Mülkiyet nihayet resmen görüşülecekmiş – Alpay Durduran

114

durduranGörülen lüzum üzerine nihayet (gerek duyulduğu için) mülkiyet başlığı ele alınıyor. Çözüm havasını zararlı bulan ve gene bir Annan tehlikesi yaşamak istemeyenler şöyle gelişme var böyle tehlike var diye kafa karıştırıcı açıklamalar yaparken bazıları da duyum var diye haberler ürettikleri için sık açıklamalar yapılıp mülkiyet konusu görüşülmedi açıklaması yapılırdı. Yetmediğine inanıldığı için de şöyle olmasına karşıyız açıklamaları ile destekleme yapılırdı.

Şimdi Eide devreye girdi ve mülkiyet konusu resmen ele alınacağı açıklandı. Konu görüşmeci ekibine aktarıldı.

Güya iki toplum lideri var onlar önderlik yaparlar. Niye önder derler, çünkü iki cumhurbaşkanı diyemezler, biri kabul etse öteki kabul etmez diye Kıbrıs’ın iki toplumlu olmasından bilistifade iki toplum lideri kabul edildiler ve liderler görüşmeye çağrılır. Ancak iki toplumluluk gerçekte öyle bir yapı kalmadığı için anlamsızlaşmıştır. Dahası bir şeyin önderliğini yapmadıkları için liderlikleri nitelik bakımından da anlamsızdır.

Birisi mülkiyet konuşuldu ve duyumlara Omorfo’yu veriyor veya Rum istiyor deyip lidere de görüşmeyi kabul etti diye saldırana anlamlı bir yanıt vermeyip merak edilecek bir şey yok diyen kişi de lider falan değildir. Önemli diğer konularda da ayni teskin (sakinleştirme) karşılığı veren kişi lider falan değildir. Önderlik yapmamaktadır. Çünkü eninde sonunda bu konular gündeme gelecek ve çözüme karşı tutumu olanı teskin etmekle halka onun itirazına konu olan şeyin (çözüm formülünün) aleyhe ve zararlı olduğunu düşüncesini vermiş olacaktır. Hâlbuki belki de o konu kabul edilip referanduma sunulacaktır. Halk nasıl aleyhine bir çözümü kabul etsin!

Annan görüşmelerinde Rumların tabirlerine göre şeytanlaştırma yapılmış ve pek çok konu asla kabul edilemez diye nitelenmiş ve halkın çoğu retçi yapılmıştı ama sonunda uluslararası toplumun desteği ile bir planın ortaya çıkmasına liderliği evet referanduma sunacağız dedi.  Türkiye’nin “Rumlar nasıl olsa reddedecek, kabul edin” dediği için referandum yapıldı. Kuzeyde halk Türkiye’nin telkini ile evet dedi ama lider halka referandumda oy verme olanağını verdi ise de halkın hayır demesini istedi.

Bu gariplik liderliğin olmadığını kanıtlayan bir örnek oldu. Bir lider halkın aleyhine olduğuna inandığı halde nasıl referanduma sunar? Bu saçmalık dalavereci olduğunu gösterir, liderliğini değil. Başka bir partinin halkı kışkırtıp hayır demeye hazırladık zaman verin anlatalım da bilen halkın desteği ile referandum yapalım demesi de gösterir ki Asla kabul edilemez denilen şeyler aslında görüşme konusu idi ve ideal çözüm istekleri ile uyuşmayan bir durum ortaya çıkmıştı. Görüşme boyunca halkını aydınlatacaklarına en fazla taviz koparacak olan benim yarışı yapıyorlardı. Birçok konuyu şeytanlaştırmışlardı.

Türkiye nasılsa reddedecekler dediği için evet demeye hazırlananlar tabii ki bir an önce referandum isteyip Rum tarafının afişe edilmesini ve AB üyeliğini elde etmeyi veya KKTC’nin statüsünün yükseltilip cezalandırılmasını istediler. Onlara lider çıkıp da fırsat verelim de halkı aydınlatsınlar diye itiraz etmedi, tam tersine cezalanacaksınız diyenleri teşvik etti.

YKP fırsat tanınmasını istedi ama duyan olmadı.

Lider gören varsa buyursun göstersin.

Tutumların gösterdiği lider sayılanların halktan oy almalarının nedenini unuttuklarıdır. Onun için sıkıştılar mı merak etmeyin endişelerinizi paylaşıyoruz ve iddia edilen tavizleri vermeyeceğiz demekle çözüm için herkesi tatmin edecekmiş gibi davranmaktadırlar. Hâlbuki oy verenler onlara çözüm bulsun diye oy vermiştir. Taviz vermeyin diyenler onlara oy vermemişlerdir. Ulusal birlik ve beraberlik içinde berberce karar vereceğiz demeleri de kendilerini ifşa etmektedir.

Mülkiyet konusu güzel bir örnektir. Arada bir Akıncı toprakta değişiklik getirmedikten sonra çözüm olmaz ve eskiden kabul edilmiş hususlar da gösteriyor ki Türk tarafının söz verdiği konular vardır dese de ciddi bir toprak ayarlamasının gerekliliğinin ne kadar bir şey ifade ettiğini düşündürmekten kaçınmaktadır. Acele çözüm istediği söylediğine göre bugün fedakârlığın boyutuna alıştırılmamış insanların onayını kazanmaları için zamanı kalmayacaktır.

Nitekim ona oy verenlerde bile iştah kabarmada ve söz verişmiş yerlere bile tabu gözüyle bakanlar çoğalmaktadır.

Nüfus sorunlarında da çok yüksekten atılmakta ve hepiniz Kıbrıslı olacaksınız ve AB yurttaşlığınız garanti sözleri kullanılmaktadır.

Mülkiyet için kim bedel ödeyecektir sözleri de hiç diye yanıtlanmakta ve yabancı kaynaklara atıflarda bulunulmaktadır. Halktan “yani kapanın yanında kalacak mı” soruları soranları görülmektedir.

Anayasanın geçici 2. Maddesini kullanmadılar, o bile kazançlı çıkanın haksız olması durumunda devletle hesaplaşması gerektiğini gösteren ifadelere yer vermektedir. O maddenin konulmasında rol alan birisi olarak soruyorum: acılarını yüreğine gömenler bile tazminatta ortaklığa mı çağrılacak?

Tabii ki adil bir çözüm için fedakârlığa hepimiz katılacağız ama adalet bunun neresinde? 32 yıl geçti maddeyi uygulamak bir yana adını bile anan yok. Bir de hukuk devletiyiz diye caka satarlar. Hatta kendilerini hukuk devletleri ile kıyaslamaya bile kalkarlar. Anayasasını bile uygulamayı düşünmeyen bir ülkede hukuk mu olur? Var olan ne ise işte ortada…

Ciddi bir lider ganimetin kavgasını yapanlara ben çözüm için söz verdim diye seçildim çekilin önümden der. Merak etmeyin de kimseye zarar gelmeyecek ve en az zararla atlatacağız deyip de zaten bir şey olmayacak havası yaratmaz.

Milyonlarla göcem göç yollarını canları pahasına tuttular, buna bir de bizim haram yiyicileri besleme dedi mi eklenecek? Zengin devletlerin zenginleşmesinin nedeni daha akıllı olmak değil paranın değerini bilmeleri yani eli sıkılıklarıdır.

Anayasa Mad. 2

Geçici madde 1 kuralları uyarınca hak sahibi kılınan yurttaşların ellerinde bulundurdukları kaynakların, ellerine geçtiği andan itibaren gelirleri veya yıllar itibarıyla kiraları, gerçekçi olarak hesaplanır ve yasanın belirttiği ve belirleyeceği haklardan çıkarılır. Bu işlem yapıldıktan sonra, Devlet, alacaklı olanlara alacaklarını tamamlar, verecekli olanlar ise, makul bir süre içerisinde vereceklerini öderler.

Anlaşıldı mı?