Mağusa Mahkemeleri önünde çağrı: savcılar, elinizi YKP’nin üzerinden çekin

106

magusa_mahkeme_sYeni Kıbrıs Partisi, Mağusa Mahkemesinde süren dava öncesi Mağusa İlçe Örgütü üyelerinin de katılımı ile basın toplantısı yaptı ve dava süreci ile ilgili düşüncelerini aktardı.

Kasım 2012’de açlık grevleri ile ilgili dayanışma eylemi sırasında yapılan basın açıklamasında asılan pankartla ilgili Reklamların Teşhiri yasasına aykırı hareketten aralarında YKP Yürütme Kurulu Sekreteri Celal Devrim Önen ve Yürütme Kurulu üyesi Faika Deniz Paşa’nın da olduğu 9 kişi hakkında dava açılmıştı.

Bilgi veren Avukat Öncel Polili 9 sanıklı davada 3üne tebliği yapıldığı, bugünkü duruşmada da 2sinin hazır bulunduğunu belirtti. Polili, hazır olan sanıkların kendisi aracılığı ile savcının açmış olduğu davanın dosyalanmasına izin veren mahkeme kararına itirazları olacağını beyan ettiklerini ancak mahkemenin ise söz konusu beyanı tebliğler tamamlandıktan sonra dinlenmesinin daha uygun olacağını söyleyerek davayı 21 Ekim tarihine ertelendiğini söyledi…

AÇIKLAMA

Dava öncesi YKP Yürütme Kurulu üyesi Murat Kanatlı tarafından okunan basın açıklaması şöyle:

Polis teşkilatı, bir süredir o kadar keyfi ve başıbozuk hareket etmektedir ki, çok sayıda kişi polisin yaptıklarından dolayı şikâyetçidir.

İşkence ve gözaltında kötü muamele konusu artık ayyuka çıkmıştır.

Polisin, hak ve özgürlükleri keyfi olarak kısıtlaması artık öyle bir noktaya geldi ki, kısıtlamaları hukuk kuralları içinde açıklanamaz haldedir ki bunu açılan dava konularındaki tuhaflıklardan görebilmekteyiz .

Kasım 2012 tarihinde, YKP Mağusa ilçe binası önüne bir basın açıklaması için geçici asılan pankarta reklamcılık yasasına aykırı hareketten dava açılması bunun en bariz örneğidir. Sendikacılara ve sivil toplum örgütler temsilcilerine açılan ve devam eden ve siyasi olduğuna şüphe duyulmayacak davalar da bunlara örnektir.

Kasım 2012 tarihindeki olayla ilgili olan bugünkü bu dava kabul edilemez ve komiktir, gülünçtür.

Komiktir çünkü reklam ile siyasi bir partinin pankart asması arasında ilişki kurmak, reklamın ne demek olduğunu bilmeyenler için geçerlidir.

Hem Kamu ve Özel Radyo ve Televizyonların Kuruluş ve Yayınları Yasası’nda (39/1997, 34/2003, 36/2010 ve 42/2011 Sayılı Yasalar) hem de bu yasanın Madde 45(1)(Ç) altında yapılan “Reklam Yayın İlkeleri, Usulleri ve Reklam Gelirleri Tüzüğü”nün Tefsir bölümünden reklamın tanımını okumak mümkündür:

“Reklam”, bir ürün veya hizmetin satılmasını, satın alınmasını veya kiralanmasını sağlamaya, bir düşünceyi yaymaya veya reklamcının istediği başka etkileri oluşturmaya yönelik ücret karşılığı hareketli veya sabit ses ve görüntülü mesajların verilmesini anlatır.

Bu durumda sayın basın emekçileri ve kamuoyu, Yeni Kıbrıs Partisi ücret karşılığı bu işi yapan bir reklam şirketine benzeyen yani reklamcıya benzeyen bir hali var mı?

Ayni tüzükte madde 5(ç) diyor ki

“Bir ürün veya hizmetin tüketimine yönelik reklamlarda, siyasi propaganda amacı güdülemez.”

Yani yasa koyucu siyasi propaganda ve reklamların iki farklı şey olduğu noktasında tüzüğe madde koyarken farkında ama başsavcılık siyasi bir propaganda ve reklamı ayni şey kabul edip YKP hakkında dava açabilmektedir…

Zaten terminoloji olarak reklam nedir araştırırsak yasadaki benzer tanıma da ulaşırız, bunu da ayrıca Üniversitelerin İletişim Bölümlerindeki profesörlerden, öğretim görevlerinden rahatlıkla öğrenebiliriz…

Tanses Gürsoy’un, Reklam Terimleri ve Kavramları Sözlüğü’ne göre

Reklam [“insanları gönüllü olarak belli bir davranışta bulunmaya ikna etmek, belirli bir düşünceye yöneltmek, dikkatlerini bir ürüne hizmete, fikir ve kuruluşa çekmeye çalışmak, onunla ilgili bilgi vermek, ona ilişkin görüş ve tutumlarını değiştirmelerini veya belirli bir görüşü ya da tutumu benimsemelerini sağlamak amacıyla oluşturulan;] iletişim araçlarından yer ya da süre satın almak yoluyla sergilenen ya da başka biçimlerde çoğaltılıp dağıtılan ve bir ücret karşılığı oluşturulduğu belli olan (diğer bir deyimle parasal destek sağlayan kişi ya da kuruluşların kimliği açık olan) duyuru”dur

Bu durumda, bu davada ısrar edilirse Tanses Gürsoy, başsavcıya göre yanlış yapıyor ve mutlaka bu sözlüğün bu maddesini değiştirmesi gerekiyor…

Bir pankart asma eylemini Reklamların Teşhiri yasasına aykırı hareket olarak tanımlamak, bunun için YKP üyelerini aylarca mahkemeye getirip götürmek ve daha uzun süre götürüleceği bir hukuksal süreci başlatmak Steven Spielberg gibi film yönetmenin bilim kurgu filmleri senaryosu için bile fazladır… Başsavcılık gerçekten ya çok yaratıcı bir fikirleri sahiptir ya polislerin yargısız infaz mekanizmasına alet olmaktadır.

Evet, iddiamızı yeniden tekrarlıyoruz, polis birilerini mahkemeye taşımayı, sürekli dava açmayı bir tür cezalandırma olarak kullanmaktadır, yasası gereği bağımsız olması gerek başsavcılık ise polis teşkilatının emri altına girdi, onun talimatlarını yerine getirmektedir.

Hukuk sistemi yara almaktadır ama ne yargıçların üst kurulları, ne yüksek mahkeme ne de barolar etkili bir ses çıkaramaz durumdadırlar. Saçma sapan, dava bile olmayacak konularda siyasi parti, sendika ve örgüt temsilcileri yıllarca onlarca dava nedeni ile mahkemelere götürülüp getirilmektedirler.

YKP, insan hakları evrensel beyannamesinde açıkça ortaya konan hak ve özgürlüklerin selameti için polis teşkilatının keyfi davranışlarının kontrol altına alınmasını talep eder.

Hakkında açılan davalarla ilgili birçok sendika ve örgüt daha önce haklarında açılan davanın siyasi olduğunu vurgulamıştı. Bugün Mağusa Mahkemesinde görülmeye devam eden DAÜ-SEN davalarında bugünde geçmişte de kamuoyuna benzer açıklamalar yapılmıştı. Yeri gelmişken bir kez söyleyelim DAÜ-SEN ve hakkında dava açılan bütün sendika ve örgütler ile dayanışmamız devam etmektedir.

Süren tüm siyasi davalarda yargılananlarla ilgili dayanışmamız ve ortak mücadelemiz sürecek. Bu konu bu coğrafyada da kalmayacak, uluslararası alana taşıdık, taşımaya da devam edeceğiz…

Bir kez daha, savcılara, ellerini YKP üzerinden çekme ve siyasi dava açıp, yargısız infazın parçası olmama çağrısı yaparız…