Mücadelenin okulu çadırlar – Murat Kanatlı

88

19 Ocak Perşembe günü Kıbrıs’ın kuzeyi, bir süprizle uyandı, EL-SEN ve TEL-SEN süresiz grev ilan etmişti…

Günlerce bu eylemlerin doğruluğu yanlışlığı tartışıldı, herkes bir eylem nasıl yapılır konusunu konuştu.

Mısır’a vicdani retçi Maikel Nabil’in askeri mahkemesinde davasını takibe gittiğimde dönüş yolunda, havaalanında 24 saat mahsur kaldım, hava trafik kontrolörlerinin grevi vardı! Mısır, turizmden ciddi gelir elde eden bir ülke bu nedenle son eylemler ve grevler ekonomiye ciddi sekte vurmakta ama ekonomi kötüye gitmesin diye de grev yapılmasın önermesi yanlıştır!

Yunanistan’da aylardır grevler ve eylemler yapılmaktadır. Ana akım medyanın bize verdiği kadarına bakarak tembel, çalışmak istemeyen Yunanlılar tasarruf etmek istemedikleri için grev yaptığına da kendimizi inandırdık. Hoş, onlar tembel, ana akım medya böyle yazınca hemen inanmaktayız ama ana akım medya bizimle ilgili tembel deyince hemen öfkelenmekteyiz, çark ayni şekilde dönmekte…

Kıbrıs’ın kuzeyinde de ayni şey oldu. Kuzeyin ana akım medyası tembel, iş yapmak istemeyen üç beş kamu çalışanın kaprisi yüzünden eylem yapıldığına herkesi inandırdı. Öfkeyi sendikanın üzerine çekince, sendika da yalnız kalınca eylem uzadı ve sorun daha da kriz aşamasına geldi. Herkes sendikalara, EL-SEN ve TEL-SEN’e yüklendi, böyle eylem mi olurmuş diye…

Öğretmenler grev yapamaz çünkü çocuklar eğitim alamaz!

Doktorlar grev yapamaz çünkü hastaları var!

Havayolları grev yapamaz çünkü turizm etkilenir!

Peki, onları eylem yapma noktasına getiren uygulamaları ne yapacağız?

Hava-sen eylemlerinde KTHY batışı sendikanın üzerine yıkıldı ama yıllarca burayı çiftliği gibi kullananlar unutuldu. Ayrıca takip etme merağımız da yok, unutuyoruz. Hava-sen’e önerilen ve bir kısım kişinin kaydırıldığı CAS’ta son durumdan haberi olan var mı? Hava-sen CAS türü uygulamaların sorunlarına dikkat çekmişti. Çünkü CAS’ta yaşanacak olan sendikasızlaştırma, güvencesizleştirme ve esnek çalışmaydı ki yaşanmaya başlandı. Sendika bunu görüp direndi ama ana akım medyanın sendika, emek düşmanlığı temelli yayınları etkili oldu ve herkes sendikanın KTHY’yi batırdığına ikna edildi. Batma sürecinde bu kararları alanlar ise yüksek maaş ile başka yerlere yeniden atanmış olması ilginçtir.

EL-SEN ve TEL-SEN, özelleştirme sürecindeki kaygılarını uzun süredir anlatmaktaydılar. Ama dinletilemedi. Ana akım medya bir kez daha safını belirledi. Cephesini kurdu, saldırı üstüne saldırısını gerçekleştirdi. Aslında çözüm basitti. Sendikalara sahip çıkılsa, Cuma günü, hafta sonu onbinler Tekneciğe aksa, Pazartesi günü herkesin gene elektriği olurdu ama gözünü kâr bürümüş, yandaş pozisyonu ağır basan ana akım medya silahlarını sendikalara çevirince herkesin kafası karıştı. Her açan ‘sendika anlatmadı’ deyip durmaktaydı ama ben Yeniçağ’ın web sitesinde küçük bir araştırma yapınca bile son 2 yıldır her ay en az bir kez olacak şekil onlarca açıklama ve eylem buldum. Ana akım medya her şeyi örtünce bir anda bir sabah uyanıp eyleme çıkan tembel, iş yapmak istemeyen elektrik ve telefon çalışanlarının eylemi ile karşı karşıya olduğumuza inandırılan hale geldik, herkes de buna inandı.

Ana akım medyanın göstermediği bu eylemlerdeki en değerli şey ise aslında dayanışma idi!

Keşke herkes o çadırları bir kez olsun ziyaret etse idi… Hava soğuktu, çoğu zaman yağmur yağmakta idi ama çadırlarda onlarca, yüzlerce kişi kalıyordu. Herkesin yüzü güleç, herkes her gelene dost selamını esirgemiyordu.

Oradaki dayanışma, yardımlaşma, oradaki fedakârlık aslında gerçek tarih yazma olayı idi. Birbirine sıkıca kenetlenen hem çalışanlar, hem de onlara dayanışma gidenler bu kavgada kimsenin yalnız olmadığını gösterdiler. Umudu gösterdiler.

Grevler yasaklandı, bununla ilgili sendikaların tavırları konuşulacak, konuşulmaya devam edecek ama bu değildir gerçek gündem.

Eylemlerin sonucu bir yeni durum ortaya çıktı ki bunun olumlu, olumsuz ve zayıf noktaları olduğu kesin ama gerçek gündem gene bu olmaması gerektiğine inanırım…

Çadırlara gidenler, oradaki dayanışmayı mutlaka anlatmalılar çünkü orda gerçekten bir tarih yazıldı. Hava-sen ve AÖA öğrencileri çadırında da atlanan sanırım buydu, insanların yağmur çamur demeden oralarda kalmasını küçümseye yönelik tavır herkese benimsetildi ama çadırlar birer okuldu, mücadelenin öğretildiği, öğrenildiği, dayanışmanın pratikte gösterildiği bir okul…

19 Ocak’tan bugüne çok şey konuşulacak ama asıl şimdi mücadelenin okulu, çadırları konuşma zamanıdır çünkü ana akım medya bunları anlatmayacak, mücadeleyi spor tartışması gibi galibiyet, yenilgi ikilemine sokmak isteyenler de! Ama kavga büyüyor, tabandan, yerelden yürüyor, dayanışma büyüdükçe bu kavga yenilmez olacak.

Tam da bu nedenle şimdi mücadelenin okulu, çadırları konuşma zamanıdır!