Kral da soyratırıları da çıplak – Önder İşleyen– Birgün

127

Gençlik demokratik ve renkli eylemleri ile AKP’nin ‘ileri demokrasi düzenini’ deşifre etmiştir. Gençliğin eylemi ‘kriptoları’ çözmüş ‘demokrasi masallarının’ arkasında bir ‘demir yumruk’ olduğunu ortaya çıkarmıştır. Kral da soytarıları da çıplaktır!

Bu durum AKP’lilerin sinir sistemini fena halde bozduğundan büyük bir hiddetle ellerine ne geçirirlerse gençlerin üzerine fırlatıyor. Ergenekonculuktan teröristliğe, patolojiden 68 göndermelerine kadar bir dizi argüman ortalığa saçılırken ‘biçare zavallılık içinde’ yapılan komik analizlerle iş kotarılmaya, AKP aklanmaya çalışılıyor. Misal Mümtazer Türköne, ‘Eyleme katılanlar üç gruba ayrılıyor. Lider grup, bütün hareketleri yönetiyor. Ortadaki militanlar, polisi tahrik edip şiddet kullanmaya zorluyor’ diyerek eylemlerin ardındaki ‘büyük oyunu’ dahiyane bir şekilde ifşa ederken; Melih Altınok ise daha köklü bir çözüm olarak ‘başbakanına solcu danışman’ öneriyor. M.Altınok bunu da ‘AKP’nin bekası için değil solun temsili için yaptığını’ söylüyor! Anlaşılan uzun zamandır AKP yandaşlığı yapan ‘yetmez çığırtkanları’ şimdi de iktidara solu ezmenin ‘ince taktiklerini’ vermek üzere danışmanlığa terfi istiyor. Hakları doğrusu!

Yetmez çığırtanlarının bu meselede AKP’yi kurtarmanın yollarını arayarak iktidar nezdinde kendini biraz daha parlatmanın bir fırsatı olarak görüp –belki de bir danışmanlık kopartırım hevesiyle- yazdıklarını bir yana bırakırsak 68 göndermesi üzerinde durmak hem iktidarın zihinsel kodlarını anlamak hem de gençliği eyleminin gerçek anlamı üzerinde durmak açısından faydalı olur.

Gençliğin Eylemindeki 68

Kuzu’dan Kurt’a herkes eylemlerin ardından 68’e bir göndermede bulundu. 68’i ‘darbecilik-kışkırtma-oyuna gelme- kullanılma’ göndermeleri içerisinde ele alarak gençliğin eylemlerinin böyle anlaşılması gerektiğini söyledi. Bunlar rastgele söylenen sözler olmaktan öte egemenlerin yıllardır bilinçli ve sistemli bir şekilde oluşturmaya çalıştıkları tarih okumasına ilişkin bir göndermedir. Özellikle AKP iktidarı ve cemaat medyası eliyle -ve soldan da bu koroya katılanların tanıklığında- son yıllarda devrimci hareketin tarihi bu okuma içerisinde ‘yamultulmaya’ çalışılıyor.

Gençliğin mücadelesinin ‘darbeye zemin hazırlamak üzere’ organize edildiği-rayından çıkartıldığı-kışkırtıldığı üzerine kurulu bu yaklaşım asıl olarak her şeyin -bir şekilde- hakim sınıflar eliyle yapılabileceğini, bunun dışında kimsenin kendi gücüne dayanarak düzene başkaldırma cüretini bulamayacağı söylenmektedir.

Egemenlerin egemenliklerini sürdürebilmesi ancak insanların kendi kendilerini yönetemeyeceğine dair bir zihinsel tutsaklığı baki kılmaları ile mümkündür ki 68’in toplumsal hafızadan silinmek ve tarihe gömülmek istenmesinin asıl nedeni budur. Ötesinde mesele sade bir tarih tartışması olduğunda da darbecilik konusunda bu memleketin gerici sağ güçlerinin eline kimsenin su dökemeyeceğini tartışmaya bile lüzum yoktur.

68, gençliğin düzene karşı başkaldırısının bir ifadesi aynı zamanda yeni bir gelecek kurma arayışı olarak gelişmiştir. Ülkemiz de 68 hareketinin temel karakteri de gençliğin ülkenin kaderine ve kendi geleceğine sahip çıkma mücadelesini ülke tarihinde ilk kez bu denli güçlü biçimde üstlenerek kendi öz gücüyle harekete geçmesidir.

Bugünlerde de Avrupa’da kapitalizmin emekçi sınıfları daha da sömürerek krizden çıkmaya dönük politikalarına karşı gelişen gençlik eylemleri içinde ‘68 baharını’ hatırlatırken ülkemizde de gençliğin yeni bir politikleşme dalgası kendini hissettiriyor. Kuşkusuz bu hatırlatma -bugün yaşanan gelişmelerle 68 hareketini her bakımdan kıyaslayan bir değerlendirme değil- gençliğin gelecek arayışının ve bunun için kendi söz ve eylemi ile mücadele etmesi olarak 68’in dünü ve bugünü arasındaki özsel bağa ilişkindir.

AKP’nin ‘Önleyici Savaş Stratejisi’

Gençlik sesini çıkarmaya başladığı her vakit bu tür bir baskıyla susturulmaya çalışılmasının asıl nedeni de burada aranmalıdır. ‘Orantılı ya da orantısız zorbalık’ da ideolojik manipülasyon da bu genel yaklaşımın parçasıdır. Buna da ‘önleyici savaş stratejisi’ denilebilir.

AKP ‘önleyici savaş stratejisi’ ile yalnızca o anki bir ‘şiddet ve bastırmayı’ değil ‘mutlak bir sessizliği’ amaçlıyor. Çünkü AKP kendi iktidarını korumanın yolu olarak herkesin ‘suskunluk sarmalının içinde dilsiz bırakılmasını’ hedeflediğinden bir daha kimsenin konuşmaya cesaret etmemesi gerektiğini polisin şiddeti ile gençliğin bedeni üzerine kazıyarak anlatmak istiyor. O yüzden mesele yalnızca bir ‘ideolojik aygıt olarak polisin’ kendisine tanınan ‘şiddet hakkını’ orantılı ya da orantısız kullanmasının ötesinde AKP’nin –tüm muhalefete ve- gençliğe dönük sürdürdüğü sistemli saldırıdır.

Bugün de YÖK’ün ‘geniş soruşturma talimatından’, terör örgütü imalarına, cemaat medyasında öğrencilerin boy boy fotoğraflarının yayınlanmasına varan operasyonel bir hazırlığın zemini oluşturuluyor. Bunun bir parçası olarak da gençleri ‘bilinçsiz bir şiddet nesnesi’ olarak sunan ideolojik manipülasyon devreye sokuluyor.  Dün nasıl TEKEL işçilerinin eyleminde ‘terörizm’ arandıysa bugün de gençliğe aynısı yapılıyor. Olmayan ‘taş-sopa-molotof’ üzerinden bir ‘şiddet ve korku’ yaratılarak eylem gözden düşürülmeye çalışılıyor. İşte AKP’nin ‘ileri demokrasisi’ de böyle işliyor.

Kimileri de –geçmişte silahla-sopayla savurdukları öfkelerini bu kez de- gençlere ‘tedavi edilmesi gereken hastalar’ diyerek tarihsel düşmanlıklarını dışa vuruyor. Bu da yeni bir şey değildir. İnandığı fikirler uğruna hiçbir çıkar beklemeksizin kendi hayatını da ortaya koyanlar; girdiği kabın kıvamını alan ‘her dönemin adamları’ tarafından bir ‘hastalık’ olarak gösterilmeye çalışılır. Che Guevara’nın mücadelesinde ‘patoloji’ arayanlara Eduarda Galeano şöyle yanıt veriyordu, ‘Sağ, devrimcileri her zaman bir psikanalist koltuğuna yatırma arzusundadır; sanki militanlık ya da ideolojik bağlılık, zamanında verilmemiş bir biberonun ya da anneye duyulan imkansız aşkın bir sonucuymuş gibi, isyancılığı çocukluktan gelen herhangi bir başarısızlığın klinik tablosuna indirgeyerek tanı koymak hevesindedir. Ama Che devrimciliğin kardeşliğin ve insan onurunun canlı örneğidir. Yıkılmış iyi bir aileden bir küçük beyin patolojik bunaltısı değil onunkisi, süre giden bir yiğitlik eylemi; günümüz tarihinde çok az insan kendisi için hiçbir şey istemeden bir ya da iki umut karşılığında bu kadar şeyden böyle tekrar tekrar vazgeçti. Kendisi için fedakarlık ve tehlike saatinde ilk sırada, ödül ve güven­lik saatinde son sırada olmaktan başka bir şey istemeden’

Kendi var oluşlarını ‘el pençe divan durma-kul köle olma’ üzerine kuran kralın soytarılarının hazır ola geçmeyenlere, itiraz edenlere karşı bu denli öfke duymasının asıl nedeni kendileriyle yüzleşmeleridir. Yani Kral da soytarıları da çıplak diye o sestir!

Sonuç olarak bu eylemler her şeyden önce gençliğin kendi söz ve eylemiyle özgürleşme mücadelesinin ve yeni bir gelecek arayışının ifadesi olması bakımından önemlidir. Gençliğin eyleminin içindeki 68 de budur. Ve mesele 68 ise memleketin en çok ihtiyacı olan şeyin de yeni bir 68 olduğuna hiç şüphe yoktur.