Nüfus sayımı şart

105

YKP Yürütme Kurulu Sekreteri Murat Kanatlı, ülkede değişmekte olan nüfus yapısıyla ilgili yaptığı çalışmayı, güneyde ve Avrupa’da yükselen ırkçılık ve Kıbrıslılıkla ilgili görüşlerini, Havadis’ten Hasan Yıkıcı ile paylaştı:

Kanatlı, ülkenin demografik yapısıyla ilgili resmi verilerin ve rakamların güvenilir olmadığını savunuyor. Devlet Planlama Örgütü (DPÖ)’nün rakamlarla oynadığını ve bunun sonucunda da ortaya güvenilir ve var olan durumu yansıtacak bir tablo çıkmadığını iddia eden Kanatlı; bu boşluğu doldurmak adına 2000 ve 2008 yıllarını kapsayan bir çalışma yaptığını belirtti.

2005 yılında ülke nüfusunda bir şişme olduğuna dikkat çeken Kanatlı, “O tarihte de şunu dillendirmeye başladık; 200-250 bin resmi rakam, 60-70 bin CTP döneminde çalışma izni verildiğini gösteren veriler var. O insanların aileleri, çocuklarıyla birlikte geldiğini düşündüğümüzde 200-250 bin de yeni gelen bir nüfusun olduğu tahmininde bulunduk” şeklinde konuştu.

Çalışmayı yapmadan önce, ellerinde herhangi bir veri olmadan böyle bir tahminde bulunduklarının altını çizen Kanatlı şunları belirtti: “Sokağa baktık, trafiğe baktık, okullara baktık, çalışma izinlerine baktık. Normal bir Türkiyeli ailenin nüfusuna baktık. Gündelik yaşama bakarak yürüttük bu tahminleri ve 200-250 binin geldiğini söyledik.”

Sonuç olarak Kıbrıs’ın kuzeyinde 500 bin civarında bir nüfusun olduğunu dile getirdiklerini belirten Kanatlı, bu söylemlerinden dolayı ilk zamanlarda tepkilerle karşılaştıklarını fakat şu an insanların dilinde 500 binden de yüksek rakamların olduğunu söyledi: “İlk başta herkes buna reaksiyon gösterdi. Özellikle CTP’liler bize tepki gösterdi. Onlar bize ısrarla vatandaş nüfusun şişmediğini söylediler. Biz de ısrarla dedik ki Kuzey’deki de facto nüfus! Bunu ısrarla kullanmaya devam ettik. Son birkaç yıldır bu iş ters yönde ilerlemeye başladı. Bu defa da insanlar bu rakamı kabul ettiler, üstüne üstlük daha da fazla olduğunu söylemeye başladılar. Üstüne daha da ekleyerek bir milyona ulaştığını ortaya atanlar bile oldu.”

“Devlet Planlama Örgütü’nün verileri güvenilmez”

Çalışmaya, Devlet Planlama Örgütü (DPÖ)’nün verilerini inceleyerek başladıklarını ifade eden Kanatlı, günün sonunda bu verilere güvenilemeyeceği sonucunun çıktığını söyledi. Kanatlı DPÖ’nün rakamlarlarla oynadığını ve bununda bir mühendislik harikası olduğunu ifade ederek şu tespitlerde bulundu: “2004 ve 2008’i kıyasladık. Rakamları ortaya koyduk. Bu yıllar arasındaki 4 yıllık farkı değerlendirdik. 2004’de DPÖ diyor ki 10-14 yaş arası 13 bin 319 kişi yaşardı. 2008 de 16 bin 346 olmuş. 2004’te yaşayan bu blok, yani 5-8 arası 4 yıl sonra 10-14 bloğuna girecek. Yani bir yukarı çıkması lazım! Bu aynı zamanda tüm rakamlar için geçerli. Bu rakamları bir yukarıya çıkarttığımızda 2004 ile 2008’i kıyasladık.

20-24 yaşında olan bir insan 2008’de 25-29 bloğuna girer. Farka baktığımızda 25-29 %64 büyümüş. 20-24 yaş arası %163 büyümüş. 15-19 yaş %85 büyümüş.

Mesela yine bu verilere göre, 75 yaşındakilerde %31 azalma oldu. Bir anda bir katliam olmuş ve bütün ihtiyarlar ölmüş gibi.  Fakat burada bu orta kuşak önemlidir. Çünkü buradan kaçmak çok imkanlı değil. Okumaktır, üniversitedir, askerliktir. Buradaki rakamları saklayamazlar. Rakamlarla buradaki büyümelere göre oynuyorlar. Demek ki bu rakamlar bize bir şey söylemiyor. Mühendislik harikası.”

“İlkbaharda giriş, sonbaharda çıkış var”

Kanatlı bu aşamandan sonra çeşitli verilere ulaşmaya çalıştıklarını belirterek, “Günlük ekmek tüketiminden, yoldaki araç sayısından tut, cep telefonu rakamına kadar belli başlı verilere ulaştık. Bunları teker teker incelediğimizde bir sonuca varmak zor ama bütününe baktığımızda ortaya bir tablo çıkıyor” şeklinde konuştu.

Bu verilerin en önemli ve belirleyici olanını adaya giriş ve çıkış rakamları olduğunu vurgulayan Kanatlı, araştırmada ortaya çıkan sonucun ilkbaharda adaya Türkiye’den yoğun bir giriş yaşandığı şeklinde. Buna rağmen ise yaz sonu ve sonbahar ayları yoğun çıkışın yaşanmakta olduğu dönemler olarak gözükmekte: “Yoğun giriş ilkbahardadır, yoğun çıkış sonbahardadır. Türkiye’deki hasat mevsiminde ciddi çıkışlar var. Mesela 2000 yılında adaya girişler en çok şubatta gerçekleşmiş. Temmuzda ise ciddi bir çıkış olmuş. 6 bin civarında. Kış mevsiminde geliyorlar, yaz bitimiyle birlikte sonbaharda Türkiye’ye geri dönüyorlar. 2009’da Mart’ta 8 bin 500 girdi, Nisan’da 4.500 girdi, Haziran’da 17 bin, Temmuz’da 4 bin Ağustos’ta ise 3 bin çıkış var. Kasım’da ise 16 bin çıkış var.”

“166 bin kişi geldi ve hiç çıkmadı…”

Öte yandan turizm belgelerinde önemli sonuçları çıkarttıklarını aktaran Kanatlı, yaklaşık 170 bin kişinin gelip geri dönmediğini; gelenler arasında ise ortalama 350 bin kişinin nerede konakladığının belli olmadığını söyledi: “Diğer yandan benim için de ilginç olan 2006’da Türkiyeli olarak ülkeye giren turist 572 bin kişi. Turizm belgelerinden konaklama oranını buldum. 225 bin kişi otelde konakladı. Aynı rakam 2007’de 634 bin girdi 265 bin konakladı. 2008’de 650 bin girdi 317 bin konakladı. 2009 638 bin girdi. 304 bin kişi konakladı. Yani aradaki fark hep sürekli olarak 350 bin ortalamalı. İnsan geliyor ülkeye giriyor ve otelde kalmıyor. Nerede kalıyor bu insanlar bunlar hep meçhul. Bu rakamlara da baktığımızda bu ülkedeki minimum nüfusun 500 bin civarında olduğu görülebilir. 2000’den itibaren gireni örnek aldığımızda, bu verilerin tümünü aldığımızda bizim bulduğumuz 166 bin civarında yalnızca giren çıkandaki fark. Yani 166 bin geldi ve hiç çıkmadı.”

“Uluslararası gözlemcilerin aktif katılımıyla nüfus sayımı yapılmalı”

Tüm bunların Türkiye’den Kıbrıs’ın kuzeyine ciddi bir nüfus aktarmasının söz konusu olduğunu gösterdiğini ifade eden Kanatlı, YKP olarak yeni bir nüfus sayımının yapılmasının gerekli olduğunu savunduklarını belirtti. Kanatlı yapılacak olan sayımın uzun süreli uluslararası gözlemcilerin aktif katılımıyla yapılması gerektiğini ifade ederek, aksi takdirde eskiden olduğu gibi güvenilir olmayacağını belirtti ve “Tüm bunlar gösteriyor ki Türkiye’den buraya çok ciddi bir nüfus akışı var.

Bizim birinci olarak, uzun zamandır söylediğimiz bir nüfus sayımı yapılmasıdır ama uluslararası gözlemcilerin katılacağı bir sayım. Bir nüfus sayımı yapılması ve Avrupa Konseyi Nüfus Komitesi’nin kontrolünde bir sayım yapılması. Giriş çıkışlarla ilgili olarak Avrupa Konseyi’yle iş birliği içerisinde sıkı bir denetime tabi tutulması ve Kıbrıslı Türk otoritenin girişlerle ilgili mevzuatta daha sıkı davranılması. Bu sadece bizim önerimiz değildir. Aynı zamanda Avrupa Konseyi Parlamenterler Meclisi’nde de kabul edilmiş ve Avrupa Konseyi’nin de önerileridir. Türkiye de bizimkiler de şimdi oraya gözlemci gönderdiler. Bunun hayata geçmesi yeterlidir. Bir nüfus sayımının yapılması, defacto nedir dejure nedir bunların ortaya çıkması! Burada çok net şunu söyleyelim. Gözlemcinin olmayacağı bir nüfus sayımı güvenilir olmayacak. Uluslararası gözlemci yalnız nüfus sayımı günü turist olarak buraya gelecek 3 kişi değildir. Gözlemci uzun süreli gözlemci olacak. En azından 4-5 ay önce gelecekler. Hazırlık aşamasında da burada olacaklar ve aktif görevli olacaklardır” dedi.

“Tuhaf bir sürecin içinden geçiyoruz”

Türkiye’den adaya nüfus artışının, beraberinde kültürel yapıda ciddi değişim ve bozulmaları da getirdiğini savunan Kanatlı, son dönmelerdeki gelişmeleri örnek vererek şunları belirtti: “Burada hem milliyetçi hem de daha dini bir yapı oluşturmaya çalışıyorlar. Son üç dört yıldır yaşarız.  Kur’an kursları, köylere yapılan camiiler. TC Yardım Heyeti’nin önerdiği bütçede yeni yapılacak olan, tamir edilecek olan kültür çalışması için de 12 milyon TL’lik bir para ön görülmektedir. Bunun yarısından daha da azı eğitim ve sağlık için öngörülmektedir.

Bu buradaki nüfus ile gelen nüfus arasındaki çelişkiyi arttırır. Bu tabii piyasayı da belirliyor ve Türkiyeli nüfusa dair bir arz talep ilişkisi doğuruyor.”

Tuhaf bir sürecin içinden geçmekte olduğumuzu savunan Kanatlı, egemen iktidarın ülkedeki çelişkiler üzerinden kendisini yenilediğini dile getirerek şunları kaydetti: “Tuhaf bir sürecin içinden geçiyoruz. Kürtler geliyor, Hataylılar geliyor. Kürtlerle Hataylılar arasında sorun var. Kıbrıslıların reaksiyon olarak daha çok Hataylılarla ilgili sorunları var. Türkiye’den gelenlerin Kıbrıslılarla sorunları var. Yeterince milliyetçi ve dinci olmadığından dolayı! Aslında herkesin birbiriyle gerginlik yaşadığı ve bu gerginliği çözmek için kimsenin çaba harcamadığı, böyle bir derdi olmadığı; tersine bu ayrılıkları provoke ettiği bir süreçten geçiyoruz. Böylece de sürekli olarak kültürel yapının değişmesi, başkalaşmasını yaşıyoruz. Herkes bir şekilde birbirine yabancı oluyor.”

“Kıbrıslılık nedir sorusunun birden fazla cevabı var”

Kanatlı değişen kültürel yapının, nüfus karakterinin Kıbrıs’a ve Kıbrıslılığa dair anlamları da etkilediğini belirterek, artık Kıbrıslılık kavramının tek bir anlama denk düşmediğini söyledi. Bunun yanında Kıbrıs’ın kuzeyinde melez bir nüfus yapısının oluşmakta olduğunu vurgulayan Kanatlı şöyle konuştu: “Bunun politik olarak bizi götürdüğü yer Kuzey’in daha çok Türkiyelileşmesi, buranın Türkiye’ye benzemesi anlamına geliyor. Kıbrıslılık nedir sorusunun birden fazla cevabı olmaya başladı. Kıbrıslılık 74 öncesi doğan için başka, 74 sonrası için başka, 90 sonra doğan için ise bambaşka bir şey ifade ediyor. 90 sonrasında büyüyen Türkiyelilerle birlikte büyüdü. Fakat 74 öncesi Türkiyeli diye bir şey yoktu burada. Kürtlerin Kürt olamadığı, Arapların Arap olamadığı ama Kıbrıslı da olmadığı abuk bir durum ortaya çıkıyor. Aslında herkesin bir şekilde asimile olduğu fakat TC’nin de bir şekilde kendi rejimini sürdürdüğü, kimsenin TC’ye karşı bir şey söyleyemediği bir durum ortaya çıkıyor. Bu arada da bazı kesimlerin, özellikle yerli burjuvazinin bu anomaliden ticari olarak bir geliri, çıkarı oluşuyor. Büyüyen nüfusla birlikte daha çok mal satıyorsun daha çok gelir elde ediyorsun. Daha ucuz iş gücü elde ediyorsun. Fakat bu arada da gelen nüfus kendi değerleriyle geldiğinden de ona da reaksiyon gösteriyorsun!”

———-

“Nefret söylemiyle hesaplaşılmalı!”

Avrupa’da ve Kıbrıs’ın güneyinde yükselmekte olan faşizm hakkında da konuşan Kanatlı, ekonomik kriz koşullarında faşizmin yükselmesinin beklenen bir durum olduğunu belirterek, henüz daha yolun başındayken gelişmelerin ciddiye alınması gerektiğini söyledi. Kıbrıs’ın güneyinde ve Avrupa’da özellikle göçmenlere karşı bir nefret söylemiyle beslenen yeni-Nazi hareketlerinin ciddiye alınarak büyümelerine izin verilmemesi gerektiğini vurgulayan Kanatlı şunları belirtti: “Ekonomik krizin olduğu koşullarda faşizmin yükselmesi ilk değil. Daha önce de yaşandı. Avrupa’da da uzun zamandır bu minvalde yaşananlarda göç almasının da etkileri var. Bundan dolayı uzun zamandır gerginlikler var. Son dönemde AB’nin büyümesiyle, Doğu bloğunun girmesiyle ekonomik eşitsizlikler anlamında daha bir dengesizlikler ortaya çıktı. Böyle bir ortamın içinde ilk hedef daima en zayıf halkalardır. Bu zayıf halkalar da göçmenlerdir. Otomatik olarak hedef durumuna gelmişlerdir. Tıpkı Nazi döneminde olduğu gibi yabancılar insanların işlerini çalanlar olarak adlandırılıyor. İşsizliğin yoksulluğu nedeni olarak da onlara yükleniliyor. Benim ısrarla tartışma konusu yapmaya çalıştığım bunun kökünde olan şey bir anda olan bir şey değildir. Bu bir nefret söyleminin büyüyerek devam etmesi ve saldırı oluşturacak bir şekilde sürekli üretilmesidir. Belli grupları hedef seçerek sürekli saldırganlaşan hareketlerden bahsediyoruz. Güney’de de yaşanan aslında budur.”

Özgürlüğün bir başkasının özgürlüğünü kısıtladığı noktada, ona müdahalede bulunduğu andan itibaren başka bir duruma dönüştüğünü ifade eden Kanatlı, faşizmin bir kitle ruhu üzerinden de etkili olabileceğine işaret ederek geçtiğimiz ay yaşanan APOEL-Karşıyaka maçını örnek verdi: “Kıbrıs’ın güneyinde de yaşanan budur. Birinin etnik yapısı, dini inançlarından dolayı onu hedef göstermesi siyasal olarak ciddi sorunlara denk düşer. APOEL’lilerin attığı slogan ‘Türkler Helen Toprağı Size Mezar Olacak’ şeklindeydi. Bunu bir saat boyunca atarsan, artık o an geldiğinde sahaya inip saldırmak doğallaşır. 16-17 yaşındaki bir çocuğun motivasyonunu düşünün. İlla önceden organize olmak gerekmez.”

(2 Ocak 2010, Hasan Yıkıcı, Havadis Gazetesi)