Militarizime Neden Karşıyız? – Özgür Gençalp

149

askersiz_sBen henüz reşit değilken, tam 17 yaşımdayken eve bir mektup gelmişti. Gidip askerle bağlantı kurmamı “emreden” bu kâğıt parçasını aldığım sırada, üniversiteye henüz yeni başlamış bir hazırlık öğrencisiydim. Kıbrıs’ın kuzeyinde kurulan bu kukla “cumhuriyetin” ordusu beni ve benim yaşımdaki tüm hemcinslerimi o dönem, halk arasında asal şube olarak bilinen asker alma şubesine gidip askere kaydımızı yaptırmamızı istiyordu. Ben de diğer arkadaşlarım gibi o binaya gidip asker olduğuma dair imza attım ve öğrenci olduğum için “sağ olsunlar” benim eğitimimi tamamlamama izin verdiler. 17 yaşımda attığım imzanın hukuksal geçerliliği nedir tam olarak bilmiyorum, fakat Mağusa’da sürdürdüğüm üniversite hayatım boyunca yılda iki kere, sırf okuduğumu kanıtlamak için, okuldan kağıt alıp, posta dairesine para verip, milli eğitim bakanlığından onay aldıktan sonra asal şubede, bana sorulmadan üstüme yıkılan bu zorunlu askerlik görevini erteletmeme sebep oldu o 17 yaşımda attığım imza.

23 yıllık hayatım boyunca da zorunlu askerlik görevini yapan aile bireylerim, yakın arkadaşlarım ve tanıdığım birçok insan var. Tanıdığım çoğu kişi askerlik görevinin bir bela olduğunu konuşma arasında bana aktardı. Zaten yaşadığımız ataerkil toplumun erkeklere “adam” olabilmek için biçtiği zorunlu bir görevden bahsediyoruz. Şuan benim yurtdışında hayatımı sürdürmemin bir sebebi de, bireysel olarak militer yapıda beni çeken en küçük bir şeyin bile olmaması ve militarizme karşı olmama neden olan birçok yaptırımın bulunmasıdır. Gerek kişisel olarak dünyaya bakış açımdan gerekse vicdansal olarak böyle bir yükümlülüğü itici bulduğumdan dolayı zorunlu askerlik görevini yapmak istemiyorum. Zaten bugünün şartları aynen sabit kalsa ve askerlik zorunlu değil de isteğe bağlı bırakılsa, doğup büyüdüğüm bu küçük coğrafyada bu saçma görevi yapacak hemcinslerimin sayısı emin olun ki tahmin ettiğinizden çok daha azdır.

Peki, ben zorunlu askerlik yapmayı neden istemiyorum? Aslında bu sorunun cevabı birden fazla, fakat kalemim ve yerim el verdikçe en açık şekilde bu soruyu yanıtlamaya çalışacağım.

Öncelikle vicdansal rahatlığımı sağlamak için bu görevi yapmak istemiyorum. Ben, yolda yürürken önüme karınca sürüsü çıktığında öldürmemek için yolumu değiştiren biriyim, kaldı ki bana “düşman” diye lanse edilen insanları öldürmem için eğitim almamı ve/veya bunun için para vermemi istiyorlar. Bana bir ülkeyi silahla koruma görevini vermek istiyorlar. Ama nedense bana hiç soran olmadı, zaten oraya zorunlu olarak gitsem dahi, onların verdiği emirlerle yaşadığım toprağı paylaştığım insanları vurmam için bana verilecek emirleri yerine getirmektense, diyalog yolunu seçeceğim. Bana insan öldürmeyi öğretmek istiyorlar, başkasına sırf giydiği o kıyafette omzunda bilmem kaç yıldız, bilmem kaç ip var diye itaat etmemi, ona “emredersiniz komutanım” dememi istiyorlar. Sırf o komutanların kişisel egolarını tatmin etmem için beni orada istiyorlar, sırf bana kendi çizdikleri dar kalıplarındaki hegemonyalarında kendimi onlar karşısında küçük hissetmemi istiyorlar. Dedim ya ben karıncayı bile öldüremem, değil insan öldüreceğim. Ben hiç kimseye emretmeden, hiç kimse üstünde bir baskı kurmadan ve kimsenin boyunduruğu altına girmeden, sevgi ve saygı çerçevesinde, barış, kardeşlik ve eşitlik yolunda ilerlemeyi kendime ilke edinmiş bir kişiyim. Herhangi bir canlıyı öldürerek kahraman olacağıma, köyümde sessiz sakin gülerek, onurlu ve temiz bir şekilde, kimsenin emri altına girmeden, hiç kimseye itaat etmeden, elime silah almadan ölmeyi tercih ederim.

Zorunlu askerlik görevini yapmak istemememin bir diğer nedeni ise tektip kıyafet uygulaması ve özgürlüğümün kısıtlı olacağını bilmemdir. Üniversiteye kadar girdiğim tüm resmi eğitim kurumlarında bana da tıpkı her öğrenci gibi tektip kıyafet zorunluluğu dayatılmıştır. Şimdi ise beni askere alıp saçlarımı onların istediği gibi kesmemi, sakal traşımı onların istediği gibi yapmamı ve onların bana vereceği yeşil kıyafetleri giyip elime silah almamı istiyorlar. Benden bir robot yaratmak istiyorlar. Beni yaşadığım toplumdan, düşüncelerimden soyutlayarak, onların çizdiği bir kalıba koymak istiyorlar. Ataerkil toplumun benden beklentisi maalesef bu uygulamaları, vicdanıma ve kişiliğime ters düşse bile yapmamdır. Fakat beni ben yapan özelliklerimi benden aldıktan sonra, ben artık o eski ben olmayacağım ve bu bende psikolojik büyük bir çöküntüye sebep olmakla birlikte, beni ben yapan özelliklerimden arındırdıktan sonra bütün hayatım boyunca karşı olduğum tüm dayatmalara bir alet olmamı sağlayacaktır.

Tüm bunlara ek olarak, bireysel olarak silah kullanımına ve şiddetin her türlüsüne karşıyım. Şiddet düşünce kapasitesinin bittiği yerde başlar. Ben mantığımla hareket etmeyi, sorunlarımı diyalog yoluyla çözmeyi, başkalarının çıkarları için, milli değer ve yargılar doğrultusunda katil olmaya tercih ederim.

Aynı zamanda hayatımın hiçbir evresinde, insanları doğup büyüdükleri coğrafya, konuştukları dil, inanç duydukları din, biyolojik cinsiyet ve sahip oldukları ten rengine göre ayırıp, sterotipleştirmedim. Bu yüzden hayatım boyunca hiçbir zaman düşmanım olmadı, olması taraftarı da değilim. Benim derdim güneyde yaşayan Andreas, siyahi arkadaşım Stephen, Hıristiyan dostum Daniel, kadın arkadaşım Ayşe veya Kürtçe anadili olan Rojanla değil, benim tek derdim bize bu ayırımları dayatan sistemledir. Militer yapı ise bana bu insanların düşman olduğunu aşılamaya çalışmakla birlikte, yeri geldiğinde kendi “vatanımı” korumam için bu insanları gözlerimi kırpmadan öldürmemi dayatıyor, hem de sadece bir komutanın emri ile hiç düşünmeden ve sorgulamadan.

Ataerkil toplum yapısında “savunmasız” kadını ve tehdit altındaki vatanı koruyacak tek şey “güçlü” erkeklerdir. Sırf bu sebepten dolayı, her Türk’ün asker doğduğunu iddia etmekle birlikte, “vatan sana canım feda” gibi saçma inançları marşlaştıran askerlik kurumu, heteroseksüel erkeklerin “adam” olabilme yolunda attıkları önemli adımlardan biri saymaktadır. Medya ve devletin eğitim kurumlarıyla da bu zorunlu görevi yücelten bir anlayışta, sorgulamaktan aciz bir toplum yetiştirmek hedefleniyor. Kimse kusura bakmasın ama benim canım, vatan diye hitap edilen ve koskoca evrende sadece Kıbrıs’ın kuzeyini merkeze alan toprak parçasına feda değil. Aynı zamanda kendimi bir Türk olarak tanımlamadığım gibi her Türk’ün asker doğduğu inancına sahipte değilim.

Yazımın başlarında bahsettiğim gibi kısaca ve en anlaşılır dilde neden zorunlu askerlik görevine karşı olduğumu anlatmaya çalıştım. Herkesin eşit, özgür, barış ve kardeşlik içinde yaşamasını savunan bir genç olarak bu satırları kaleme aldım. Bugün gençlerimiz yurtdışına göç etmek zorunda kalıyorsa, bugün Kıbrıs üstünde yapay bir çizgi çekilip, her köşe başında askeri araç görüyorsak, her binada militer ve işgalci bir devletin bayrağını görüyorsak, komşularımızla bizim düşman olduğumuz iddia ediliyorsa ve gözümüzün görebileceği her yere savaşı simgeleyen bir anıt dikiliyorsa bunun tek sebebi şiddet ve düşmanlık duygularıyla beslenen militer sistemdir.