Küçük adamların küçük hesapları – Alpay Durduran

71

Ne halde olduğumuz mu ne hale geldiğimiz mi? Siz yanıtlayın. Orta Doğu’nun en temiz ve en sağlıklı çevresine sahip Kıbrıs ayni zamanda en çok eğitim almış ülkesi olmuştu. Nereden nereye geldiğimiz soruluyor ve sorulmaya devam edecek ama yanıt bulmak o kadar kolay değil çünkü siyasi mülahazalar karışıp durur. Küçük ülkemiz doğal olarak dış etkilere açıktı. Kendi içinde kavga çıkacak şekilde milliyetçilik akımları hem Batı’dan hem de Türkiye ve Yunanistan’dan sızmasın olmazdı ve sızdı. Bazılarımız dini ayrılığı milli ayrılığa çevirecek akımlara kapıldı. Sonunda Eğitim çatladı. Kendi ülkesi yerine başka ülkelerin kültürüne açıldı. Oradan da Kendi ülkesini mamur eden kültürü yabancı kültür haline getirerek hukukunu da anlayamaz hale getirdi. İdari yapısını da Yunanistan ve Türkiye idari yapısına getirdi, hatta burada olmayan kuralları sanki Kıbrıs kuralı imiş gibi uygulamaya başladı.

Örnek mi istersiniz; savcılığa suç duyurusunda bulunan idareci ve hukukçulara bakın. Başka örnek mi istersiniz; dernekler yasası ve siyasi partiler yasası geçirenlere bakın. Ülkesinde dernekler yasası ve siyasi partiler yasası yok iken bunların kurulu ve çalışır halde olduğunu görmeyenlere bakın.

Yeni çıkan yasalara bakarsanız hemen hepsinin burasının hukuk sitemine uymadığını görürsünüz. Her geçen yasa temel yasalarımızın tersine âmin duası gibidir. Kimin uygulayacağı belli değildir. Ayni iş için birden çok kurumun görevlendirildiğini görürsünüz.

Nedeni bellidir. İnsanlarımız bu ülkede yaşarlar ama aysa dediniz mi Türkiye yasalarını örnek almadan edemezler. Dil sorunu da kolaylık sağlar. Okullarımızda da ne idari ne de hukuk fakültelerinde Kıbrıs’taki sisteme uygun yasama tekniği okutulmaz. Meclis de personeline hizmet içi eğitim vermez.  İngiliz hukuk sisteminin esasları okutulmaz.

Bunların fark edilmesi için yöneticilerin durup etraflarına bakmaları gerek ama bizimkiler birbirlerini marke etmekle meşguldürler. İlgililerin temel dedi günü kurtarmaktır.

Ne yazık ki insanlarımız Türkiye’den ithal üçlü kararnamelerle atama kurallarına göre seçilen çıkar çetelerinin eline düşmüştür. Türkiye de kendi borusunu öttürecek kadar kişiliksizlerin seçilmesini garanti etmekten başka kaygı taşımamaktadır. Taşısaydı şimdiki hükümetin devrilmesini el altından desteklerdi. Kendi paketine ihanet içinde olan yerli işbirlikçilerini en kısa zamanda değiştirirdi.

Türkiye modeli İMF ve Dünya Bankası modelidir ama bunu dayatan yeni sömürgeci siyaset Batı usulü hukuk devletleridir. Onlar hukuk çerçevesinde çalışmayı esas almışlardır. Vahşi kapitalizmin izin verdiği sömür de nasıl sömürürsen sömür anlayışına karşı Keynes ve Adam Smith anlayışıyla giderler. Güçlü bir denetim ve asgari bir sosyal adaletin şart olduğunu yoksa halkın memnuniyetsizliğin devrime yol açacağını bilirler.

Kenya toplam ulusal geliri artan bir ülkedir ama sosyal adaletsizlik ve hukuk devletinin uygulanmaz olması yüzünden patlamaya hazırdır. Memnuniyetsizlik ülkede din ve mezhep ayrımcılığını körüklemiş ve iç savaşın ilk adımlarının atılmasına neden olmuştur. Bu da tabii ki vahşi kapitalizmin dış müdahalesine yeşil ışık yakmıştır. İçte sosyal bir devrim yapacak yapının olmaması zenginleşmeyi savaş evirmeye başlamıştır. Ülke bölünme tehlikesiyle karşı karşıyadır.

Sosyal adaletsizlik burada da burnunu göstermektedir. Güçlü askeri bir yabancı varlık şimdilik Kıbrıs sorunu denilen siyasi amaçlar nedeniyle engel olmaktadır ancak gün gele kendine yakınlara yanaşıp çözüm ararsa son ucun nereye varacağı belli değildir.

Küçük adamların küçük hesapları meyvelerini verecektir.

Yeni sömürgecilik çağdaş bir devlet yapısı olmadan sorun yaratmaya gebedir. İnsanlar refahı seçerler ama çok azı işveren olmak ister. Çoğu da küçük esnaf gibi ufak ama kendinin işi olmasını yeğler. Bunları yok edecek bir yabancı sermaye ve yabancı sermayeye bağlı büyük işletmeler sistemi ancak kooperatifler ve devlet desteği ile denge kurabilir. En büyük işletmeler olan büyük alışveriş merkezleri bile İKEA’nın gelişinin kendilerini nereye indireceğini görmüştü. Yerli banklar da birleşme yoksa devrilme baskısını hissetmişti. Şikâyetlerini dile getirmişlerdi. Ancak dönüp de kooperatifçi veya devlet destekli ve yasaklayıcı politikaları savunacak değillerdi. Onun yerine yabancı sermaye ile entegrasyonu talep etmeye başlamışlardı. Kısacası yurttaşlarının hali onlar için önemsizdi.

Kenya’da da ekonomik kalkınmadan bahsedilir. TC yetkilileri de burada ekonomik kalkınmadan söz ederler. Bizimkiler ekonomik büyümenin tabana yayılmadığını söyleyerek şikâyet ederler ve halkın durumunu da kanıt olarak ileri sürerler. Halk şimdilik bu durumun farkındadır. Ancak etrafında büyüyen refah adacıklarını da izlemektedir. Vahşi kapitalizm ekonomik büyüme sağlamaz diye bir şey yoktur. Sağlar ama ekonomik büyümenin bedeli astarı yüzünden pahalı hesabına gelebilir. Nitekim Kenya’da çok pahalıya getirilen petrolü satamayacak duruma bile gelmişti. Bizde ise üniversitelerin Türkiye desteği daha doğrusu kayırması olmadan ayakta durup durmayacağı hala belirsizdir. Yani siyasi nedenlerle destek esirgenebilecek hale gelirse durum vahim olabilir.

Kumarhanelerin ve yan sektörlerinin faturası da karşılanabilecek değildir.

En büyük sorunları da tarımın durumudur. Kurmakta oldukları yapı ile burada halkı dayanabileceği kadar az memnuniyetsiz tutmak çok zor olacak. Birden çok asgari ücret ve yabancı işçi için devlet desteği projeleri Ecevit’in kademeli döviz kuru politikası kadar ütopiktir. Su projesi de artan su fiyatlarıyla tarımı kurtarmaya aday değildir. Çareleri tükenmekte ve polisi güçlendirip zorla çalıştırılanlar yaratmaya hazırlandıkları bazılarının durumu fark ettiklerini göstermektedir.

Kıbrıslılar uzak diyarlarda yurtlarının büyük maceradan sonra Yunanistan’a yem edilememenin övüncü ile yaşayanlarla ne ettik diye hayıflananlar halinde ikiye bölünmüş yaşayacaklar.