türkçe   english   greek    

 

Yıldız Önen - Küresel Barış ve Adalet Koalisyonu

 

18-19 Ağustos

Merhaba

Cuma sabahı İstanbul’dan yola çıktığımızda kara yoluyla Beyrutta ulaşmanın zor olacağını biliyorduk ama 11 kişilik (küresel BAK’tan bir, Doğu Konferansından 2, Mazlumder’den 2, İHD’den 3, SKY tv’den 2 ve bir fotoğrafçı) grubumuzdan hiç kimse 24 saat süreceğini tahmin etmemişti. Hem gruptaki bazı vize vs gibi ufak hatalardan ama daha çok Suriye bürokrasisi yüzünden yaklaşık 15 saatimiz sınır kapılarında geçti. Vize faksınız gelmemiş üç saat bekleyin (düşünün bir faks kaç saatte gelebilir ki), arabanız mı var biraz para alacağız, üç saatte para yatırabiliyorsunuz,  kameralar mı var bir yetkilinin gelmesi gerekiyor yetkili 10 dakikalık kasabadan üç saatte gelir. Kardeşim gideyim adam gelip de ne yapacak diyorsun cevap yok, hep 10 dakika içinde gelecek deyip saati gecenin 10unu yaptılar. Peki adam gelip ne yaptı diye sorarsanız tam bir komedi. Kameranın markasını yazdı, bir kağıt imzaladı. Böylece hep beraber kameranın SONY olduğunu öğrendik.

Daha önce bu sefaleti çekmiş olanlarımız için bile korkunç bir deneyimdi. Özellikle savaş bölgesine Lübnan’a gideceğiz deyip, bize bu kadar kötü muamele yapmaları gruptakileri oldukça sinirlendirdi. Eminim kaçakçılık yapsak daha hızlı geçerdik.

Neyse Suriye topraklarını geçip Beyrut’ta kendimizi otele atacağımız hayalleri ile yola devam ettik. Bu arada Beyrut’taki Yunanlılar bizi arayıp saat yürüyüş ve toplantının ateşkes sonrası iptal edildiğini, sabah 08.00’de Güney Lübnan’a gidileceğini haber verince biz daha aceleci davranmaya başladık. Ancak Arap ülkelerinde acele etmek mümkün değil, şoförler anlayamadığımız nedenlerden bizi bayağı bir dolaştırıp sabah 3’te Lübnan sınırına getirdiler. Bu arada arabalardan biri geri döndüğü için arabaların içine sıkışık oturmak zorunda kaldık.

Suriyeli görevliler sorun yapar da ben yapmaz mıyım diyen Lübnanlılar arabamız mazotla çalışıyor diye geçirmemeye karar verdiler mi? Kaldık sınırda, sabah 8de hal ederiz, bir bekleyin dediler. Bu arada sabah 8de güney Lübnan’a gitmemiz lazım filan diyoruz tık yok. Sınır görevlileri inanılmaz insanlar, sadece olmaz demesini biliyorlar. Gece uyandırdığımız Beyrut’taki arkadaşımızda yapacak bir şey yok sabah olsun deyince mecburen biz dört arkadaşımızı sınırda bırakıp sabah geldik Beyrut’ta.

Herhalde bu yolculuk hikayesi daha uzun süre anlatılacaktır ama kısadan hisse bu bürokrasi var iken karayoluyla yolculuğa çıkmak pek zeki bir iş değilmiş dedik.

Cumartesi sabahı 7’de otele varıp diğer uluslar arası gruplarla buluştuk. Yunanistan’dan Savaşı Durdurun Koalisyonu, Yeşiller ve Cenova kampanyasında üç kişi, Kıbrıs’tan Yeni Kıbrıs Partisi, Yeşiller ve İşçi Demokrasisinden üç kişi, Suriye’den yeni küreselleşme hareketinden üç kişi ve Tunus’tan iki kişi toplam 11 kişilik bir heyet bizi bekliyordu. Toplaşıp bir minibüse bindik tekrar yola döküldük. Yola çıkmamızla birlikte savaşın izlerini görmeye başladık. Güney’e giden ana yolun üzerindeki tüm köprüler bombalanmıştı. Parçalanmış beton ve çukurlarla doluydu yol. En küçük köprü bile bombalanmıştı. Bazı yerlerde muz tarlaları bombalanmıştı. Kıbrıs’tan Murat Kanatlı olayı şöyle açıkladı “İsrail, terörist muzları bombalamış”. Gerçekten durum açıklanamayacak durumdaydı. İsrail biz halka bölgeyi boşaltın dedik diyordu. Yol kenarındaki muz tarlalarını bile bombalandığı bir durumda evleri boşaltıp nerelere gidileceği sorusunun cevabı İsrail’in yaptığını çok net ortaya koyuyor.

Güney’deki Sour kasabasında bizi bölgenin belediye başkanı karşıladı. Onunla yaptığımız görüşmede biz niye geldiğimizi anlatınca çok sevindi. “Biz yardımdan çok politik destek bekliyoruz. Siz buraya gelip de bize politik destek veren ilk grupsunuz, teşekkür ederiz. Biz savaşta direndik ve onurumuzu koruduk. Bunu takdir etmeniz bizi mutlu etti.” demesi bizi çok etkiledi. Bölge savaş sırasında tamamen izole edilmiş, çevreden 30 bin kişi şehre gelip sığınmış aynı zamanda şehirden on binlerce insan göç etmiş. Şimdi herkes evine dönmeye çalışıyormuş.  Belediye çalışanları da ellerinden geldiğince yardım ediyorlarmış ama bu işin uzun süreceği ortada dediler.

Daha sonra bombalanış yerleri görmeye gittik. İlk gittiğimiz yerde şehrin ortasında bir binayı bombalamışlar. 7 katlı bina komple yıkılmış, hemen yanındaki binada sığınağa kaçan 60 kişi yaralanmış, bir kişi ölmüş. İşte İsrail adaleti, sığınağı bile yerle bir edecek güçte bombalarla şehrin içini bombalıyor. Çevredeki en az 8 evde etkilenmiş ve hepsi boşaltılmıştı. İkinci yer sivil savunma binası, savaş sırasında gönüllülerin toplandığı bina o da 7 katlı bir bina ve tepesini uçurmuşlar, binaya girmek tehlikeli olduğu için uzman bekleniyormuş, cesetler hala binanın üstündeydi ve deprem bölgesinden alışık olunan koku her tarafa yayılmıştı. Bu binanın da çevresindeki pek çok bina harap olmuştu. En etkileyici görüntü yandaki binadan eşya çıkaran çocuğun taşıdığı oyuncak bebekler oldu. Belli ki savaştan sonra gelip eve bakabilmişler ve çıkarabilecekleri tek şey bu oyuncaklar olmuş. En son çıkan annenin gözündeki yaş bu savaşın vahşetini iyi sergiliyordu.

Ancak en kötüsünü sona saklamışlar. Bizi en son götürdükleri bölgede tüm evler yıkılmıştı. Her tarafta yıkılmış binalar vardı. Koku daha keskin geliyordu. Bir yandan da çalışmalar yavaş da olsa devam ediyordu. Dönüş yolcuğunda herkes gördüklerinin etkisiyle neler olduğunu tartışıyordu. Bize bilgi veren Lübnanlı arkadaş bu olanların herkesi nasıl direnişe yaklaştırdığını anlatıyordu. “Savaş öncesi herkes evine dünya kupasında tuttuğu takımın bayrağını asarken (en çok Brezilya) savaşla birlikte herkes Lübnan bayrağı takmaya başladı. Bir de her yerde Sarı Hizbullah bayrağı dalgalanıyor. Arabalara, minibüslere, taksilere bayraklar asılıyor. Kiminle konuşsanız size Hizbullah’tan ve Nasırallah’tan bahsediyor” dedi.

Akşam otele vardığımızda sınırda bıraktığımız dört arkadaşımız da bize katıldı. Sınırdan araya pek çok kişinin girmesiyle ancak geçebilmişler. Biz gördüklerimizden o kadar etkilenmiştik ki bu olaya sevinemedik bile. Hepimizin aklında yıkılmış binalar, köprüler, koku kalmıştı.

 

20 Ağustos

İkinci gün gene sabah erken saatte uyandık. 09.00’da bu sefer Güney Beyrut’taki Dahiye bölgesine gitmek için yola çıktık. Özel şoför ve izinlerin gerekli olduğunu biliyorduk ama bölgeye geldiğimizde gördüğümüz güvenlik önlemleri gene de bizi etkiledi. Bir sokaktan diğerine geçerken bile izin göstermek gerekiyordu. Mihmandarımız bizi bir dakika yalnız bırakamıyordu. İzni olmayanlar bölgeye giremiyorlardı.

Gördüklerimiz bir gün önce gördüklerimizden kat be kat daha kötüydü. Kıbrıslı Dinos’un söylediği cümle esasında bizi iyi anlatıyor:“Bize hep çok şaşıracaksınız ve inanmayacaksınız diyorlardı, ben abartıyorlar diyordum, ama gerçekten gözlerime inanamıyorum, bu bir katliam” dedi. Koskocaman bir mahalle komple bombalanmış, onlarca ev (görebildiğimiz kadarıyla) yerle bir edilmiş. Nuray Mert’in geçen gelişlerinde gezdiği bir mahalle şimdi yok edilmiş. Mağazaları, dükkanları, okulları, spor merkezleri, kahveleri, apartmanlarıyla kocaman bir mahalle düşünün ve o şimdi yok. Ortalık kokudan ve tozdan görünmüyor. Bir yandan iş makineleri yıkıntıları temizlemeye çalışıyor ki bu iş aylarca sürer, bir yandan insanlar evlerine bakmaya, tek tük sağ kalmış parçalarını toplamaya çalışıyorlar. Görüntü tam deprem görüntüsü, yarısı sarkmış bina parçaları, camlarda sallanan perdeler, parçalara ayrılmış kıyafetler, oyuncaklar, buzdolabında dışarı fırlamış yiyecekler…

Beni en çok etkileyen olayı anlatmaya çalışacağım. Bir sokak düşünün iki tarafında evler yıkılmış, koca koca binalar yerlere düşmüş, iş makineleri demirlerin arasındaki parçaları çıkarıyor, parçalar arabalara yükleniyor ve götürülüyor. Ortalık toz bulutlarıyla kaplı, biz maskelerle zor nefes alıyoruz. Bunların arasında bir tane ev ayakta kalmış. Üç katlı küçük bir bina, her tarafı yıkık binalarla dolu.  Orta katı ayakta duruyor ve balkonunda bir yaşlı kadın toz alıyordu, kocası ise bize “gidecek hiçbir yerimiz yok, burada kalıp direneceğiz” diyordu. Bu görüntü herhalde yıllarca gözümün önünden gitmeyecek. Bu çiftin İsrail devletini yıkma şansı kaçtır?

Bir kitapçının kapısında asılı takvim 8 Ağustos’ta kalmış. Belli ki orası o tarihte bombalanmış. İçinde ortaya saçılmış kitaplar, defterler, boyalar var. Aynı takvim aynı sayfayla içeride de var. Çoğu yıkıntının üstünde “USA yapımı” yazısı var. Bazılarında “Tam hedef vuruldu” yazısı var. Gönüllüler ve yetkililer ortalıkta her şeyi düzenlemeye çalışıyorlar, bir yandan da bizim gibi gelen gruplara bilgi veriyorlardı. Savaştan beri ülkenin her yanından gönüllüler ellerinden geleni yapmaya çalışıyorlar.

Bütün heyetin neredeyse dili tutulmuştu, herkes bu kadarını beklemiyordu. Şehrin göbeğinde, bir mahallenin komple bombalanmasının savunma ile alakası olamazdı. İsrail Hizbullah’a destek veren halkı cezalandırmıştı. Bize anlatılan söylenen her şey yalandı. Burası hepimizin yaşadığı yerlerdi. İstanbul’da, Atina’da, Lefkoşa’da herhangi bir mahalleden farkı olmayan binlerce insanın yaşadığı bir mahallenin güvenlik nedeniyle ortadan kaldırılmasının adil hiçbir yanı yoktu. Bu bir katliamdı.

Ardından hep beraber basın toplantısına katılmak için Nadi El Saha merkezine gittik. Orada Uluslar arası heyet olarak bir basın açıklaması yaptık. Yunanistan’dan Savaşı Durdurun kampanyasından temsilci “Gördüklerimiz bizi şaşkınlığa düşürdü, burada korkunç bir saldırı olmuş. Bunu kınıyoruz. Gördüklerimiz bizi çok öfkelendirdi. Döndüğümüzde herkese bu vahşi saldırıları anlatacağız. Lübnan halkı bu saldırıya karşı sergilediği direnişle hepimize umut verdi. Ortadoğu’da bu direniş yankısını bulacaktır. Biz olduğumuz her yerde bu direnişi destekleyeceğiz. İsrail bombalarla sağlayamadığı şeyi, Hizbullah’ın silahsızlanmasını Birleşmiş Milletlerle sağlamaya çalışıyor. Buna izin vermemeliyiz” dedi. Küresel BAK adına ben, Lübnan halkıyla dayanışmak için burada olduğumuzu, Türkiye’de bu saldırılara karşı büyük bir öfke olduğunu ve Pazar günü bir miting düzenlediğimizi anlatarak konuşmaya başladım. Ardından da Türkiye’nin Irak’ta olduğu gibi bu sefer de asker göndermemesi için elimizden geleni yapacağımız söyledim. Ortadoğu’daki tüm işgallerin bitmesi için mücadeleye devamın önemini vurguladım. Daha sonra Kıbrıs’ın iki kesiminden gelen temsilciler destek mesajı verdiler.

Akşam bir Hizbullah temsilcisiyle yaptığımız görüşmede söylenenlerle çok önemliydi: “Saldırının boyutunu gördünüz, onu size anlatmam gerekmiyor. Bizim için önemli olan politik yanıdır. Bir kez daha İsrail’e karşı mücadele ettik ve kazandık. Bu başarımız Arap dünyasına örnek oluşturacaktır. Yıllardır emperyalizmin saldırısı altındaki bölgemizde artık durum değişecektir. Bu bir kıvılcım olabilir, bizi örnek alanlar olacaktır. Bizim açımızdan sizin gibi heyetlerin gelmesi çok önemli. Bize güç veriyor, Chavez’in uluslar arası alanda yaptıkları çok etkileyici. Küreselleşen dünyada direnişi de küreselleştiriyoruz” dedi.

 
 
 

 

Υeni Kıbrıs Partisi
Κόμμα Νέα Κύπρος

New Cyprus Party