Nükleersiz Akdeniz Konferansı Lefkoşa’da ara bölgede yapıldı

125

CEkEel2UkAIlmnInukYKP’nin de desteklediği Kıbrıs Nükleere Hayır Platformunun da katkıları ile “Akdeniz’de Nükleere Karşı Ortak Mücadele Konferansı” düzenlendi. Lefkoşa’da Ara Bölge Dayanışma Evi’nde düzenlenen konferansta bildiri sunan Kıbrıs, Türkiye ve Almanya’dan katılımcılar Mersin Akkuyu’da inşaatına başlanan nükleer santralin bölgesel ve küresel tehditleri hakkında bilgilendirmede bulundu.
Konferansta bildiri sunan isimler şu şekildeydi; Avrupa Parlementosu Yeşiller Grubu Eş Başkanı Rebecca Harms, Yeşil Gazete, Yeşil Düşünce Derneği ve nükleersiz.org‘dan Dr. Ümit Şahin, Mersin Nükleer Karşıtı Platform yürütme kurulu üyesi ve Mersin Tabip Odası Başkanı Ful Uğurhan, Kıbrıs Nükleere Hayır Platformu’ndan Doğan Sahir ve Dr Stamatina Passalari ve Kıbrıs Araştırma Enstitüsü’nden ise Dr Theodoros Christoudias.

11209642_997195083631534_8775381341399876477_nEtkinlikte okunan ve örgütler adına imzalanan çağrı şöyle:
Nükleersiz Akdeniz Ağı için Çağrı
Romalıların Bizim Deniz “Mare Nostrum” dediği Akdeniz, bugün Arnavutluk, Cezayir, Bosna Hersek, Hırvatistan, Kıbrıs, Mısır, Yunanistan, Filistin, İtalya, Lübnan, Libya, Malta, Fas, Tunus, Monaco, Karadağ, Slovenya, Fransa, İspanya, Suriye ve Türkiye topraklarında yasayan halklarının ortak denizidir. Dolayısıyla, Akdeniz, tarihsel, ekonomik, kültürel ve ekosistem dengesi açısından büyük bir coğrafyayı birbirine bağlamaktadır. Bu büyük ortak yasam alanı ise bugün büyük bir tehlike ile karsı karsıyadır.
Akdeniz’in doğusunda Türkiye 1970’lerden itibaren başlattığı nükleer santral kurma planını, 2010 yılında Rusya ile Hükümetler arası Anlaşma yaparak gerçekleştirme kararı almıştır. Bu karar ile Türkiye, Akdeniz’in geleceğini riske atması bir yana 1975 yılında, Birleşmiş Milletler Çevre Programı (UNEP) çatısı altında 16 Akdeniz ülkesi ve Avrupa Birliği’nin kurduğu Akdeniz Eylem Planı (AEP) ile 1995’te oluşturulup 2002’de genişletilmiş formuna yeniden taraf olduğu Barselona Sözleşmesini de ihlal etmektedir.
2008 yılında Türkiye’den 206 bilim insanı bugün de hala geçerliliğini koruyan bir bildirge ile nükleer santral kurulmasına itiraz etmiştir. Bunun yanında, santral için hazırlanan 2014 tarihli şimdiki ÇED raporunun, bilimsel açıdan doğuracağı riskleri elimine etmek açısından yetersiz ve hukuksal açıdan uygunsuz olduğu da ortaya çıkmıştır. Bizler, Akdeniz’in sakinleri olarak, ortak yaşamımızın güvenliği ve Akdeniz’de yasayan tüm canlıların ve ekosistem dengesinin korunmasına dair olan sorumluluğumuz nedeniyle Mersin Akkuyu’da kurulması planlanan bu nükleer santrali istemiyoruz. Akdeniz’de “gözlemlenemeyecek” ve “denetlenemeyecek” radyoaktivite istemeyişimizin temel gerekçeleri şöyledir:
1- Türkiye bugün nükleer santral kurulmasına karar verilen Mersin Akkuyu için yer lisansını 1975’te almıştır. O zaman projeye yer lisansı veren ekipteki bilim insanları bugün 40 yıl öncesine ait teknoloji ile yapılan değerlendirmeye karsı çıkmakta, yeni teknolojilerle incelenen bölgede farklı fay hatlarının bulunduğunu söylemektedir.
2-Nükleer santralin denizden alacağı deşarj suyunun deniz ısıl sıcaklığını 33 dereceye kadar yükseltmesi deniz canlılarının ve çevresindeki endemik türlerin varlığını tehdit edecek hatta kümülatif etkiyle deniz yaşamını yavaş yavaş sonlandıracaktır.
3- Türkiye Cumhuriyeti Hükümeti ve Rusya Federasyonu Hükümeti arasında imzalanan Milletlerarası Andlaşma’da (06.10.2010 Sayı: 27721) nükleer atıkların nasıl ve nerede depolanacağı olası bir kaza durumunda sorumluluğun kime ait olduğu ve kaza yönetimini kimin ve nasıl yapacağı belirtilmemiştir.
4-Kurulacak santral işletme yetkisine sahip Rusya’nın kontrolünde bulunacaktır, Türkiye tarafının kendi toprağında hiçbir söz hakkı olmayacaktır.
5-ÇED raporundaki imzaların sahte dolayısıyla geçersiz olduğu ispatlanmıştır.
6-ÇED raporuna 5000’den fazla kişiden yapılan itirazlar dikkate alınmamıştır.
7-ÇED raporunda nükleer atıkların nerede depolanacağına dair bir madde yoktur.
8-ÇED raporunda nükleer atıkların nihai depolama alanı belirtilmemiştir.
9-ÇED raporunda uranyum ham maddesinin nasıl transfer edileceği belirtilmemiştir.
10-Nükleer enerji yatırımı şartları gereği hazırlanan Nükleer Enerji Yasa Tasarısı’nda Plutonyum-239, Uranyum-233 gibi radyoaktif izotopların adları geçmektedir ki bu izotoplar nükleer silah yapımı için elde edilmektedir. Bu konu Türkiye Büyük Millet Meclisi’ne soru önergesi olarak verilmiştir. Bu şekilde bir yasa hazırlığı Akdeniz’in barışçıl geleceğini tehdit edecek nükleer silah üretimi planlanına dair şüphe oluşturmaktadır.
11- Nükleer santralin direkt başbakanlığa bağlı olarak işletilecek olması, konusunda uzman olmayan kişilerin yetki ve sorumluluk alması, organizasyonel problemlere sebep olabilecektir ki bugün Fukushima’da yaşanan kazanın sebebinin yetki sorunları olduğu kazada ihmali büyük olan Tokyo Elektrik (TEPCO)tarafından itiraf edilmiştir.
12- Mersin/Akkuyu’ya yer lisansı verilmesinden de önce 1956’da kurulmuş olup 2015’te ÇED raporunun imzalanmasına kadar tüm süreçlerde yer almış bulunan Türkiye Atom Enerjisi Kurumu’nun (TAEK) ÇED raporu imzalandıktan hemen sonra lağvedilerek yerine Başbakanlığa bağlı Nükleer ve Radyoloji Düzenleme Kurumu’nun (NRDK) kurulmuş olması nükleer santrallerin tecrübesiz bir kurum tarafından idare edileceğini göstermektedir. NRDK mali açıdan da denetim dışı bırakılmıştır.
1986’da yaşanan Çernobil felaketinin etkisi Türkiye’de ve diğer bölge ülkelerinde artan kanser vakaları, doğumsal anomaliler ve radyasyona bağlı diğer zararlarla halen sürmekteyken, 2011’de meydana gelen Fukushima nükleer kazasının sonucunda Japonya’da çocuklarda tiroid kanseri sıklıkla görülmeye başlamışken, 43 milyon ton radyoaktif katı atığın ne yapılacağı bilinemezken, terk edilen santral bölgesinden radyasyon yayılmaya devam ederken, kazadan beri bu gün dahil her gün 400 ton radyoaktif reaktör deşarj suyu okyanusa akarak artık Japonya’dan Kanada’nın doğu kıyılarına ulaşmışken ve bu felaketin sonuçlarının gelecekte daha nelere sebep olacağı bilinmezken Akdeniz için endişelenmekte haklı olduğumuz görülecektir.
Benzer bir facianın bir gün Akdeniz’de yaşanmaması, Akdeniz’e radyoaktivitenin karışmaması, Akdeniz’in tabiatını, ekolojisini bozacak bu girişime engel olunması için, bugün Nükleersiz Akdeniz Ağı’nın tesis edilmesi gereken gün olmalıdır!

Çağrının farklı dilleri için
http://web.yesildusunce.org/?page_id=927

GR_Nuclear Free Med – Κάλεσμα για ένα Δίκτυο για Πυρηνική Προστασία της Μεσόγειου
http://web.yesildusunce.org/wp-content/uploads/2015/05/GR_Nuclear-Free-Med1.pdf

EN_Nuclear Free Med- Call for a Network for Neclear Free Mediterranean
http://web.yesildusunce.org/wp-content/uploads/2015/05/EN_Nuclear-Free-Med1.pdf

 

YKP’nin de desteklediği Kıbrıs Nükleere Hayır Platformunun da katkıları ile “Akdeniz’de Nükleere Karşı Ortak Mücadele Konferansı” 9 Mayıs’ta ara bölgede dayanışma evinde düzenlendi.

Ekoloji Forumu

 

Akkuyu’da nükleer santral risktir

Emine DAVUT YİTMEN – Osman KALFAOĞLU – Kıbrıs Gazetesi

Akdeniz’de nükleere karşı ortak mücadele için bir ağ oluşturulması amacıyla harekete geçildi. Avrupa Parlamentosu (AP) Yeşiller Grubu Eş Başkanı Rebecca Harms, bu mücadelede tecrübelerini ve bağlantılarını kullanarak, destek vereceğini açıkladı. Harms, deprem böllgesi olduğu için İtalya ve Yunanistan gibi ülkelerin nükleer santralden vazgeçtiğine dikkat çekerken, Mersin Akkuyu’da bir nükleer santralin riskli olduğunu öne sürdü.

Türkiye’de Mersin Akkuyu’da inşa edilecek olan Akkuyu Nükleer Santraline karşı bölgesel mücadele için düğmeye basılırken AP Yeşiller Grubu Eş Başkanı Rebecca Harms, Kıbrıs Yeşiller Partisi üyesi Geroge Perdikes, Kıbrıs Anti Nükleer Platform üyesi Doğan Sahir, Mersin Anti Nükleer platforum üyesi Dr. Ful Uğurhan,  Türkiye Yeşiller Grubu üyeleri, Kıbrıs Yeşiller Partisi üyeleri, KTÖS Genel Sekreteri Şener Elcil, KTOEÖS Başkanı Tahir Gökçebel ve YKP Yürütme Kurulu üyesi Murat Kanatlı geçtiğimiz akşam düzenlenen yemekte bir araya geldi.

Öte yandan dün, ara bölgedeki Dayanışma Evi’nde “Akdeniz’de Nükleere Karşı Ortak Mücadele” paneli düzenlendi. Harms, panelde bir konuşma yaptı.

 

Harms’dan işbirliği çağrısı

Harms, 70’li ve 80’li yıllarda antinükleer hareketinde yer aldığını anlatarak, bu dönemde yaşadığı tecrübeler ışığında şimdi de Akkuyu mücadelesi için destek vermek istediğini belirtti.  Mücadele iki konunun ön plana çıktığını ve bunlar üzerinde mücadele edilmesi gerektiğini ortaya koyan Harms, söz konusu mücadele noktalarının ekonomik sorunlar ve güvenlik zorlukları olduğuna dikkat çekti.

Akkuyu’nun sadece Türkiye’yi değil, Kıbrıs gibi komşu ülkeleri ve bölgeyi de etkilediğini anlatan Harms, Türkiye’deki vatandaşlarla Kıbrıslıların bölgeyi tehdit eden güvenlik konusunda daha iyi bir duruma ulaşılması için işbirliği yapabileceklerini belirtti.

Harms, Akkuyu Nükleer Santrali ile ilgili yasal zemin olarak yapılabilecek bir şey bulunmadığını kaydetti. Harms, Rum hükümeti yetkilileriyle yarın biraraya geleceğini dile getirerek, yetkililerden konuyu gündeme taşımaları için anti-nükleer anlaşmalar başta olmak üzere, tüm fırsatları değerlendirmelerini isteyeceğini vurguladı.

Kıbrıs Yeşiller Partisi üyesi George Perdikes ise AP Yeşiller Grubu ile yapılacak işbirliğinin Kıbrıs sorunun çözümü yönünde olumlu bir adım olacağını belirtti.

 

Nükleere karşı ortak mücadele

Avrupa Parlamentosu (AP) Yeşiller Partisi, Yeşil Avrupa Vakfı, Yeşil Düşünce, Nükleer Enerji? Hayır Teşekkürler, Kıbrıslılar Bilim Eğitim Sağlık ve Dayanışma Derneği (KIBES) ve Kıbrıs Anti-Nükleer Platformu, dün ara bölgede gerçekleşen etkinlikle Akkuyu’da nükleer santral inşa edilmesini protesto etti.

Adanın güneyi ve kuzeyinden çok sayıda sivil toplum örgütü temsilcisi, çevreci ve akademisyenin katıldığı etkinlikte AP’nin Kıbrıslı Rum üyeleri Takis Hadjigeorgiu ve Neoklis Silikiotis de hazır bulundu.

Lefkoşa ara bölgede bulunan Dayanışma Evi’nde gerçekleştirilen etkinlikte katılımcılar, ilk olarak İngilizce, Yunanca ve Türkçe “nükleere hayır” yazılı dövizin arkasına geçerek üzerinde radyoaktif madde simgesi olan balonları havaya uçurdu.

 

Çimillis: Bölgedeki dostlarla işbirliğine hazırız

Kıbrıs Anti-Nükleer Platform’dan Kiriyako Çimillis, önemli etkinlikte gerçekleştirdiklerini, Kıbrıslıların nükleere karşı güç birliği yaptığını söyledi ve çevre ülkelerde aynı duyarlılığa sahip insanlarla işbirliği yapmaya hazır olduklarını belirtti.

Yeşil Barış Hareketi Başkanı Doğan Sahir ise insanların yaşayacak başka bir dünyası olmadığını bu nedenle dünyayı korumak gerektiğine işaret etti.

İstanbul’da bulunan Yeşil Düşünce Derneği’nden Sevil Turan ise Akkuyu’daki tehlikenin daha da büyüdüğünü, bunun sadece Türkiye’yi değil, tüm Akdeniz ülkelerinin ve oralarda yaşayan kuşakları etkileyeceğini ifade etti.

 

Harms: Deprem bölgeleri çok riskli

AP Yeşiller Partisi Başkanı Rebecca Harms ise Akkuyu’da inşa edilen nükleer santralinin enerjiden çok Türkiye’nin prestiji ve enerji şirketlerinin çıkarlarıyla alakalı olduğunu öne sürdü.

Harms, Akdeniz’de, özellikle deprem bölgelerinde bu tür yapıların çok fazla risk teşkil ettiğini, bu nedenle Yunanistan veya İtalya gibi ülkelerin nükleer enerjiyi ülkelerine sokmadığını söyledi.

Açıklamaların ardından etkinlik “Akdeniz’de Nükleere Karşı Ortak Mücadele” başlıklı panel ile son buldu.