Mazali: “Düşmanın Varlığını Kabul Etmiyoruz”

103

Göksun YAZICI – BİANET

Kültür ve Siyasette Feminist Yaklaşımlar dergisinin konuğu olarak Türkiye’ye gelen İsrailli antimilitarist feminist Rela Mazali, onu bugünlere ve mevcut düşüncelerine getiren süreci, hikayeleri, siyaseti ve yeni alanların nasıl yaratılacağını anlattı…

 

Başlangıç…

1967 yılında 18 yaşında askere gittim; “savaş” zamanında. O dönemde İsrail’de şimdiki anlamıyla ne vicdani retçi ne de antimilitarist hareket vardı. Sadece bir takım memnuniyetsizliklerimiz vardı. 1967 yılında İsrail’in kazandığı “zafer”den dolayı “mutlu olmadım”. Tam tersine, büyük bir tatsızlık ve memnuniyetsizlik hissettim.

Uzun süre bu duygular içimde dolandı ancak çok uzun süre açık politik bir eleştiri haline gelmedi bu duygular. Benim bilinçlenmem 30’lu yaşlarımda anne olduğum döneme denk geliyor. Kızım dünyaya geldiğinde, ona öğretmemi istedikleri şeylerin benim mutsuzluklarıma sebep olan anlayışlar olduğunu anladım.

Kızıma bu değerleri aşılamak istemediğimi gördüm. Bizlerden bir çeşit “ebeveynlik” yapmamızı istiyorlardı ancak bu “ebeveynlik”in sonraki kuşağa taşıması gereken değerler, bizim kuşağımızdaki memnuniyetsizliği yaratan değerlerdi. Ben böyle bir “ebeveynlik” yapamayacağımı anladım. Ve bu sorgulama beni politik bir bilinç ve dile taşıdı. Aynı şekilde hisseden insanlarla karşılaştım ve sürekli konuşmaya başladık.

 

İşgal Karşıtı Hareket

İsrail’de 1980 yılında başlayan “İşgal Karşıtı Hareket” bizler için çok önemlidir. İlk kez orada memnuniyetsizliklerimizi bir cümleye dökebildik: “Düşman olmayı reddediyoruz” dedik. Elbette sadece sloganlar değildi burada ortaya çıkan, ama bu cümle bizlere bir dayanak noktası verdi. İşgale katılmayacağımızı, bunun devamı için çalışmayacağımızı söylemiş olduk. Bu cümle bizler için küçük farklı bir alan yarattı.

O zamanlar henüz antimilitarizm ya da vicdani red gibi düşüncelere ulaşmamıştık; sadece bizden yapmamızı istedikleri şeyleri yapmak istemediğimizi söylemiştik. Harekette çok farklı insanlar vardı, çoğu kırık dökük cümlelerle ifade ediyordu kendini, fakat bu işgale katılmayı istemeyenler, birbirleriyle konuşmaya başladılar. Herkes diğerinin ne hissettiğini anlıyordu. Bizlerin alternatif bir programı, kesin çözümleri yoktu sadece süregiden işgale ortak olamayacağımızı hissediyorduk.

 

“Yeni Profil”

İsrail’deki antimilitarist vicdani retçi hareketimiz “Yeni Profiller” 2000 yılında oluştu. Aslında bizler bir “hareket yaratmadık”, hareketin kendisi olan insanlar oradaydı. Biz aslında iki okuma grubuyduk. Bir mekanda buluşuyorduk. Fark ettik ki kimse evine gitmek istemiyor, herkes bu mekanda kalıp diğeriyle konuşmak istiyor, duygularını ve düşüncelerini paylaşmak istiyor.

200-250 kişi olduğumuzu fark ettik. Herkes gündelik hayatın militerleşmesine, bizlere zerk edilmeye çalışılan değerlere karşı eleştireldi. Birbirimizle konuşarak düşüncelerimizi daha da netleştirdik. Bir hareket olduğumuzu fark ettik ve antimilitarist, vicdani retçi ve feminist hareketimiz “Yeni Profil”in varlığını kabul ettik. Dediğim gibi hareketi biz kurmadık, fakat bunun bir hareket olduğunu fark edip adını koyduk. “Yeni Profil” feminist bir hareket ve içimizde erkek üyelerimiz de var.

 

Antimilitarizm ve Feminizm

Bana birçok insan antimilitarizmle feminizmin ne ilgisi olduğunu soruyor. Oysa bir “ordu”nun iki şeye ihtiyacı vardır: Düşman ve kadın. Düşmanın varlığı ordunun varlığını meşrulaştırır; bir düşman yoksa da bu yaratılacaktır. Ordu “koruması ve kapatması” gereken bir “kadın”ın varlığına da ihtiyaç duyar. “Anavatan” sözcüğünde görüldüğü gibi, ordu feminen olanı düşmandan korumak üzere harekete geçer.

Biz ordunun varlığını meşrulaştıran bu iki şeye de karşı çıkıyoruz; feministler olarak kadının korunması gereken zayıf ve itaatkar bir varlık olmadığını ortaya koyuyoruz, antimilitarist bir düşünce biçimi olarak da hem bir düşmanın varlığını kabul etmiyoruz hem de kendisini bunun üzerinden meşrulaştıran ordunun varlığına hayır diyoruz. Aslında feminizm ve antimilitarizm birbirine bu kadar bağlı. İsrail’de askere alınan kadınların yüzde sekseni cinsel tacize uğradığını söylüyor; bu ordunun yaptığı bir araştırmanın sonucunda ortaya çıkmış. Fakat bu kadınlar şikayette bulunmuyorlar, silahlı erkekler hem bir düşman yaratıyor hem de korumayı vaat ettiği kadını acizleştiriyor, onu araçsallaştırıyor.

 

Yeni Alanlar

Bizler işgal karşıtı olarak başladığımız bu yolda, işgalin aslında ne büyük boyutta olduğunu her adımda fark ederek yürüdük. Reklamlar, televizyon programları, bir evin düzenlenme biçimi bile bizlere mevcut değerleri aşılamaya çalışıyor; düşmanıyla yaşayan bir toplumu, kadınları acizleştiren bir toplumu yeniden üretmemizi istiyor. Bizler her türlü işgale karşı direnmeliyiz. İşgalin nerelerde olduğunu ve nasıl işlediğini anlarsak bunlara karşı direnmenin yollarını da bulabiliriz.

Hikayelerimizi sessizleştirmeye çalışıyorlar, oysa hissettiğimiz memnuniyetsizliklerimiz bizlerin neyi yapmak neyi yapmamak istediğimizi ortaya koyuyor. Sessizleştirilen hikayeleri dinlemek, birbirimizin hikayesini dinlemek, saygı göstermek insanların geliştireceği politikanın en temel bileşeni. Hikayelerimiz kendi alanlarımızı ve ortak alanlarımızı yaratıyor.

Türkiye hakkında çok az şey biliyorum ancak bu ziyaretlerde ve bağlantılarda aydınlık ve güler yüzlü aktivistlerle tanışıyorum. Türkiye’deki bu hareketlilik, bu aydınlık insanlar İsrail’de bizim için ilham kaynağı ve bizleri motive ediyor. Daha çok birliktelik, daha çok bağlantı her iki taraf için güzel bir dünyanın umudu oluyor.

 

Mazali: ‘Türkiyeli vicdani retçilere büyük saygı duyuyorum’

 

Mazali’nin yer aldığı New Profile adlı grup İsrail’in en kalabalık antimilitarist halk hareketi. Mazali, İstanbul’da yazılarının da yayımlandığı Kültür ve Siyasette Feminist Yaklaşımlar Dergisi’nin davetlisi olarak geldi. Feminist Yaklaşımlar’ın davetlisi olarak İstanbul’a gelen İsrailli yazar, antimilitarist, feminist Rela Mazali ile İsrail ve Türkiye’deki vicdani ret hareketini, Mavi Marmara’yı ve İsrail’e sıçrayan ‘Arap Baharı’nı Radikal Gazetesi konuştu:

Diyelim bir mucize oldu. Gayet militarist bir ülke vicdani ret hakkını tanıdı, ordusunu da küçültme kararı aldı. Zihinlerdeki militarizmin temizlenmesi kaç yıl alır?

Ne yazık ki böyle şeyler doğal yollardan olamıyor. Ne kadar yatırım yaptığınız önemli. Devlet tarafından, sanatsal, düşünsel, fikirsel olarak ne yatırdınız? Militarizm kendisini diri tutabilmek için sürekli yatırım yapan bir düşünce biçimi. Bunun tam tersi kadar da diğerlerinin, sivil toplum kurumlarının, muhalefet gruplarının yapması lazım. Diyelim ki mucize oldu. ınanın mucize de yeterli değil. Eğer o açıdan bakarsanız, İsrail-Arap Savaşı sırasında Enver Sedat bir gün uçağa atlayıp İsrail’e geldi ve halka ‘Barışalım’ dedi. O barış hâlâ yerinde duruyor. Ama insanların düşünce biçimlerini değiştirmedi.

90’ların başından beri antimilitarizmden, feminizmden söz ediyorsunuz. şu anda 90’larda imkânsız olan neleri konuşabiliyorsunuz İsrail’de?

Bu süre içinde şunu öğrendim bir kere: insanlar değişebilir. Yavaş olur, enerji ister ama olur, koca koca insanlar değişir. Ben bunu gördüm. Bu çok umut verici. İsrail’de birçok süreç aynı anda işliyor. Bir tarafta askerlik yapmanın mecburi olduğunu tartışmayan, politikacılara kendini teslim etmiş bir kitle var. Bir de bunu tartışan, özellikle de gençler var. Vicdani retçi küçük bir azınlık olabilir ama insanlar gün geçtikçe çok farklı yollar bulup askere gitmemeye çalışıyor. Son yıllarda hükümetin, özellikle de Eğitim Bakanlığı’nın ağır bir propaganda yürütmesine karşın yaşanıyor bunlar. Gençler ebeveynlerini de etkiliyor zamanla. Onun dışında nasıl gittikçe sağcılaşan bir devletimiz olduğunu söylememe bile gerek yok. Daha çok görünen bu olabilir ama diğer taraf da var.

Vicdani retçilerin başına neler geliyor İsrail’de?

Böyle bir hak tabii ki yok. Tutuklanıyorlar. Fakat Türkiye’de durumun daha vahim olduğunu biliyorum; burada çok daha uzun süre geçiriyorlar cezaevinde. Bütün bunları göze alan Türkiyeli erkeklere büyük saygı duyuyorum. Çünkü ısrail’de iki- üç ay tutarlar, sonra bir şekilde ordudan atmanın yolunu bulurlar.

Peki İsrail’de askerlikten soğutma gibi bir suç var mı?

‘Soğutma’ fiiliyle değil ama ‘insanları askere gitmemeye ikna etmek’ gibi bir tabir kullanıyorlar. Benim aktif olduğum gruplardan biri New Profile. Hepimiz zaman içinde bu sebeplerle gözaltına alındık, soruşturulduk, yargılandık. Ceza almadık, ama bunlar yaşandı. Çok muğlak bir yasa bu; istedikleri yöne çekebiliyorlar. Sonuçta bir şey çıkmasa da her açıdan enerji emen süreçler bunlar.

Bir antimilitarist ve barış aktivisti olarak Mavi Marmara gemisinde yaşananlar hakkında ne düşündüğünüzü merak ediyorum. Barış girişimlerinin militarist bir provokasyonla militerleşmesi nasıl bir tehlikedir?

Öncelikle şunu söyleyeyim: Gazze işgali bir suçtur ve dünyanın bütün halklarının, barışçı ve şiddet içermeyen yöntemlerle buna itiraz etme hakkı vardır. Hatta buna karşı çıkarken muhalefet ettiklerinin kullandığı araçlardan farklı yöntemler kullanarak bu kuşatmanın kalkmasını talep edebilir. Ben şahsen böyle birçok eyleme katıldım. ısaril ordusunun, şiddeti meşrulaştırmak için askerlerinin tehlikede olduğu mazeretini sıklıkla kullandığını da biliyorum. Mavi Marmara’da yaşanan her şeyi bildiğimi iddia edemem ama bazı direniş yöntemlerinin militarize edilebileceğinin farkındayım. Bunlar benim de sorguladığım direniş yöntemleri. Barış talep ederken, karşı tarafa dönüşmemek için çok iyi plan yapılmalı. Yoksa gerçekten tehlikeli. Direnişlerin her zaman kahramanlara ihtiyacı olduğunu biliyorum ama ben kahraman istemiyorum. O kendilerini feda eden kahramanlık kalıbını kırmak istiyorum. Bazen başka yolu yoktur ama çoğunlukla da vardır.

Burada paneldeki başlığınız ‘Sanat ve aktivizm’di. Sanatın ne kadarı aktivizm, aktivizmin ne kadarı sanat?

Benim için sanat da, yazmak da aktvizm. Aynı zamanda aktivizm yazı ve sanat için çok fazla malzeme ve yöntem sağlıyor. Biz feministler hep kişisel olanın politik olduğunu söyleriz; aynısı. Benim için yazmak sesleri duymaktır. Başkalarının sesini, kendi sesini… Özellikle çoğunluğun aksi yönünde yazıyorsanız, yayıncı bulamazsınız, para kazanamazsınız. Bu anlamda da direnmek gerekir. Yazmak kadar, yayımlamak da politik bir iş çünkü.

‘Son yılların en kitlesel protestosu’

İsrail’de şu anda insanlar gelir eşitsizliğine dair, hayat pahalılığına karşı sokaktalar. Ama insanların hükümet politikalarını sorgulamaya başlamasından, feminist ve antimilitarist hareket nasıl faydalanabilir?

Ben uzaktayım ama haberleri geliyor, şu an hepsi dışarıda… Bir yandan bu gösterilerin biraz da yıllardır yoksulluğa, eşitsizliğe karşı çıkan, göçmen hakları için örgütlenen antimilitarist ve feminist hareket sayesinde olabildiğini düşünüyorum. Diğer yandan orada sadece emlak fiyatlarını protesto için bulunanlar arada bir bağ bulunduğunu da görecekler. En azından böyle bir şans var. Kehanette bulunmak istemiyorum ama bu son yılların en büyük kitlesel protestosu.

 

Mazali: “Savaşa Verecek Çocuğumuz Yok!” 

 

İsrailli kadın vicdani retçi Rela Mazali ile sohbet… Bu yazı Amargi Feminist Dergi’nin 2008 Kış Sayısı’ndan alınmıştır:

Öncelikle, New Profile (NP) nasıl kuruldu, amaçları ve faaliyetleri neler, nasıl işliyor ve adını nasıl seçtiniz, biraz bundan bahsedebilir misiniz?

İsrail’de ordu, gençleri 17 yaşından itibaren askere gitmeden önce bir teste tâbi tutuyor ve onlara askeri bir profil veriyor; bu insanlar genelde genç Musevi insanlar. Askeri profil, bu insanların askerlik görevleri sırasında ne gibi seçenekleri olacağının, yani neleri yapmaya müsaitler, ordu onları nelere uygun görüyor, bunların sayısal bir özeti bir nevi. Bazı profiller, askerlikten muaf tutulmanızı sağlıyor; mesela 21 numaralı profile sahipseniz eğer, ordu sizi duygusal, ya da zihinsel açıdan dengesiz, yetersiz görüyor, kısacası askerlik yapmak için uygun bulunmuyorsunuz. Biz de ismimizde bu arka planı kullandık ve bunu tersine çevirmeye çalıştık; yani bunun utanılacak bir şey olmadığını, başarısızlık olarak algılanmaması gerektiğini, insanlara yetersiz ya da düşük dereceli profiller verilmesinin, genellikle kendi tercihleri olduğunu, bunun onlar açısından askere gitmeyi reddetmenin bir yolu olduğunu söylemek ve genç insanlar arasında bu tercihi meşru kılmaya çalışmak istedik; çünkü militarizasyonun sürdürülme yollarından biri de zorunlu askerlik. Demek ki genç insanların askere gitmeyi reddetmeleri, toplumun militerleşmiş profilini daha sivil hale getirecek, yani biz İsrail toplumunun profilinin yenilenmesi, militer olmayan bir hale gelmesi için çalışıyoruz.

NP’ın nasıl kurulduğuna gelecek olursak; 1996 yılında Netanyahu başbakandı ve eski Kudüs’te bulunan, hem Müslümanlar, hem Museviler, hem de Hıristiyanlar için çok kutsal olan bir dağın, Harem ül Şerif’in altında bir tünel açmak için çalışmalara başladı. Netanyahu’nun orada sözde antik Musevi kalıntılar için kazı çalışmalarına başlama talimatı vermesi, şiddetin patlak vermesine, İsrail ve Filistin tarafından birçok kişinin ölmesine sebep oldu. Bu olay, Oslo Barış Görüşmeleri’nin hemen akabinde meydana geldi. Bundan birkaç yıl sonra, İsrail’in her bölgesinden aynı anda birçok kadın yükselen şiddeti protesto etmeye başladı Sloganları “Çocuklarımızı anlamsız savaşlarla büyütmek istemiyoruz, savaşa verecek çocuğumuz yok” bizim de sloganımız oldu. Bu kadınların pek çoğu aktivistliğe yabancıydı ve verilen söze rağmen bir türlü gerçekleştirilemeyen bir barış vaadi yüzünden ve çatışmanın tam bitecekken yeniden bir kısır şiddet döngüsü içine girmesiyle harekete geçmişlerdi. Ben uzun yıllar boyu aktivistlik yapmıştım; fakat bu kadınları desteklemeye başladım çünkü bu yeni aktivizmi tasdik etmenin çok önemli olduğunu düşündüm, bu harekette farklı bir şeyler vardı. Sonunda bir grup kadın benden bir öğrenme sürecine yardımcı olmamı istedi çünkü aktivizme oldukça hızlı ve duygusal bir şekilde başladıklarını düşünüyor, daha fazla şey öğrenmek istiyorlardı. Bunun üzerine, iki yıl süren, bağımsız iki çalışma grubu ortaya çıkardık ve hep beraber özellikle toplumun militarizasyonu ve bunun bizi kadın olarak nasıl konumlandırdığı ve hayatlarımızı nasıl etkilediğine odaklanarak İsrail toplumunda kadınlar üzerine bilgi paylaştık ve bilgi oluşturduk. Bir süre sonra, zorunlu askerliğe, çocuklarımızı bu mecburiyetin gölgesinde yetiştirmeye ve bunun pek çoğumuz ya da geçmişte askerlik yapmış bizler için ne anlama geldiğine odaklanmaya başladık. Sonra, tüm bu sorulara odaklanan bir buluşma gerçekleştirmeye karar verdik. Bunu 1998 Ekim’inde yaptık ve biz 20-30 kişinin katılmasını beklerken o gün orada 150 kişi vardı; ülkenin her tarafından aileler, anneler, gençler gelmişti; fark ettik ki biz ortaya çıkardığımız hareketle aslında çok geniş bir halk hareketinin varlığını yansıtıyormuşuz. NP oldukça yaygın bir halk hareketi, birçok yönden feminist bir hareket, kadınlar tarafından kuruldu, kadınlar tarafından idame ettiriliyor ama tabii biliyoruz ki bu feminizmi sağlamak için yeterli değil. NP’ı feminist olarak değerlendirdiğimiz yöntemlerle yürütmeye çalışıyoruz, yani hem iş hem de güç dağılımını mümkün olduğunca dağıtmaya çalışıyoruz, kararları kolektif, herkesi kapsayıcı ve açık bir şekilde almaya çalışıyoruz, farklı görüşleri dinlemeye, farklı sesleri teşvik etmeye çalışıyoruz. NP sanırım hem çok genç hem de yaşça daha olgun insanları bünyesinde barındıran İsrail’deki tek hareket. Bu da sanıyorum her türlü farklı sese kulak veren feminist pratiklerimiz sayesinde mümkün oluyor.

Bizim faaliyetlerimiz İsrail’deki yaygın düşünceyi değiştirip militarizasyonun otomatik olarak kabul edilmesini ve İsrail’in kuruluşundan bile önce var olan ve bugün de hem toplumda hem de devlette mevcut “güvenlik” endişelerini ön plana çıkaran anlayışı tersine çevirmeye yönelik. Biz militarizasyonun kendi kendini devam ettiren bir döngü olduğunu, sürekli çatışmanın bir tercih olduğunu ve bu tercihin değiştirilmesi gerektiğini düşünüyoruz, bunun için de aşağıdan yukarıya doğru bir halk hareketi geliştirmeye çalışıyoruz. Çok çeşitli ve değişik bir izleyici kitlemizi var. Genelde okullara giremiyoruz fakat çeşitli yerlerde konuşmalar yapmak ve eğitim günleri düzenlemek üzere çağrılıyoruz. İsrail’deki görsel kültürün çatışmayı, askerliği ve savaşı nasıl normalize ettiği ve bunları romantikleştirip bunlara çekicilik ve heyecan kattığını gösteren bir taşınabilir sergimiz var; bununla insanların İsrail’deki militarizasyon üzerine düşünmelerini sağlamaya ve bunun militarizasyonun devam ettirilmesinin bir parçası olduğunu göstermeye çalışıyoruz. Gençlerle çok çalışıyoruz, ülkenin her tarafında genç insanların toplum üzerine konuşmalarını ve genelde öğretmenlerinin tartışmaya pek hevesli olmadığı sorular üzerinde tartışmalarını sağlayacak yerler yarattığımız gruplarımız var. Aynı zamanda, her yıl düzenlenen ve yaklaşık dört yıldır gerçekleştirdiğimiz bir gençlik kampı etkinliğimiz var. Burası genç insanların bir araya gelip, çevre dostu ve ekolojik olarak bilinçli bir yaşam alanı yarattıkları ve orada buluşarak, konuşarak, oyun oynayarak, farklı yollarla alternatif meseleleri deneyimleyerek bir hafta geçirdikleri istisnai bir yer. Buna ek olarak, askere gitmemeye karar veren genç insanları destekleyen ve onlara yasal hakları, seçenekleri gibi konularda danışmanlık hizmeti veren geniş bir ağımız var. Her zaman olmasa da çoğu zaman bu insanlar aileleriyle bir çatışma içinde oluyorlar, onlara bu konuda destek oluyoruz. Gerektiğinde, aileleriyle görüşüyoruz. Benzer genç insanlar arasında kendi akranlarıyla bir dayanışma grupları olabilsin diye iletişim ağları kuruyoruz…

 

NP’ın bir feminist organizasyon olduğunu, kadınlar tarafından kurulduğunu ve şimdi kadınlar tarafından yürütüldüğünü söylediniz. Gördüğüm kadarıyla, erkekler de NP’ın bir parçası, NP’ın faaliyetlerine erkeklerin katılımı ne oranda ve şu anda aktif erkekler var mı?

Erkekler, NP’ın kuruluşundan beri bu oluşumun bir parçasıydı. NP’da aktif olarak çalışan erkekler, ki çok fazla olduğunu söylemeliyim, feminist görüşlere sahipler. Bazıları bu oluşuma çoğunlukla antimilitarist bir hareket olduğu için katılıyor ve bu sürece tanık oldukça feminizm hakkında bilgi sahibi oluyorlar, zamanla feminizmin bizim için ne demek olduğunu, feminizmi nasıl tanımladığımızı ve uyguladığımızı görüp feminist oluyorlar. Bazıları başlangıçtan itibaren feministler yani toplumdaki cinsiyet ilişkilerinin iktidar yapısına ve bu yapının militarizasyonun dayattığı ve kullandığı iktidar ilişkileriyle oldukça ilintili ve beraber olduğuna dair bir farkındalıkları var dolayısıyla NP’a feminizme inanan erkekle olarak geliyorlar. Tabii ki bu her zaman bu kadar basit olmuyor, feminizme ne kadar çok inansanız da ataerkinin pratikleri, alışkanlıkları ve motifleri ile heteroseksist iş bölümü o kadar güçlü ki hepimizin bunları unutması için bir çaba sarf etmesi ve sürekli olarak gücü nasıl dağıttığımızı, görünürlüğü nasıl dağıttığımızı, birbirimizi nasıl güçlendirdiğimizi, kimin medyada daha çok ilgi gördüğünü, kimin ön plana çıktığını düşünmemiz gerekiyor. Bunlar bir seferde çözülen meseleler değil o yüzden onlara sürekli geri dönmemiz, onları aklımızda tutmamız gerekiyor, sadece biz feministiz demek burada yeterli olmuyor. Fakat, genel olarak bu çabayı sarf ettiğimizi söyleyebilirim, bazen daha başarılıyız, bazen o kadar değiliz ama yine de çaba sarf ediyoruz.

 

Peki, bildiğim kadarıyla İsrail’de zorunlu askerlik desteklenen bir şey ve son zamanlarda “Gerçek İsrailli askerden kaçmaz” sloganıyla gerçekleştirilen bir kampanya var. Bu kampanya zorunlu askerlik hakkındaki genel görüşü nasıl etkiledi? NP’ın da buna karşı bir kampanya başlattığını biliyorum, bu süreç nasıl gelişti?

Evet, zorunlu askerlik genel olarak kabul gören bir şey; ama askere giden insanların sayısının gün geçtikçe düştüğü de bir gerçek. Bilerek askere gitmemeyi tercih etmek de hükümete, ordunun görevine ve herkes askere gitmediği, bedenini devletin kullanımına sunmadığı sürece yok edilme tehlikesi olduğuna dair söyleme olan güvensizliğin çok açık bir göstergesi. Askere gitmemeyi tercih eden insanlar, hayır, biz buna inanmıyoruz diyorlar, dolayısıyla bu İsrail’de çok büyük bir olay ve çok büyük bir toplumsal değişim. Ben bu sene 60 yaşıma basıyorum ve ben 18 yaşındayken, askere gitmekten başka çaremiz olmadığını ve bunun çok önemli olduğunu düşündüğümüz zamanlardan çok farklı şu anki durum. Birçok genç insan buna inanmıyor, giden pek çoğunun şüpheleri var ve orduya katılanlar da oradan çok çabuk ayrılıyorlar dolayısıyla bu şu anda vuku buluyor, bu somut bir gerçek. Bizim NP’da söylemek istediğimiz şey de bu, yani bu bizim yarattığımız bir şey değil, biz bu harekete görünürlük kazandırmak istiyoruz, biz bunu yansıtıyoruz, bunu anlatıyoruz, buna dikkat çekmeye çalışıyoruz. Devletin de “Gerçek İsrailli askerden kaçmaz” kampanyasını başlatma ihtiyacı duymuş olması, artık gönüllü olarak askere gitmenin geçerli olmadığının bir göstergesi. Bence devletin böyle bir kampanya başlatmış olması bizim yapabileceğimiz herhangi bir faaliyetten çok daha fazlasını söylüyor. İnsanları askere gitmeye ikna etmek için inanılmaz bir kaynak harcıyorlar. Biz de buna karşılık “Gerçek İsrailli düşünür, sorumluluk alır ve otomatik olarak ona söyleneni yapmaz” diyerek bir kampanya başlattık. Ordu da çok uzun yıllardır pek çok sebepten ötürü çok ciddi eleştirilere tabi tutuluyor. İsrail’in hala ciddi anlamda militarize olmasına, önceliklerinin militarize olmasına ve devlet adamlarının çoğunlukla eski ordu mensubu kişiler olmasına rağmen bunu eleştiren buna karşı çıkan bir hareket var. Değişen bir şeyler var ve NP da bu çatlaklardan oluşan ağı takip ederek onları göstermeye, analiz etmeye ve kamuoyuna çıkarmaya çalışıyor.

 

İnsanların orduyu sorgulamaya başladığından ve askerliğin artık bir görev olarak görülmediğinden bahsettiniz. Ben vicdani ret hareketini merak ediyorum. NP’ın retçilere hukuki ve manevi olarak nasıl bir destek veriyor? Bununla bağlantılı olarak, NP “Sıkıntının eşit bölüşümü için ebeveynler forumu” tarafından bir saldırıya uğradı. NP’a daha önce de insanları askerlikten soğuttuğu gerekçesiyle saldırılmıştı ve şu anda da NP’a karşı bir dava yürütülüyor, bu süreç nasıl gelişti?

Önce vicdani retle başlayayım. İsrail hukukunda, çoğu Batılılaşmış demokrasilerin aksine, vicdani reddin net bir karşılığı yok; yani vicdani retçilerin retlerini açıklayıp, askerlikten muaf olarak alternatif bir servise tabi olmaları gibi bir durum yok. Bu durum Güvenlik Bakanlığı’nın takdirine kalmış bir şey ve bu oldukça belirsiz, rastgele ve keyfi bir karar. Bununla ilgili yıllar önce Uluslararası Af Örgütü tarafından raporlar hazırlandı, bunlardan biri 1999’da yayınlandı; fakat o tarihten bu yana özünde hiçbir şey değişmedi. Buna rağmen, kendini orduya vicdani retçi olarak sunan ve askerliği reddettiklerini söyleyen ve retçi olarak askerlikten muaf olmayı isteyen insanlar var. Bu insanlar İsrail Askeri Vicdan Komitesi denen ve retçilerin “gerçek” vicdani retçiler olup olmadıklarını anlamak için onları sorgulayan bir kurula yönlendiriliyorlar; fakat vicdani retçi olarak askerlikten muaf olan insanların sayısı başvuranların sayısına göre oldukça düşük, hatta benzer bir mekanizmaya sahip bildiğimiz herhangi bir ülkeden daha düşük. Bu da İsrail’de reddinizi açıklayıp, ordudan bu şekilde bırakılmanız fiilen mümkün değil demek oluyor; yani vicdani reddinizi açıklamanız, genelde hapse gitmek demek. Ordu çoğu zaman bu konuda pek görünür olmak istemiyordu, genç insanların ‘hayır gitmeyeceğiz’ dediklerini gizlemek istiyordu bu yüzden de genelde bu insanları askeri mahkemeye göndermiyordu. Daha ziyade onları bir disiplin cezasına tabi tutuyor, genelde birkaç hafta, bazen bir aya kadar hapis cezası veriyordu. Bu insanlar çıktıklarındaysa yeniden bunu bildiriyor ve yeniden ceza alıyorlardı. Bu genç insanlara verilen ceza toplamda birkaç aya kadar çıkabiliyordu ve o birkaç ayın sonunda ordu bu insanların kararlı olduklarını gördüğünde onları fiziksel yetersizlik ya da uygunsuzluk denen bir şeyden ötürü askerlikten muaf tutuyordu. Yani kısacası, vicdani retçi olarak askerlikten muaf olamıyorlardı.

NP, Yüksek Adalet Mahkemesi’ne vicdani retçi olarak askerlikten muaf edilmek üzere başvuran Yinnon Hiller adlı bir genç adamı destekledi ki annesi Ruth NP aktivistlerinden. Yinnon’ın mahkemesi 2-3 yıl kadar sürdü ve kendisi sonunda hapis cezası almadan askerlikten muaf tutuldu; fakat bir vicdani retçi olarak değil birtakım özelliklerinden dolayı muaf sayıldı. Yani ordu ve devlet vicdani ret hareketini ve ret açıklamalarını tamamen görünmez kılmak için epey çaba sarf ediyor. Beş yıl kadar önce, beş genç retçi askeri mahkemeye çıkarıldı. Sanırım devlet genç insanları yıldırmak ve korkutmak için alternatif yollar arıyordu. Bu insanların mahkemeleri de aşağı yukarı bir yıl sürdü ve toplamda üç yıllık bir hapis cezası aldılar. Tüm bunlara rağmen, inatla devam eden bir hareket var, retçilerin sayısı fazla değil fakat bunu devamlı ve isteyerek yapan insanlar var.

İlk başlarda vicdani ret hareketi çoğunlukla bir erkek hareketiydi fakat NP kadınların da ret hareketine odaklanan ve bu genç kadınların da redlerini açıkladığı vakit önemli siyasi bir mesaj verdiğini ve onların da erkeklerin yanında bu alanda önemli bir rolü olduğunu vurgulayan ilk organizasyon oldu. NP bunu sürekli olarak vurguladı ve bugün kadınlar ret hareketi içerisinde oldukça görünürler ve pek çoğu genç liderler. NP’ın tam da böyle bir vakitte baskı altına alınmaya çalışılması da tesadüf değil. NP’a karşı “Sıkıntının eşit bölüşümü için ebeveynler forumu” tarafından bir dilekçe verildi, bu dilekçe hala Yüksek Mahkeme’de işlemde. Biz de bekliyor ve yapmamız gereken hukuki işlemleri yapıyoruz. Aynı zamanda başsavcı tarafından NP’a karşı, insanları askerlikten soğutmak, askere gitmemeye ikna etmek ve onlara bunun için gayrı meşru yollardan yardım etmek suçlamalarıyla bir soruşturma açılacağı duyuruldu. Masumiyetimizi kanıtlamak için yasal yöntemlerle organize olmaya çalışıyoruz. Aynı zamanda bir destek grubu olarak örgütlenmeye çalışıyoruz, böyle bir zamanda dayanışma, sempati ve maddi desteğe ihtiyacımız olduğunun farkındayız. Ekstra hukuki masraflar için ve sesimizi medyaya duyurabilmek için oldukça fazla finansmana ihtiyacımız olacak. Bunlar tabii ki çok fazla enerji ve zaman alan ve grubun her zamanki faaliyetleri için işten çalan şeyler ki devletin en başta böyle bir dava başlatmasının da asıl sebebi bu zaten. Biz de faaliyetlerimizi devam ettirmek ve buna göğüs germek için çabalıyoruz.

 

Peki, uluslararası arenadaki benzer STK’larla işbirliği yapıyor musunuz? NP’ın faaliyetleri Türkiye için de çok önemli. Bu açıdan, Türkiye’deki feminist hareketin NP’a bu soruşturma karşısında verdiği mücadelede nasıl yardımcı olabileceğini merak ediyorum, NP’ı desteklemelerinin bir yolu var mı?

Türkiye’yle başlayayım ve daha sonra diğer uluslararası bağlantılara geçeyim. Türkiye’de vicdani retçiler ve feministlerle epey uzun yıllardır bağlantılarımız var. Mesela NP’dan birkaç kişi Mehmet Tarhan’ın davası sırasında Türkiye’yi ziyaret etti ve biz de Türkiye’deki vicdani retçilerin hapse gönderilmesine karşı İsrail’deki Türkiye elçiliğinin önünde küçük de olsa bir gösteri yaptık. Türkiye’deki vicdani ret ve antimilitarist hareketle de kendimizi oldukça yakın hissediyoruz. Benim Türkiye’deki feminist harekete inanılmaz bir saygım var. Ben Irak Dünya Mahkemesi’ne davet edilmiştim ve bu müthiş organizasyon Türkiye’deki feministler tarafından gerçek bir feminist ruhla ortaya kondu, ben bunun çok etkileyici ve önemli bir etkinlik olduğunu düşünmüştüm. Ben bağlantılarımızın çok önemli olduğunu düşünüyorum; çünkü bunlar dünyanın aynı bölgesinde birbirine yakın olan, kültürlerinin bazı özellikleri benzer olan ve öte yandan dinin çok belirleyici bir eksen ve güç olduğu biri çoğunlukla Müslüman biri çoğunlukla Musevi iki devletin olduğu grupların çalıştığı bir bölge. Hem komşuluk, hem benzerlik, hem de karşılaştırma bağlamında aramızdaki bağların çok anlamlı olduğunu düşünüyorum.

Destek konusuna gelecek olursak, İsrail’de yaptığımız şeyleri bilinir kılmak, retçilerin hapse gönderilmesini, NP’ın saldırıya uğramasını protesto etmek ve bu bilgileri yaymak, bizimle iletişim halinde olmak, desteğinizi belirtmek, kendi deneyimlerinizi ve öğrenmelerinizi, benzer sorularla nasıl başa çıktığınızı paylaşmak, bunların hepsi bizim için çok kıymetli şeyler. Organizasyonların finanse edilmesinin her yerde zor olduğunu biliyorum ama yapabilen, ilgilenen, bağlantıları olan ya da kendi başına katkıda bulunmak isteyen herkes katkıda bulunmakta özgür; çünkü yakın gelecekte şu anda karşılayacak imkanımızın olmadığı birçok masrafımız olacak. Ve evet, yurt dışında, Amerika’da, Almanya’da, İngiltere’de, İskandinav ülkelerinde, İtalya’da, İspanya’da bağlantılarımız var, burada sadece aklıma gelen birkaç tanesini sayıyorum, aslında daha çoklar. Benim yazdığım kısa bir yazı ve bir e-posta listesine gönderdiğim adımıza açılan soruşturmayı anlatan bir giriş Almancaya ve İspanyolcaya çevrildi ve bu diller üzerinden yayılmaya devam ediyor, ki bu tür bağlantılar çok önemli. Otoritelere izlendiklerini ve demokratik bir ülke ve toplum olma iddialarının, dünyanın dört bir yanındaki demokratik ülkelerdeki aktivistler tarafından incelendiğini bilmeleri açısından önemli. Aynı zamanda, ihtiyacımız olduğu vakit e-postalar, fakslar, mektuplar gönderilirse, kamuoyunda özgürlüğümüzü ayakta tutmak ve kendimizi ifade etmek için önemli olacaklardır. Bu açıdan, bunlardan haberdar olmak, protesto etmek, İsrail’deki otoriteleri protesto ettiğinizden haberdar etmek, bunların hepsi dayanışma için önemli şeyler.

Bir de şunu eklemeliyim ki İsrail ile Türkiye’nin güçlü askeri bağları var ve İsrail askeri ihracatları konusunda çok hassas; Türkiye de İsrail ile Amerika arasındaki askeri endüstriyel ekonomik bağın halkalarından biri. Bu bağlara eleştirel bir gözle bakmanın da NP’ın dahil olduğu süreç açısından önemli olduğunu düşünüyorum. Hassas bir konu olabileceğini biliyorum, kolay bir şey değil fakat bu bağlamda tam da İsrail ile Türkiye arasındaki bu bağ yüzünden, eğer mümkünse, Türkiye’deki basında ve gazetelerde yaptığımız işi görünür kılmak da oldukça anlamlı. Eğer destek için ne yapılabilir diye soruyorsanız, bu da destek vermenin yollarından biri, yani İsrail’in militarizasyonu açısından bu evrenin sorunsallığına dikkat çekmek ve bunun Türkiye ile İsrail arasındaki bağlantılar açısından ne anlama geldiğini sorgulamak…