Köprü kalkmış

60
9 Ocak günü sabah saatlerinde Ledra Caddesinin kuzey sınır bölgesine kurulan köprü kalkmış…
Çalışmaları öğleden sonra bir süre güneyden, daha sonra da kuzeyden takip edebilme şansım oldu, herkeste kaybolan eşeğini bulma sevinci vardı ama eşeğin zaten bizim olduğunu çok kişi maalesef unutmuş durumdaydı.

Ancak Ledra ya da bizimkilerin dediği hali ile Lokmacı bence asıl sorun değil…

Asıl sorun bazılarının aniden keşfettikleri askeri rejim de değil…

Askeri rejimi şimdi keşfedenler, sanırım, arka arkaya Temmuzdan başlayarak birer ay süre ile tankların sokaklarda yürüdüğü bir ülkede daha önce yaşamıyorlardı. Askerin ikide bir görev ve sorumluluklarını aşarak işler yaptıklarını da fark edemiyorlardı ki bunun anlamı ya bu ülkede yaşamıyorlardı ya da derin bir uykudaydılar.

YKP bu yıllar önce fark edip mücadele bayrağı açtığından beri ve son bir senedir askersiz Lefkoşa kampanyası yaparken bir kısım kerhen destek kesim vermiş, bazı kesimler yürüyün de arkanızdayız diyorlardı ama ortalıkta pek görünen yoktu. Şimdi Lefkoşa’nın askersizleştirilmesinin önemi ve ihtiyacı bir kez daha ortaya çıktı. Bir şeyin daha önemi anlaşıldı ki askerin mutlaka kampında kalması ve Annan Planında ön görülen kurallar çerçevesinde kampından çıkabilmesi gerekmektedir. Askerle bu kadar içli dışlı olarak barış yapmayı hayal edenlerin başı bir kez daha tokuştu ama bunu ne kadar anladıklarını göreceğiz. Askerin sivil otorite önünde diz çökmesini sağlayamadıktan sonra tüm söylenenler boştur. Asker sivil önünde diz çökse polis sivil otoriteye de bağlanması, geçici onuncu madde de ve diğer sorunların çözümü günlük değil saatlik iştir ama bu olmadıktan sonra silahlı bir güç karşısında sivillerin yapabilecekleri kısıtlıdır.

Bunun hayal olduğunu düşünenler Şubat 2006’da Katalonya’nın özerkliğinin tartışıldığı zaman haddini aşan generalleri görevden alan İspanya hükümetinin icraatını araştırabilir. Çağdaş yönetimlerde siviller, karar alırken her kurum gibi askerin de görüşünü alır, karar alındıktan sonraki süreçte ise sivil otoriteye bağlı olması gereken bir kurum olan ordunun alınan bu karara saygı duymaktan başka çaresi kalmaz. Bunu anlayabildiğimiz zaman ve Jön Türkçü siyasi geleneklerle siyasetten yapmaktan vazgeçebildiğimiz zaman çağdaşlaşacağız…

Ancak bunlar daha önce de ortaya koyduğumuz görüşlerdi.

Ancak bu köprü ve duvar, gerçekten yıkılması gerek tek duvar ve köprü mü?

Lefkoşa gibi tarihi bir şehre çektirdiğimiz azabı acaba kaç kişi görebiliyor. Sınır boyu hem kuzeyde hem de güneyde yürüyerek köprünün yıkıldığı gün gözlem yapma olanağım oldu.

Kuzeydeki sınır boyunda birçok tarihi bina yıkıma terk edildi ama özellikle yol üzerine kurulan veya yıkıldığı için açılan alanlara mükemmel yapılan duvarlar dikkat çekiyor. Herşeye inat Lefkoşa’nın artık bölündüğünü anlatan duvarlar…

Güneyde ise 1974’de her nasıl yaptılarsa öyle kalmış bir hava var. Sınır boyu 1974 yılından bugünlere gelememiş. Derme çatma şeylerle kapatılmış yollara, yıkılmaya yüz tutmuş binalara, çirkin moloz yığınları ile yapılan askeri cephelere dokunurlarsa bölünmüşlüğü de kabul edecekler o yüzden nasılsa öyle bırakarak propaganda yapıyorlar.

İki çirkin propaganda ile Lefkoşa’nın bir döneme damgasını vuran Baf ve Ermu Caddesi ölüme terk edildi ve debelenirik Ledra Caddesine bir geçit açalım ama Lefkoşa’nın diğer yaralarına tedavi edici önlemi konuşabilen yok çünkü “çünkü” diye başlayan yüksek siyaset ve propaganda herkesin gözünü kör etmiş durumda ama Ledra açılması gereken tek duvar değil daha yıkmamız gerekecek çok duvarımız var…

Yıkılması gereken öyle duvarlar var ki balyoz bile işlemez. Beyinlerimize hükmedenler, beyinlerimizdeki duvarları katmer katmer yükseltmektedirler ama bunu da tartışan yok…

Kıbrıs Türk liderliğinin tacizci bir siyaset ile Kıbrıslı Rumlar her gün rahatsız edilmektedirler. Dağdaki bayrak, Stovrolo ve Kaymaklı bölgesindeki sınır ihlalleri, kayıplar konusu ve benzerleri ile Kıbrıslı Rum şovenleri ayaklandırılmakta, Kıbrıslı Rum toplumu sürekli olarak taciz edilmekte, milliyetçi refleks vermesi koşulları yaratılmaktadır. Dönüp Kıbrıslı Rum toplumu bu şekilde ayaklandırdıktan sonra sanki de iyi niyetli bir şey yapıyormuşçasına da hareketler yapılarak bu defa da Kıbrıs Türk toplumun milliyetçi refleks vermesinin koşulları yaratılıyor.

Bu siyaset sürdüğü sürece de çözüm Kıbrıs’ta zordur. Herkes herkesin duyarlılıklarını anlayarak, sorumlu ve duyarlı hareketlerle Kıbrıslılar arasında güven ve barışı sağlamız gerek…

Kıbrıs ve Kıbrıslıların birleşmesi mümkündür. Bunun için umut vardır, sorun olan niyet var mıdır?