Murat Kanatlı: Emperyalistler için şu anki statüko biçilmiş kaftan – muhalefet.org

74

muhalefet.org’tan Yaşar Aydın’ın YKP Örgütlenme Sekreteri Murat Kanatlı ile yaptığı röportaj

Kıbrıs AB Dönem Başkanı olmaya hazırlanıyor. Türkiye ve bölge ülkeler Kıbrıs açıklarında var olduğu söylenen petrol ve doğalgaz kaynaklarını konuşuyor.

 

Ada’ya dair Türkiye’nin, Yunanistan’ın, İngiltere’nin AB ülkelerinin projeleri var. Bu projeleri kimse Ada halkı ile paylaşmıyor. Yeni Kıbrıs Partisi Genel Örgütlenme Sekreteri Murat Kanatlı “O Ada’da yüzyıllardır iki halk yaşıyor ve artık bu iki halk geleceklerini kendileri belirlemek istiyor” diye haykırıyor. Murat Kanatlı ile Kıbrıs’ı ve geleceği konuştuk.

 

Kıbrıs 1 Temmuz’da AB Dönem Başkanı oluyor. Bu sürecin çözüme olumlu ya da olumsuz katkısı olabilir mi?

Biz Kıbrıs’ın AB üyeliğin sorunun çözümüne katkısı olacağına hep inandık. Bu yönde de çalışmalarımız oldu. Ama AB bu süre içerisinde değişti. Özellikle 2000’li yılların ortalarından sonra ortaya çıkan ve sağdan oluşan Merkel-Sarkozy’nin AB’si sürece yardımcı olmak yerine olumsuzluk yarattı.  Türkiye-AB ilişkileri gerginleştikçe çözümsüzlüğe daha katkı sunar oldu.

 

Türkiye AB sürecinde yaşanan gerginlikte eklendi sanırım? 

Evet, Türkiye son üç yılda hızlı bir şekilde AB konusunu kendi gündeminden çıkardı. Erdoğan ilk döneminde sanki AB üyesi bir Türkiye ister görünüm veriyordu. Bunların yapay oluğunu gördük. AKP, AB sürecini askerlerle girdiği iktidar kavgasında bir araç şeklinde kullanmaya çalıştı. Buna ihtiyaç duymadığı anda da kendi gündeminin peşinden gitti.

O bakımdan Türkiye için Kıbrıs’ın dönem başkanlığı tek başına bir sorun kaynağı değil. Kendi gündeminden çıkardığı AB sürecini Kıbrıs’ın dönem başkanlığını kullanarak ve Kıbrıs’a kaşı olan tutumunu gerginliğini artırıyor. Bunu petrol arama krizinden beri yapıyor.

 

O dönemde Türkiye Savaş gemileri bile Akdeniz’e çıkmıştı sanırım.

Evet savaş gemileri bile çıktı ortaya. Burada bir şeye değinmek istiyorum. Bu süetçe Türkiye açık bir şekilde Kıbrıs’ta silaha başvurabileceğini muhtelif defalar tekrarladı. Petrol krizi ilk çıktığında söyledi, savaş gemilerini bölgeye yollayarak gösterdi. Ama bu Türkiye kamuoyunda çok konuşulmuyor. Türkiye’nin Suriye’ye müdahale ihmali tartışılıyor, konuşuluyor, eleştiriliyor.  Ama aynı Türkiye, Kıbrıs’ın deniz sularına savaş gemilerini sürdüğünde çok fazla gündem olmuyor. Aslında yaşanan aynı şey. Başka bir ülkeye müdahale durumu var. Ama Türkiye’den bakıldığında Kıbrıs’a böyle bir müdahale hak gibi görünüyor.

Türkiye gerginliği artırarak Kıbrıs’taki de-facto durumu meşrulaştırmaya çalışıyor. Dönem başkanlığını da bunun bir aracı olarak kullanıyor.

 

Kıbrıs’ta çözümden uzaklaşılmasının nedeni Türkiye’nin AB sürecinden uzaklaşması mı?

Tek başına bunu söylemek doğru değil. Anlaşma sürecinin hızlandığı 2003-2004 dönemi ve sonrasında Ada’da çok ciddi deformasyon yaşandı. Kıbrıslı Türker nelerin hakları olup olmadığını çok fazla tartışmadan,  rejimin “bu bizim hakkımızdır” dediği şeye inandılar ve onları talep etmeye başladılar. Bunları alamayınca da mağdur olduklarını düşünmeye başladılar. En net örneği ‘Direk Ticaret’ konusunda yaşandı. Bildiğiniz gibi komisyon bu meseleye dair bir tüzük hazırladı. Bu tüzüğe göre Mağusa Limanı kullanılarak mal ithal-ihraç işlemi yapılabilecekti. Talat, bu konuda net bir açıklama yapmış “Otorite biziz ve gereğini yapacağız” demişti. Gereğini yapmak nedir? Mağusa Limanı’nda bu işlem yapılırken KKTC’nin mührü vurulması. Bunun anlamı KKTC’nin uluslararası alanda tanınmasıdır. AB ‘Ben bunu tanımıyorum’ dediğinde bizimkiler ‘izolasyonu artırıyorsun’ diye bağırıyor. Sen olmayacağını bilerek tanınma amaçlı insanların karşısına çıkıyorsun. Olmayınca da bağırıyorsun.

 

AKP hükümetinin Kıbrıs tutumunu nasıl değerlendiriyorsunuz?

Başbakan Erdoğan tüm konuların özüne dokunmadan çözer gibi görünmeyi taktık olarak belirledi. ‘Çözüm istiyoruz’ dedi ama örneğin nasıl asker çekeceğine dair bir şey açıklamadı. Türkiye kamuoyunu buna hazırlamadı. Yalnızca çözüm isteriz dedi. İmaj yarattı. Bu cümlenin gereğini yapma niyeti yoktu.

 

Örneğin şimdi Maraş’ta çözüm diye AKP’nin tarzına uygun bir operasyon yapılıyor. Maraş ikiye bölünüyor. Yoğun olarak otellerin bulunduğu hat ayrılıyor. Birkaç Rum iş adamı ile görüşülüyor. O otel bölgesi KKTC Hükümetinin denetine verilecek. Böylece Rumlar(iş adamları)geri dönmüş olacak. AKP’ye yakın olanlar Maraş’ın yeniden inşası sürecinde büyük karlar elde edecek. Oradan elde edilen rantla KKTC Hükümeti iktidarını sağlamlaştıracak. Ayrıca AB’ye Rumlar geri dönüyor diyecek e ‘siz de iyi niyet gösterin Maraş’ın tamamını açayım’ diyecek.  Bu tamamen tüccar hesabıdır. Üç beş kişiye rüşvet vererek adımcıklar atıyormuş gibi her seferinde işlemler yapıyor. AKP’nin bu meseleyi çözmeye niyeti yok.  Günü kurtarıp oradan ne kadar rant elde ederim ona bakıyor.

 

2000’li yılların ortalarında çözüm çok yakın gibiydi. Oysa şimdi durum çok farklı. Bu sürece nasıl gelindi?

Çözüme yaklaşıldığı algısı var. Ama bu algıda iki temel yanlış var. Çözüme yaklaşılmış gibi görünüyordu ama yaklaşılan başka bir şeydi.

Hristofyas dönemine kadar bütün görüşmeler iki temel denge üzerine kurulmuştu. Kıbrıslı Türkler Adanın yönetiminde ne alacaklar, Kıbrıslı Rumlar bunun karşılığında ne kadar toprak alacaklar? Ortak Mecliste Türklerin temsiliyeti ve buna karşı Rumlara Güzelyurt, Maraş olmak zere verilmesi. Bu durum daha önce Annan Planı olmak üzere iki taslak anlaşmaya da girdi. Annan Planında Kıbrıslı Türklerin Yüzde 37 olan toprak varlıklarını yüzde 27’e indirecekler, 100 bin göç eden insan karşılıklı olarak yerlerine geçecek. Bunun karşılığında Türkler yüzde 30 oranında Mecliste temsil edilecekler. Denge buydu.

Hristofyas ,Talat’la hukukuna güvenerek farklı bir tutum aldı. Toprak sorununda bir sorun yaşanmayacağını düşünerek daha önceleri olaşan dengeleri bir kenara bıraktı. Hristofyas, dönüşümlü başkanlığı kendi önerdi. Milliyetçi eğilimlerin önüne geçecek çapraz oy sistemini önerdi.

 

Tam bu noktada seçim sürecine giren Talat, ‘Güzelyurt verilme, Maraş bütünlüklü çözümdür’ demeye başladı. Alan-veren sürecine girmediğiniz sürece çözüm olamazdı. Bu defa güneyde Hristofyas’ın altı boşaldı, muhaliflerinin set eleştirileri ile karşılaştı. Şu anda BM dokümanlarına dönüşümlü başkanlık ve çapraz oy girmiş durumda. Şubat’ta seçim var ve Hristofyas’ın muhalifleri buradan yükleniyorlar. ‘Sen karşılığında bir şey aladan hep verdin. Görüşme masasını imha ettin’ diyorlar.

Çözüme yaklaşılıyormuş gibi göründü ama şimdi daha da kötüye gittik.

 

Çözümsüzlükte toprak ve nüfus meselesi temel bir unsur olarak gözüküyor. Öyle değil mi?

Doğru. Ama konun anlaşılması için birkaç rakam vermek istiyorum. Eskiye de geri dönülmedi. Başbakan Erdoğan tüm konulara dokunmadan Kıbrıs meselesinin özüne dokunmadan imaj çalışması ile birtakım sözler etti. Çözüm istiyoruz dedi ama nasıl asker çekeceğiz açıklamadı. Türkiye kamuoyunu buna hazırlamadı. Yalnızca çözüm isteriz dedi. İmaj yarattı. Bu cümlenin gereğini yapma niyeti yoktu.

Örneğin şimdi Maraş’ta çözüm diye AKP’nin tarzına uygun bir operasyon yapılıyor. Maraş ikiye bölünüyor. Yoğun olarak otellerin bulunduğu hat ayrılıyor. Birkaç Rum işadamı ile görüşülüyor. Otel bölgesi KKTC Hükümetinin denetimine geri verecek. Böylece Rumlar(iş adamları)geri dönmüş olacak. AKP’ye yakın yatırımcılar Maraş’ın yeniden inşası sürecinde büyük karlar elde edecek. Oradan elde edilen rant KKTC Hükümetinin iktidarını sağlamlaştıracak. Ayrıca Türkiye, AB’ye ‘Bakın Rumlar geri dönüyor, siz de iyi niyet gösterin Maraş’ın tamamını açayım’ diyecek.  Bu tamamen tüccar hesabıdır. Üç beş kişiyi rüşvet vererek adımcıklar atıyormuş gibi her seferinde işlemler yapıyor. AKP’nin bu meseleyi çözmeye niyeti yok.  Günü kurtarıp oradan ne kadar rant elde ederim ona bakıyor.

 

Çözümün önünde en büyük engel nüfus ve toprak olarak duruyor. Siz ne dersiniz?

Doğru. Ama bu süreci anlamak için birkaç rakam vermek istiyorum. 1974’de adanın toplam nüfusu 500-550 bin arasındaydı. 160 bin Rum, yanı nüfusun üçte biri zorla göç ettirildi. O dönemlerde Kıbrıslı Türk nüfusu yaklaşık 100 bin civarında idi.  1975-80 arasında tarım iş gücü açığını karşılama amacı ile 60 bin insan Türkiye’den getirildi. Bu insanlar gelirken göçmen psikolojisi gelmedi. Örneğin Türkiye’de baraj inşaatı yapılıyordu bir köy oradan kaldırılıp Kıbrıs’a gönderildi. Konya’da orman arazileri kamulaştırıldı, orman köylüleri olduğu gibi Kıbrıs’a yerleştirildi. Bu insanlar iyi yurttaş olma karşılığında Kıbrıslı Rumların bıraktığı mallara mülklere yerleştirildi. O yüzden rejimle araları iyi oldu. 1981 sonrası ikinci göç dalgası başladı. Adada sol güçlendi tedirginliği ile Kenan Evren tarafından özellikle teşvik edildi. Üçüncü evresi de 2000’li yıllarda inşaat sektöründe yaşanan patlama ile oldu. Kıbrıs’a yerleştirilen Türkler bugün pazarlığı yapılan topraklarda, Rumların malları üzerinde oturuyor. Ama bir yandan da 38 yıldır orada oturan insanlar var. Birilerini zorla göç ettirdiniz diğerlerini zorla buraya getirdiniz. Kimi kovacaksınız. Birine hak vermeniz gerekiyor. Bu nasıl olacak beli değil.

 

Türkiye’den gelenlerle Kıbrıslıların ilişkisi nasıl?

İlk göç dalgası ile Adaya gelenler şu aşamada Kıbrıslılar birlikteler. Onlar Kıbrıslılarla ilişki kurmaya kökleşmeye başladılar. Kökleştikçe de AKP saldırganlığı anlara da yöneldi. Türkiye’de olduğu gibi dini bir propaganda Adaya dayatılıyor. Her köye bir imam, bir de müezzin atanmakta cami yapılmakta. Cemaatlerin okul ve yurt açmasına fırsat verilmekte. Dini okulun açılması gündemde. Oradaki nüfus İslamlaştırılarak bir arada tutulmaya çalışılıyor. Ama Kıbrıs’ta ciddi bir Alevi nüfus var ama bir cem evi yok. Cenazeleri bile özel izinle gömülüyor.

 

Yeni Kıbrıs Partisi ve Sol çözüm için neler yapıyor?

Kıbrıslılar olarak boyumuz postumuz belli. Biz Türkiye halklarından dayanışma bekliyoruz. Her işgale olduğu gibi oradaki işgale de son demeliler. Yunanistan’daki siyasi partilerle ilişki içerisindeyiz ve onlarla aynı çalışmaları yapıyoruz. Avrupa sol Partisi içinde de aynı taleplerimizi dile getiriyoruz. Eğer halklar Türkiye-Yunanistan ve Kıbrıs halkaları ortak bir mücadele yükseltebilirse hem Kıbrıs Coğrafyasında hem de Ortadoğu coğrafyasında bir umut ekebiliriz. ÖDP ile 1990’lı yıllardan başlayan diğer partilerle de her geçen gün güçlenen ilişkilerimiz var.  ÖDP ve SYRZA, Ege’de önemli işler yapıyor. Çözüme ve barışa katkı sunuyor. Ama biz Kıbrıslılar yalnız kalırsak o kadar emperyalistle baş emdeyiz. Türkiye halklarına çağımız ortak mücadeledir.

 

Kıbrıs’ta barıştan yana partilerle sendikalarla gücümüzü birleştiriyoruz. Gündemi belirleyecek kadar güçlüyüz. Ama nüfus ve askerler etkimizi sınırlıyor. Sürekli hareket halindeyiz.

Sadece siyasal gündemle değil ekonomik ve ekolojik konulara da müdahale etmeye çalışıyoruz.  Örneğin petrol aramaları ve HES’ler bizim de gündemimizde. Antalya Dragon suyunun özelleştirilmesini bizim için yapılıyormuş. Nasıl Askeri müdahaleye ‘Barış Harekatı’ dedikleri gibi suyun satılmasına ‘Barış Suyu’ diyorlar. Kötü bir şey yapmaya çalıştıklarında süslüyorlar.

 

STATÜKO EMPERYALİSTLERE YARIYOR

Ada üzerinde Türkiye, Yunanistan, İngiltere ve AB ülkelerinin tasarrufları var. Türkiye’nin 40 bin askeri var. Yunanistan’ın Güneyde askeri gücü var. İngiliz üsleri de var. Pakistan’dan başlayarak Cebeli Tarık Boğazına kadar olan bölge kurulan istasyonlarla dinleniyor. Özellikle Limasol Üssüne kaydırılan ciddi antenlerle birlikte önemli bir dinleme ağına sahip. İngilizler bu bölgeyi bırakmak istemiyorlar ve kendilerinin de istediği bir çözüm arıyorlar.

 

Ada aynı zamanda Ortadoğu’nun bir parçası. Doğalgaz ve petrol yataklarının olabileceği söyleniyor. Bu da emperyalist ülkelerin ağzını sulandırıyor. Kıbrıs’ın çok bağımsız olmasını sürüden ayrılmasını istemiyorlar. O yüzden onlar için bulunacak “çözüm” kontrol edilebilir coğrafya olmasından geçiyor. Bugün yaşanan süreç onlar için de uygun aslında. Kuzey, Türkiye tarafından yönetiliyor. Pazarlığa Türkiye ile oturabilirsiniz. Güney, Avrupa kontrolünde coğrafya. Emperyalistler için şu anki statüko biçilmiş kaftan.