 kişilik Kurucu Meclis oluşturuldu. Bu tarihte herhalde ender bulunan bir durumdur çünkü seçilmişlerin kararı ile seçilmiş kadar atanmış ile Kurucu Meclis oluşturuldu.

Bu aşamada da tavırlar ilginçtir. 29 Kasım tarihli Yenidüzen Gazetesindeki “Beyaz Darbe” başlıklı Başyazıda: “Federe Devlet, … …, yaşayan ve gelişen bir toplumun sahip olduğu tüm kurumlara sahip, tam teşekküllü bir devletti.

Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyeti, İşte bu devletin bir devamıdır” gibi ilginç bir teori üretilir.

Yani sapma çok ciddi bir şekilde yaşanır ama parti kadrolarına bunun zorlu bir sapma olduğu teorisi anlatılır.

Daha önceki yazımızda bunu yaşananlara kısaca değinmiştik

“Meclise girebilmeyi düşleyen her politik parti üyesi için uyulması zorunlu yazılmamış kurallar vardır. Birey, partisini bu uyulması zorunlu yazılmamış kurallara uydurarak meclise girebilmek için zora dayalı ilişkiye girer. Birey, bu uyulması zorunlu yazılmamış kurallara rejime daha ‘az zararlı’/ ‘çok yararlı’ yeni kavramlar geliştirir” [vi]

işte bu süreçte CTP kendini revize ederek yoluna devam eder. Benzer şekilde 85 Anayasa oylaması ve 1990 DMP deneyimleri ile kendini çeşitli formatlara sokan parti en son hükümetçilik deneyimleri ile de kendini ortaya koymuş ve parti içi operasyonlarla kendini rejim için daha az zararlı hale getirmiştir.

Bu yaşananlar aslında TKP içinde geçerlidir.

“Gündüz Vassaf’ın daha önce Ayrıntı Yayınlarında çıkan daha sonra İletişim Yayınlarının yayınladığı Cehenneme Övgü Kitabının arkasında şöyle yazılmaktadır:

“Totalitarizmin kendini yeniden üretmesi, yalnızca baskıcı ve zora dayalı yöntemlerle değil, bireylerin de sınırlı bir özgürlüğe razı olmasıyla gerçekleşir. Yaratıcılığını zorlayarak özgürlüğünü zenginleştirme çabasına girmeyen birey, var olanla yaşamayı seçer. Bu noktada düzen, bireyin onayıyla ayakta kalıyordur artık. “Seçme özgürlüğü” düzenin sunduğu çeşitlilik oranında vardır: “Ya şu yada bu”dur.””[vii]

Bu alıntıya bir kez daha ihtiyaç duyulmaktadır. Çünkü yukarda kısaca analizini yapmaya çalıştığımız ‘KKTC’ ilanı öncesi ve sonrasına yönelik CTP dökümanlarındaki bilgiler ışığıdaki olgular bize bu alıntının doğrulanmasına bir kez daha götürmektedir.

Söz konusu olan CTP de değildir aslında..

“Kuzeye ait sosyal bir çözümleme denemesi Yada kuzeye ait aykırı düşünceler” ve “Sol üzerine düşünceler”[viii] yazılarında örneklemeye çalıştığımız kuzeydeki oturamayan yada oturtulmak istenmeyen sol üzerine mücadele ve düşünce sisteminin genel eleştirisidir.

Bu yönü ile çeşitli grup ve partiler bu yönü farklı yöne de olsa ısrarla sapmalar göstermektedirler.

Yaşananlar aslında ‘sıradan faşizm’in tüm hayata hakim oluşudur.

Ve bu süreçte ‘sol’ kendini ‘sıradan faşizm’in kuralları ile oynana ve asla kazanılması mümkün olmayan bir ‘tek kale futbol maçı’ ortasında bulur.

Yaşam bizi karşı durmaya zorlarken, sosyalizme iterken Türkiye ve kuzeydeki solun bundan kaçışı aslında totaliterizmin beyinlerimize kazıdığı ya ‘itaat et’ ya da ‘terk et’ komutunun basit yaşama yansıyan yüzdür.

Ama yapılması gereken, önce ezikliği beyinlerden silebilmek. Yani ‘itaat etmemeyi’ önce kendimize öğretmek…

——————————————————————————–

[i] (Sağdan ve “Sol”dan hareket edenler ayni noktada buluşuyorlar sayfa 12-13 Cumhuriyetçi Türk Partisi Bülten Sayı:10/82 Kasım 1982)

[ii] (Parti Kararları syf 5. Cumhuriyetçi Türk Partisi Bülten Sayı: 4/81 Ekim 81)

[iii] (Sağdan ve “Sol”dan hareket edenler ayni noktada buluşuyorlar sayfa 12-13 Cumhuriyetçi Türk Partisi Bülten Sayı:10/82 Kasım 1982)

[iv] (Yayınımıza ara vermemizi haklı gösterecek hiç bir mazeretimiz Yoktur- Basın Yayın ve Propaganda Bürosu sayfa 2 Cumhuriyetçi Türk Partisi Bülten Sayı:5/83 Ağustos83)

[v] Yenidüzen Gazetesi s22 Kasım 1983 Yıl 6 Sayı 269

[vi] Murat Kanatlı Konuk Yazar, 19 Ekim 2001 “Kuzeye ait sosyal bir çözümleme denemesi Yada kuzeye ait aykırı düşünceler” www.hamamboculeri.org sitesinde yayınlanan yazı

[vii] agy

[viii] www.hamamboculeri.org sitesinde yayınlanan yazı