Mezar taşları mı, eski yazıları mı, yoksa resmi tarih mi yalan söyler? – Murat Kanatlı

191

21 Aralık 1963 rejim için önemli bir tarihtir. Onlar bu tarih üzerinden kutsal bir büyük anlatı yaratmışlar ve bu anlatıyı hem dokunulmaz, hem de tartışmasız kılmak için de askeri/militarist törenlerle koruma altına aldılar.

Bu nedenle 21 Aralık 1963’te ne oldu sorusunun ilk çağrışımı aşağı yukarı şöyle bir büyük anlatı olur;

“en uzun gecenin olduğu 21 Aralık’ta Rumlar topluca Türklere saldırıp katliamlarını gerçekleştirmeye girişti, amaçları Akritas planında yazıldığı gibi Türkleri 24 saatte yok etmekti, bu nedenle çoluk çocuk herkesi öldürmeye giriştiler, Türkiye müdahalesi olmasaydı toplu mezarlarda olacaktık”

Bu bir paragraf içinde o kadar çok çelişki ve hatalı bilgi var ki, hangisi önce düzeltmeli bilinmez…

Önce tarih ve soru işaretleri ile başlamak en iyisi…

O gece 2 kişi öldürüldü, Zeki Halil Karabülük ve Cemaliye Emirali…

Bu iki kişinin mezarı Lefkoşa’daki mezarlıkta, girişte solda… Anma etkinlikleri niçin Lefkoşa’da olur da bu mezarlıklar yok sayılır o da bilinmez…

Zeki Halil Karabülük’ün mezarı 1965’te yeniden yapılmış, üzerinde 21 Aralık 1963 tarihi yazılı…

Cemaliye Emirali’nin mezarı ise, Zeki Halil’in mezarının bitişiğinde ‘Cemaliye Hüseyin’ olarak daha mütevazı, ilk yapılan ve üzerine hemen isim ve ölüm tarihi kazınan mezar taşı var. Yalnız tarih farklı! Mezar taşı üzerinde ‘19 Aralık 1963’ tarihi yazılı! Şehit Aileleri ve Malül Gaziler Derneği’nin hazırladığı websayfasında 1963 yılı içinde tek bir Cemaliye var o da ‘Cemaliye Emir Hüseyin’…

Başka kaynaklardan tam tarih ve günle ilgili kontrol yapmak önemli. “Kıbrıs’ta Türk Davası ve Kıbrıs’ta Rum Vahşeti” başlıklı bir kitap var, yazarı ‘Dr Fazıl Küçük ve çalışma arkadaşları’. “Birinci baskısı Ocak 1964 ayında daktilo ile Türkçe ve İngilizce olarak yayınlanmıştı” notu bu kitabın ilk sayfada mevcut… Yani kitap olayların sıcağı sıcağına olduğu bir zamanda yazıldı. İkinci baskısı 1999 yılında yapıldı.

Doktor ve arkadaşları, “20/21 Aralık 1963 gecesi sabahın erken saatlerinde merakla toplanan bir gurub Türk üzerine silahlı Rumlar tefrik göstermeksizin ateş açarak bir Türk kadını ile bir erkeği vurarak öldürmüşlerdi” diye kitabın 33. Sayfasında yazmaktalar… Yani iki tarihi de ayni anda konmuş, belli ki murat edilen ya olaylar 20’sinde başlayıp 21 sarkmış, ya da 21’i ama gece yarısından sonrası anlatılmaya çalışılıyor…

Başka bir kaynak olarak kullanılabilecek bir yazı, “Dr. Fazıl Küçük′ün kaleme aldığı “21 Aralık Faciası′na doğru o karanlık günleri anlatmaktadır” başlıklı yazı dizisi 17 Aralık 2007 ile 06 Ocak 2008 tarihleri arasında 16 bölüm olarak Volkan Gazetesinde yayınlandı. O yazıda Doktor birinci ağızdan olayları anlatmakta…

“Ve 20 Aralık 1963′deyiz. Sabahın saat 02.00′sinde Eğlenceli Maksi isminde bir Rum; Fırıncı Cemal′ın arabasının benzerini kullandığı sırada, Olimpiyakos Kulübü önünden geçerken, otomatik silahlarla taranıyor ve ağır yaralar alıyor” diye yazıyor Doktor, yani bu anlatıma göre 21 Aralık’ta her şey aniden başlamamış, 20 Aralık’ta da bazı olaylar yaşanmıştı.

Ayni yazı dizisinin devamında “akşamüzeri arabalarıyla gezmeye çıkan biri kadın, biri erkek iki soydaşımız, sokağa çıkma yasağı olmadığından geç vakit dönüyor ve Tahtakale′nin esas ana yolundan geçerek evlerine gidiyorlardı. Uzun bir mesafe de kalmamıştı kapılarına yaklaşmaya. Tam bu sırada ikisi polis üniformalı, biri sivil silahlı üç Rum çıkıyor önlerine ve kendilerini durduruyor” (…) “Kalabalık artarken, vaka mahalline hakim Olimpiyakos kulübü damındaki silahlı Rum nöbetçiler verilecek işareti bekliyordu. Saat sabahın 02′sini gösteriyordu” (…) Baf Kapısı polis karakolunda görevli yüksek rütbeli Rum subaylarından biri, biraz önce olay yerinden fırsatı kollayarak kaçan iki polisle birlikte ‘arz-ı endam’ etmişti. Arabasını biraz uzakta bırakmış ve soru sual etmeden, kavgayı çıkaranların kimler olduğunu öğrenmeden, suçluların kim olduğunu saptamadan, belinden çıkardığı tabancayla arabadan inenler üzerine ateş açmaya başlıyor, Zeki Halil Karabülük ve Cemaliye Emirali şehit olurken, halktan da dört kişi yaralanıyordu.”

Bu anlatım bize ‘resmi’ anlatılan ile çelişmekte, tarih de belli ki 20 Aralık gece yarısına doğru başlamış veya gece yarısını geçince, o konu net değil, gece 2’de ise silahlı bir çatışma olmuş. Ancak ortada toplu bir saldırı olmadığı anlaşılmakta…

Bu konuda TMT’nin o dönemdeki yayın organı Zafer Gazetesi’nin 24 Şubat 1967 yılındaki sayısında bir yorum haber yayınlıyor, yukarıdaki anlatımı destekleyen “Rum tecavüzünün 21 Aralık akşamı başlaması sadece bir tesadüftür. Gerçi tecavüz için bir plan mevcuttu, fakat bunun tatbik tarihi 21 Aralık değildi.” (…) “Ve 21 Aralık’ta şaşkın Rum tedhişçilerinin aceleciliğinden doğan hata, Türk Toplumunun muhakkak bir katliamdan kurtarmıştır. Çünkü Rumların hakiki gayelerini bilen ve Makarios’un sözlerini değerlendiren Türk Mukavemet Teşkilatı derhal gerekli tedbiri alarak Türk toplumunun müdafaa görevine fiilen başlamıştı”…

Bu durumda ‘resmi’ söylemin doğru bir anlatım olmadığı netlik kazanıyor…

Bu dönemde hiçbir şekilde kabul edilemeyecek şekilde sivil halkı da hedef alan saldırılar oldu ama bunların doğrulara dayanmayan bir kurgu ile biraraya getirilmesi ve şoven duyguları körükleyici bir alete dönüştürülmesi de bir o kadar kabul edilemezdir.

Örneğin ‘resmi’ anlatımında 24 saate imha denmekte ve kurguya Kumsal saldırısı da konmak ama Kumsal saldırısı 24 Aralık tarihinde gerçekleşmişti yani olayların başlamasından 3 gün sonra…

Ayrıca 25 Aralık 1963’te ise Türk Hava Kuvvetleri’ne ait uçaklar ihtar uçuşları yapmış, ardından ateşkes sağlanmış ve 29 Aralık 1963’te İngiliz Kuvvetleri bugün Yeşil Hat olarak adlandırılan bölgeye girmişti.

Yani 1963 yılında başlayan ve 11 yıl süren olaylar dendiğinde sanki 1963’te bütün yıl çatışma yaşanmış izlenimi yaratılmakta ise de 1963 yılındaki çatışmalar yalnız 5 gün sürmüştü… Yani büyük anlatının kurguları tam tarihleri alt alta konduğunda bir bir dökülmekte…

Peki, Akritas Planı? ‘Toplu katliam yapılacak’ diye yazıyor mu? Resmi olarak defalarca yayınlanan Akritas Planında şöyle yazmakta:

“Geriye toplumlararası çatışma tehlikesi kalmış oluyor. Tahrik edilmeksizin Türklere karşı bir katliama girişmek veya hücum etmek niyetimiz olmadığına göre geriye, Anayasa’nın herhangi bir maddesini tek yanlı olarak değiştirmeye kalkışmamız halinde, Türklerin şiddetli tepki göstererek olaylar ve çatışmalar yaratmaları veya katliamlar, gösteriler ve bomba olayları sahneleyerek Rumların gerçekten kendilerine hücum ettiği ve bu yüzden can ve mal emniyetleri için müdahalenin şart olduğu izlenimini yaratmağa çalışmaları olasılığı kalır.

Taktik: Anayasayı tadil etme çabalarımız açık olacak, daima barışçı görüşmelere hazır görüneceğiz ve eylemlerimiz hiç bir zaman tahrik edici veya şiddet hareketi şeklinde olmayacak. Muhtemel olaylar, başlangıçta kanun çerçevesinde ve yasal güvenlik kuvvetleri tarafından plan uyarınca karşılanacaktır. Hareketlerimiz yasal görünümlü olacaktır”

Bütün bunları alt alta getirdiğimizde, mezar taşları mı, eski yazıları mı, yoksa resmi tarih mi yalan söylüyor?