Lefkoşa Mahkemeleri önünde çağrı: savcılar, elinizi YKP’nin üzerinden çekin

68

lefkosa_mahkeme_sYeni Kıbrıs Partisi, Lefkoşa Mahkemesinde süren dava öncesi basın toplantısı yaptı ve dava süreci ile ilgili düşüncelerini aktardı.

Basın toplantısı öncesi bilgi veren YKP Yürütme Kurulu üyesi Murat Kanatlı, 3 Ağustos 2012’de başlayan davada bir yılın tamamlandığını ve polis şiddet uyguladığı bariz olan 19 Temmuz 2011’de olaylarla ilgili şiddet uygulananların sanık olarak mahkemeye taşınmasının devam ettiği söyledi. Kanatlı, mahkemede yeminli ifade veren kimi polis memurlarının “yasadışı pankartı” almak için müdahale ettikleri ve pankarta el koydukları yönünde ifadeler verdiklerini söyledi ancak el konulduğu belirtilen pankartın kendilerinde olduğunu söyledi. Kanatlı, o gün suç olan bu pankartı, ilki 3 Ağustos 2013 olmak üzere bugün 2. kez mahkeme önünde açtıklarını ve önünde basın açıklaması yaptıklarını ama bugün pankarta müdahale olmadığına göre artık “yasadışı” olmamasının tuhaflığına dikkat çekti. Daha sonra basın açıklaması metnini okudu.

YKP Yürütme Kurulu üyesi Murat Kanatlı okuduğu basın açıklaması şöyle:

Yalnız bu hafta içindeki iki davada YKP Yürütme Kurulu’nun yarısının yargılanması süreci devam ediyor! Bunun yanında bir sürü sendika ve örgüt temsilcisi de siyasi davalarda mahkeme koridorlarında günleri sürdürüyorlar ve bunun teme nedeni de polisin keyfi tutumudur!

Geçen günkü basın açıklamasında da dediğimiz gibi Polis teşkilatı, bir süredir o kadar keyfi ve başıbozuk hareket etmektedir ki, çok sayıda kişi ve örgüt polisin yaptıklarından dolayı şikâyetçidir. İşkence ve gözaltında kötü muamele konusu artık ayyuka çıkmış, gizlemez haldedir.

Polisin, hak ve özgürlükleri keyfi olarak kısıtlaması artık öyle bir noktaya geldi ki, kısıtlamaları hukuk kuralları içinde açıklanamaz haldedir ki bunu açılan dava konularındaki tuhaflıklardan görebilmekteyiz.

Kasım 2012 tarihinde, YKP Mağusa ilçe binası önüne bir basın açıklaması için geçici asılan pankarta reklam teşhir yasasına aykırı hareketten dava açılması bunun en bariz örneğidir. Sendikacılara ve sivil toplum örgütler temsilcilerine açılan ve devam eden ve siyasi olduğuna şüphe duyulmayacak davalar da bunlara örnektir.

19 Temmuz 2011 akşamı, eski KTHY binası önünde duran kitleye saldıran, kitleleri sokak ortasında yumruklayan, işkence eden ve hücrelere tıkan ve bundan dolayı yargılanması gereken polisler yerine sanık kutusuna polis terörüne maruz kalan gene bizler konulmaktayız! Savcılık sokak ortasında yumruklananları polisi darp etmekle suçlamakta! Arkadaşlarımız, polisin görevi yol kenarında duran eylemcilere şiddet uygulamakmış gibi polisi görevinden men etmekten yargılanmaktalar!

Bu davada yargılanan sadece 6 sanık/eylemci değil, eylem yapma özgürlüğümüzdür.

Bunun için de tam bir yıldır mahkemeye taşınmaktayız, yani polisin ve dolayısı ile savcılığın aslında amacı yargılamak ve adaletin tescili sağlamak değildir.

Bir yıl içinde dinlenen polis tanıklıklarından bu amaç güdüldüğü anlamak mümkündür. Polis müdahale etmiş ve “zararlı pankartlara” el konmuş… Polis hiçbir şekilde pankartlara ulaşmak eğilimde olmadı, bu nedenle polisin 19 Temmuz’da 2011 sabahından başlayarak pankart toplama huyunu bilen bizler tarafından, polis saldırından dakikalar sonra asıldığı yerden indirilerek emniyete alındı şimdi de yanımızdadır. Bu pankart ile 3 Ağustos 2012 tarihinde de burada basın açıklaması yaptık, polis suç sayıp pankartı almaya çalışmadı. O gün suç ise, bugün neden suç değil. Çünkü polis keyfi hareket ediyor, canın çektiği pankartı, canın çektiği zaman şiddet uygulayarak el koyabileceğine inanıyor. Düşünce özgürlüğü çerçevesinde pankartınızın kenarından tutup direnirseniz de, o zaman da polisi görevini menden dava açılıyor. Aslında bize ait bir şey olan, sahibi olduğumuz pankartımız çalınmaktadır, bunu normal vatandaş yaparsa hırsızlıktan tutuklanmakta, polis yaparsa mal sahibi tutuklanmaktadır… Yasalarda sahibinin rızası olmadan hile yolu ile ve iyi niyetli hak talebi olmaksızın aldığı vakitte çalınabilen herhangi bir şeyi sahibini ondan devamlı yoksun bırakmak niyetiyle alıp götüren kimse, hırsızlık yapmış olur. Bu tanım çerçevesinde bakıldığında pankartlarımız polis tarafından çalınmaktadır, bu bir hırsızlıktır ama buna rağmen dava bize açılmaktadır!

Hakkımızda sürekli böylesine komik davalar açılmakta…

İddiamızı yeniden tekrarlıyoruz, polis birilerini mahkemeye taşımayı, sürekli dava açmayı bir tür cezalandırma olarak kullanmaktadır, yasası gereği bağımsız olması gerek başsavcılık ise polis teşkilatının emri altına girdi, onun talimatlarını yerine getirmektedir.

Hukuk sistemi yara almaktadır ama barolar başta olmak üzere hukuk çevrelerinden etkili bir ses çıkmamaktadır. Saçma sapan, dava bile olmayacak konularda siyasi parti, sendika ve örgüt temsilcileri yıllarca onlarca dava nedeni ile mahkemelere götürülüp getirilmektedirler.

YKP, insan hakları evrensel beyannamesinde açıkça ortaya konan hak ve özgürlüklerin selameti için polis teşkilatının keyfi davranışlarının kontrol altına alınmasını talep eder.

Süren tüm siyasi davalarda yargılananlarla ilgili dayanışmamız ve ortak mücadelemiz sürecek. Bu konu bu coğrafyada da kalmayacak, uluslararası alana taşıdık, taşımaya da devam edeceğiz…

Bir kez daha, savcılara, ellerini YKP’nin üzerinden çekme ve siyasi dava açıp, yargısız infazın parçası olmama çağrısı yaparız…