KORKAK OLMAYAN YALANA BAŞVURMAZ – Alpay Durduran

74

Konu apaçıktır. Basın ne yazarsa yazsın veya ne hava vermeye çalışırsa çalışsın olayı izlemek isteyen izleyebilir ve sonuç da çıkarabilir.

Bir kere gereksiz şiddetten kaçınmak gerektiğine ve şiddet olaylarıyla başını çok derde sokan örgütlerin tepki çekeceğine inanırım. Önerim de şiddetten kaçınmaktır ama göğüslemekten kaçınmayı da önermiyorum. Yeri gelir ki şiddete başvuranın karşısında direnmek de görevdir.

Larnaka’da olanları izleyince gördüm ki faşistlere ve yabancı düşmanlarına taviz verilmemek için kendine güvenen insanlar orada idi ama sonunda acemilik çektiler ve zorbaların aşağılık tutumlarına karşı savunmayı ihmal ettiler. Ama onları kutlarım.

Polis ise zorbalarla içli dışlı olmanın kara lekesini hala atamış görünüyor. Önce polisin iki gurubun kavga edebilecekleri ihbarı almasına rağmen sırf ihbar üzerine birinin gösterisini yasaklamaya veya başka şekilde engellemeye kalkmamasını olumlu buldum. Ancak ihbarı böyle olaylara müdahale etmek için yetiştirilen birliği oraya sevk etmek için kullanmamasını ve mahalle polislerini ortada bırakmasını acizlik, olaylar sona erer gibi göründüğü zaman sinsi ve cani ruhlu faşist ve yabancı düşmanlarının neler yapabileceklerini bilmez gibi davranmakla cahil ve hatta yabancı düşmanlığına prim vermek olarak değerlendirdim.

Okul çağında benzer ruhlularla beraber yaşamakla öğrendim ki polis birilerini cezalandırmak isterse bir tarafa göz yumar. Larnaka’da bunu görmek olası.

Faşist ve yabancı düşmanı olanlar karakter icabı yılan gibi sinsi davranmak cesaretle göğüs gerenleri tenhada veya başka bir zamanda yani her şey olmuş bitmiş veyahut olağan koşullara dönülmüş olduğunu sanıldığı zamanda yakalamak için dağılır ve çeteleşmenin avantajını kullanır. Polis böyle yapacaklarını bilir. İlk kez olmuyor. Yabancılar da savunma duygusuyla çeteleştiği için bunu bekler ve zaman zaman dalaşırlar; polis de kaydeder.

Larnaka’da Limasol’dan da takviye almış olan sinsi ve sinece sürüngenler az önce meydanda çıkan gür seslerini yutmuş tenhalara gizlemişti. Yabancıya benzettikleri için bir Kıbrıslı Türk’ü de hedef seçtiler. Konu Kıbrıslı Türkler olmadığı için onu tanısalardı belki de ellemezler, hatta kavgamız sizinle değil gibi cevherler de yumurtlarlardı ama yaraladılar ve terk ettiler. Tam kuduz köpeklerin dalayıp kaçmaları gibi…

Öylelerine göre Kıbrıslı Türkler şimdilik ilişilmemesi gerekenlerdir. Onlara ilişirlerse  Kıbrıs sorununun sorumluluğunu Rum tarafı yüklenmiş ve yabancılar yani bugün saldırdıkları yabancılar kızarlar ve taraflarına yardım etmezler. Sorsanız Larnaka’daki yabancılar başka örneğin Amerika başkadır. Amma onun yabancı düşmanlığından çektiğini anlatmak isteyebilirsiniz, boşuna çaba harcamayın. Anlamazlar. Aralarında sadece savunma gereği yabancıların varlığına karşı çıkan olabilir ama onları sokaklara dağılan ve insan avlayanların arasında göremezsiniz.

Sinsi avcılar korkak, kendini gizleyen ve rastladıklarını gözüne kestirirse saldıran avcılardır. Mızrağı eline alıp yiğitçe avının üstüne giden değil.

Irkçılar devlet idaresini ele geçirmeyi bile becerip kendilerini kanıtladılar  Yolsuzluklarıyla ün saldılar, vahşetleri herşeyi geçti ama o kadarla kalmadı savaşa kalkışıp milyonlarca insanın acı ve ıstırabına neden oldular. Onları kahraman gibi görüp peşinden gidildiği nadir zamanların acısı hala unutulmadı ve unutulmayacak.

Soycular insanların duygularını sömürüp otorite elde etmeye çalışırlar. Sokakta kavga edenler çömezler bile değildir. Esas olan arkadakilerdir. Çömezler köşelerde dövülecek ,insan beklerken onları kullanma planları yaparlar. Çömez sokakta köpek gibi bağırır. Videoyu gören bağıranı görmüştür. Ne3 dediğini anlamak da zordur. Bağırır ve geri geri gider. Saldıramaz. Önünde güç görür. Geri çekilir ve karanlıklara dalar. Onları kullanıp halkı hami aramaya itmek isteyenler izlerler.

Ünlü doktor varmış aralarında. Olur tabii. O muayenehanelerde kafasını bozmuş, kendini dünya dertlerini kavramış bir akıllı yerine saymıştır. Hasta onu kızdırıp da cezasını çekmek istemez diye kafasını sallar ya o nedenle kendini baş yargıç sanmıştır.

Dünyanın bir tarafında bir bomba patladı, patlatan havaya uçtu, bir yurttaşımız kan revan oldu. New York’ta İkizkuleler havaya uçuruldu bir kaç yurttaşımızın akıbetini merak edip günlerce haberini bekledik. Bunları yapanlar da ayni kafada insanlardı. Kimileri yetiştirilip salınıyordu, kimilerinin ilgisinden bilgisinden yararlanılıyordu.

Bu tiplerin karşısına çıkıp geçecekleri yolun üstünde ırkçılık ve yabancı düşmanlığına karşı etkinlik düzenlemek cesaret işi idi ama bu ilk eylem değildi. Irkçılara karşı makaleler yazıldı, ilgililere şikayetler yapıldı, politik partiler toplantılarında konu edildi, sivil toplum örgütleri kuruldu ama değişen bir şey olmadı. Bir uyarılmış polis örgütüne sahip olamadık. Saldırganlar kovalanmadı. Ancak bu kez organizatörler onların eyleminin önünde bir seçti ve beklemedikleri yaralamalara neden olsa da DİKKATLERİ çekmeyi başardı. Ne yazık ki bir az acemilik ettiler ve arkadaşlarını korumak için önlem almadılar. Polise güvendiler herhalde ama polis zamanında bu tipleri milli mücadele için kullanmaktan dolayı yaralıydı. Polis hukuk devletinin polisi olamadı, yarasını iyileştiren olmadı.

Hükümet polis sorununa çare bulmalı ve yarasını iyileştirmelidir. Irkçıların ve şiddet çağrıları yapanların suç işledikler artık kanıtlanmalıdır. Maydanoz aldı diye dövülene arka çıkmadık acısını yaşıyoruz. Bu kez dayak yemeyi göze alıp Rum Türk dikleneler var aşk olsun.