Kısır döngü – Murat Kanatlı

81

Kıbrıs’ın kuzeyinde siyasal olarak bir kısır döngü içine sokulmaya çalışılıyoruz.

Bu, yeşil-turuncu kısır döngü birinin gitmesinin diğerinin gelmesi anlamına gelmesi gerektiğine inanılan bir döngüdür. Sistemle hiçbir alıp veremediği olmayan, sistemin birbirini tamamlayan dişlisi gibi rejime karşı öfkeyi boşaltmak için biri gidecek diğeri gelecek üzerine dayalı bir döngü…

Bu kısır döngünün güzelliği, illa ‘beni hükümet yapın’ demenin gerekmemesidir. O olmasın dendiğinde, bunun ‘doğal mantıksal’ (!) sonucu ‘beni hükümet yapın demek olduğunun anlaşılması umududur.

‘Asıl hedef turuncular’ dendiğinde, ‘turuncular gitsin, gitmezse bizi tüketecek’ dediğinde bu kısır döngüde başka bir şey söylenmesine gerek yoktur. Sistemin yaşam zincirini tamamlayacak diğer halka yeşildir, yeşil olan gelinsin denmek istenmektedir…

Bu nedenle kavga çoklu cephede sürer; turuncunun yerine almak ve mavileri ise yok etmek, küçültmek, kısır döngüye üçüncü bir halka girmesin diye… Turuncular bu nedenle mavileri korur gibi yapar, yeşillerin altını oysun diye ama diğerlerini ortadan kaldırmak için de her yolu dener…

Kısır döngü ayni zamanda tahterevallidir de… Yukarda olan yukarısının tamam olduğunu, en iyisi yaptığını söyler, aşağıda olan ise muhalefet. Tıpkı tahterevallideki biri yukarıda, bir aşağıda sistem devam eder, sırası gelen muhalefet yapar!

Biri sosyal güvenlik yasasını değiştirir, diğeri muhalefet yapar. Tahterevallide roller değişir ayni argümanlarla, aktüel denge, ölüm yaşı deyip sosyal sigorta yasası değişikliği yapmaya çalışır, dün yukarda olan aşağıda olmanın getirdiği rol ile muhalefet yapma gereği duyar…

Daha önce ölüm yaşı deyip sosyal güvenlik sisteminin canına okumak için harekete geçenler, gün olur ‘ölüm yaşı bu mu, bilimsel çalışma yapılmalı’ deyip muhalefet yapabilir.

Sistemin yalnızca ve nasıl olursa olsun reform edilmesi kavgasıdır verilen, zaten dünyada sosyal demokrat hareketin canına okuyan da her şeye rağmen reformda ısrar olmuştu. Üçüncü yol ile ortaya çıkan sosyal liberalizm gibi tuhaf argümanlar zaman için tükendi. Ama belli ki Kıbrıs’ta henüz tükenmedi…

Neo liberal politikaların reform edilmesinin mümkün olmadığı, serbest piyasa denen şeyin her şeyi meta saydığı, meta olan her şeyin de ‘alım’ değeri, alınıp satılabilmesinin ana unsur olduğunu sosyal demokratlar çok net anlamadı. Solun serbest piyasa mantığı ile uyuşamayacağını anlamak istemiyor neo sosyal demokratlar…

Bu coğrafyada logolarının yanına yumruklu gülü de ekleyen neo- sosyal demokratların da bu anlamama halleri tıpkı ‘kardeş’ örgütler gibi devam ediyor.

Dünyadaki ekonomik krizin yapısal bir kriz olduğunu, kapitalizmin krizi olduğunu anlamamaktaki ısrar özellikle Avrupa’daki sağ partilerinin yükselişi ile kendini gösteriyor.

Sosyal demokratlar için bankacılık sistemi bir kurtulsa sorun çözülecek yaklaşımı, yükselen işsizliğe, en zengin ile en fakir arasındaki makasın hızla açılmasına, güvencesiz çalışanların geleceksizleştirilmesine bu nedenle yoksulluğun ve yoksunluğun hızla artmasına cevap olamıyor.

Bu nedenle bizdeki yeşillerin kopyala-yapıştır metoduyla bünyelerine aldıkları dünyadaki sosyal demokrat ekonomik çözüm modeller ile ekonomik krizleri çözmeleri imkânsızdır.

Bunun yanında kendi coğrafyasında kendi kendini yönetememesi, vasilikle yönetilmeye devam edilmesi konusunda da ortaya koyduğu birçok başarısız örnek daha taze… Özellikle kendi dönemlerinde elçiliğin bir valilik gibi hareket etmeye başlamasına karşı, yenile TC yardım heyetinin fonksiyonunu tartışmaya açıyor ama daha önce ‘yardım heyeti bizim IMF miz’ diyerek onu meşrulaştıran da gene kendileri idi…

Kıbrıs sorunun çözümsüzlük sorunu ile ilgili de yaklaşım ‘ana ile tam uyum’ formülünde ısrar edilmekte…

Bu nedenle sorunların gerçek çözümü yeşile bulaşmış CTP ile turuncuya bulaşmış UBP’nin tahterevallide yer değiştirilmesi değildir…

Kısır döngünün bize bir kader gibi dayatıldığı koşullarda yapılması gereken rejimi hedef alan bir siyasal hattın inşa edilmesidir.

Ancak eskinin araçları ile yeninin kurulamayacağını bilerek yeni araçların inşası bugün önümüzdeki en önemli gündem olması gerekir…