KILIÇDAROĞLU ASIL BUNLARI BİLMELİ – SELAMİ İNCE – Birgün

97

CHP Genel Başkanı Kemal Kılıçdaroğlu’nun, Paris’te Sosyalist Enternasyonel toplantısına katılması, CHP’nin evrensel solla, en azından Avrupa’daki sosyalist partilerle yakınlaşması olarak yorumlandı. Ancak, Kılıçdaroğlu’nun katıldığı Sosyalist Enternasyonel bugün, adındaki ‘sosyalist’ sözcüğü dışında, ne sosyalizmle ne de solla hiçbir ilişkisi kalmamış, son ekonomik krizi yaratan neo liberal politikaları uygulayan partilerden oluşan bir platform.

CHP gerçekten sosyalizmle ya da evrensel sol ile bir ilişki kurmak istiyorsa, Kılıçdaroğlu’nun, 2-5 Aralık tarihleri arasında yine Paris’te gerçekleştirilecek Avrupa Sol Parti’nin 3. Kongresi’ne katılması daha yerinde olur. Kılıçdaroğlu’na, Avrupa’da neo liberal olmayan sosyalistlerin neler tartıştığını anlaması için, kongrede karara bağlanacak olan ‘Sosyal Avrupa Ajandası’ taslağının önemli bölümlerini özetleyerek yardımcı olalım.

Avrupalı bir çok sol, sosyalist, komünist ve özgürlükçü partinin biraraya gelerek 2004’te kurduğu, Türkiye’den Özgürlük ve Dayanışma Partisi’nin (ÖDP) üye olduğu Avrupa Solu kongresinde, “başka bir Avrupa, alternatif Avrupa” düşüncesini gerçekleştirmek hedefli ortak eylem ve direniş rotası belirlenecek. ‘Sosyal Avrupa Ajandası’nda, “başka bir Avrupa’nın mümkün” olabilmesi için neo liberal politikalara karşı verilmesi gereken mücadele ve alınması gereken önlemler tartışılıyor. Taslak Ajanda, neo liberal politikalar öneren ve uygulayan Avrupa Birliği’nin yeniden kurulmasını istiyor.

EKONOMİK KRİZİN NEDENİ SİYASİ KRİZ

Üç bölümden oluşan Ajanda, ekonomik krizin çeşitli yönlerden analizi ve krizin faturasının yoksullara-işçilere ödetilmeye çalışıldığı tespitiyle başlıyor. Ajandaya göre, bazı ekonomistler ya da hükümetlerce içinden çıkıldığı söylenen kriz, bütün şiddetiyle sürüyor ve krizi yaratanlar krizden kazanmaya başladı. Ajanda’da ekonomik krizin en önemli nedeni olarak ‘siyasi kriz’ gösteriliyor. Ajandanın, ‘Avrupa Politikalarının Radikal Demokratikleştirilmesi Zamanı’ adlı birinci bölümünde, AB sınırları içinde, ekonomik krize neden olan siyasi krizin analizi yapılıyor. Bütün kararların işçilerden ve emekçilerden gizli alındığının altının çizildiği ajandada, AB ülkelerinde ve Avrupa Parlamentosu’nda dış politikadan, ekonomik sosyal politikalara, hukuktan yatırımlara kadar bütün alanlarda işçi ve emekçi sınıfının söz sahibi olmadığı, ama bu alanların hepsinde verilen yanlış kararların faturasını bu sınıfların ödediği belirtiliyor. Avrupa’da her geçen gün daha da artan yoksulluk ve toplumsal eşitsizliğin AB projesinin iflası olduğunu belirten ajanda, ‘sosyal bir Avrupa’nın, mümkün olduğunu belirtiyor.

EMPERYALİZMİN KRİZİNE KARŞI

AB ülkelerinin krizden çıkmak için halkın zararına olan tasarruf politikaları uygulamaya başladığını belirten Ajanda, Avrupa Solu’nun buna karşı sokağa dökülen göstericileri desteklediğini ve destekleyeceğini vurguluyor. Avrupa Solu’nun, tam istihdam, insan onuruna yakışır ücret ve emekli maaşı, sağlık ve eğitim sisteminin düzeltilmesi, diğer toplumsal sistemlerin kurulması gibi talepleri desteklediğini belirten Ajanda, başka bir Avrupa’nın mümkün olduğunu göstermek için, toplumsal, demokratik, barışçıl ve ekolojik iyileştirme taleplerine öncülük edeceğini belirtiyor. Taslak Ajanda’ya göre, Avrupa Solu, neo liberal politikalara karşı yürütülen muhalefet hareketinin sadece bir parçası ve ‘mücadele eden sendikalar, çevreci gruplar, barış ve eşitlik hareketleri, anti ırkçılar, eleştirel biliminsanları ve IT uzmanları, sosyal forum eylemcileri, eğitim ve kültür birlikleri’ gibi muhalif güçlerle diyalog içinde.

Taslakta, bugünkü kapitalizmin ve neo liberal menajerliğinin krizinin, aslında son sınırlarına dayanan sömürgeci, yayılmacı emperyalist sistemin krizi olduğu ve radikal demokratik dönüşümün sağlanması için en geniş cephenin harekete geçirilmesi gerektiği vurgulanıyor.

BORÇLARI DEVLETLEŞTİRİLİYOR

Ajanda’nın 2. bölümünde ise, “Krizinizin bedelini biz ödemeyeceğiz” deniyor. Bu bölümün başında şu çarpıcı cümleleri görmek mümkün: “Krizden bu yana, uluslararası finans kuruluşlarının kapitalizme hizmet görevlerini son iki yıldır devletler üstlendi. Yoksulluk ve işsizliği önemsemeyen devletlerin, batan büyük şirketleri ve uluslararası finans kuruluşlarını kurtarmak için yaptığı borç rekor seviyelere ulaştı…” Devletleştirmeye radikal bir biçimde karşı olan devletlerin kapitalist sistemin borçlarını hemen devletleştirdiği, örneğin batan bankaların kendisinin değil borçlarının devletleştirildiği vurgulanıyor: “Bankaların da devletleştirilmesini savunanlar ise, Allah’a küfretmiş gibi karşılanıyor!”

Devletlerin finans kapitalin hizmetinde olan bu tavrıyla işçi sınıfının daha da sömürülmesine yardım ettiği ve yukarıdan aşağı bir sınıf savaşı başlattığı belirtiliyor. Avrupa Solu, finans kapitalin ve uluslararası sermayenin kontrol altına alınması doğrultusunda AB’ye öneriler getiriyor. Bazıları şunlar:

»Avrupa Merkez Bankası’nın (ECB) görevleri değiştirilmeli. ECB, sosyal ve yeni iş olanağı sunan yatırımlar için devletlere ucuz faizli kredi vermeli, finans yatırımlarına verilen krediden yüksek faiz alınmalı.

»Bütün para transferleri vergilendirilmeli. Bu alanda uluslararası düzenleme yapılması için AB ve kurumları öncülük etmeli.

»Finans kurumlarından ve büyük sermayeden vergi alınması yoluyla kamusal gelirler artırılmalı. Reel ekonominin gelişmesi için destek ve girişimde bulunulmalı.

»Avrupa sınırları içinde ve dışında bulunan ‘vergi cennetleri’ yok edilmeli. Hedge Fonds ve Junk-Bond yasaklanmalı.

»Avrupa rating ajansı kurulmalı ve böylece ülkeler spekülatif özel rating ajanslarının elinden kurtulmalı. Ayrıca, ülkelerin ucuz kredi kullanabilecekleri fon kurulmalı.

ÖZELLEŞTİRME DEĞİL KAMULAŞTIRMA OLMALI

Ajanda’nın İşsizlik, Yoksulluk ve Toplumsal Dışlanmışlığa Karşı Eylem Planı bölümünde ise, Avrupa’da artan yoksulluğun ve eşitsizliğin nedeni olarak AB tarafından uygulanan neo liberal politikalar gösteriliyor. Krize karşı Avrupa kararlarının ve eylemlerinin özünü yine karlılığın ve rekabetin oluşturduğu belirtilen taslakta, bu mantıkla eşitsizliğin ve krizin ortadan kaldırılamayacağı belirtiliyor.

Ajanda’da ‘ortak mal ve hizmetler’ olarak tanımlanan su, sağlık, kültür, hazine toprağı, doğal kaynaklar ve üretim araçlarının özelleştirilemeyeceği, aksine ortak kullanıma açık hale getirilmesi ve kamulaştırılması gerektiği belirtiliyor. Sosyal sigortalara, sağlık sektörüne, kamusal hizmetlere, kamusal barınmaya ve çevreye yüksek devlet yatırımı öneriliyor. Yine, işçilere geçinebilecekleri kadar asgari ücret garantisi, işsizlere insan onuruna yaraşır işsizlik maaşı, öğrencilere burs, 60 yaşını geçmiş herkese emeklilik ve iş sürelerinin maaşlar kısılmadan kısaltılması da taslaktaki talepler arasında.

YENİ BİR UYGARLIK ÇAĞI

‘Yeni Bir Gelişme Modeli İçin’ başlıklı son bölümde, insanlığın yeni bir uygarlık çağına başlaması için ilerici reformlarla sistemin değiştirilmesi gerektiği üzerinde durulmuş. ‘Uygarlık değişimi’nin gerçekleşmesi için atılması gereken adımları Avrupa Sol Parti özetle şöyle görüyor:

»Avrupa Sol Parti, kitlesel imha silahlarının yok edilmesi için mücadele eder, savaşa ve yıkıma karşıdır. Ortadoğu barışının sağlanması için BM’nin önerdiği İsrail’in yanında Filistin devletinin de kurulmasını destekler. NATO’nun Afganistan’da sürdürdüğü savaşın bitmesini ve bütün yabancı birliklerin ülkeden çekilmesini ister. Kalan bütün askeri birliklerin de Irak’tan çekilmesini savunuyoruz ve Irak, kendi kendini yöneten, seçimlerin yapıldığı egemen bir ülke olmalıdır.

»Avrupa Sol Parti, NATO’nun kaldırılması talebini vurgular. Demokratik bir yapıya kavuşturulmuş BM gözetiminde, enternasyonal bir kolektif güvenlik sisteminin kurulmasını önerir. AB’nin dış ilişkilerindeki her türlü militarist tutumlarına karşıyız ve Avrupa’nın barışçıl bir rol oynamasından yanayız.

»Türk devletinin, adanın işgalini tamamlamaya yönelik politik bir eylemi olan Türk halkının Kıbrıs’a göçü hemen durdurulmalı. Kıbrıs adasının yüzde 37’sini işgal etmiş Türkiye’nin işgaline son verilmelidir. Türk hükümeti Kıbrıs sorununun, Avrupa hukukuna, devletler hukuku ve BM kararlarına uygun, adaletli ve uygulanabilir çözümü için, siyasal sürece katılmalı.

»Avrupa Solu, Latin Amerika’daki demokratikleşme süreçleriyle dayanışma içinde olduğunu açıklar. Özellikle Küba’ya karşı uygulanan ambargonun kaldırılmasının önemine vurgu yapar.

»AB ve Latin Amerika ülkeleri arasında imzalanan işbirliği anlaşmaları, çok uluslu şirketlere hizmet eden, neo liberal şartların dayatılması olarak değerlendiriyoruz. Anlaşmalar, doğaya korkunç zarar verecek şartlar içermektedir.

»AB ülkelerinin, yurtiçi milli hâsılalarının en az yüzde 0.7’sini yoksul ülkelere verme sözü 2015’e kadar yerine getirilmeli. Bu yardım yoksul ülkelerin zenginliklerini sömürme amacı gütmemeli. Yoksul ülkelerin borçları silinmeli.

»Etnik kökeni, cinsel eğilimi, cinsiyeti, dini, ideolojisi, engelli durumu ya da yaşı nedeniyle ayrımcılığa uğramış kişilerin hakları için mücadele ediyoruz. Kadın ve erkek eşittir. Avrupa Solu, devletin dinler karşısında tamamen tarafsız olması prensibine uymasını ister. Faşizme, yabancı düşmanlığına, şovenizme, ırkçılığa, antikomünizme, homofobiye ve ayrımcılığın her türüne karşıyız.

Ajanda’da son sözler şunlar: “Avrupa Solu, bir yeni dünya, demokrasi ve sosyalizm vizyonunu temsil ediyor. Avrupa Solu, bu ajandayı desteklemek isteyen herkese açık. Özgürlük, eşitlik ve adaletin hâkim olduğu, baskı, sömürü, açlık ve kıtlığın olmadığı bir dünya projesini gerçekleştireceğiz…”

Kılıçdaroğlu, gerçekten sola meyil ediyorsa, en azından bunları bilmesi gerekiyor. Bu oldukça kısaltılarak yapılan çevirilerle yetinmek istemezse, www.european-left.org’tan Ajanda’nın tamamını okumakla işe başlayabilir.

Kriz insanlığa fırtına dalgası gibi çarptı

AVRUPA Sol Parti Genel Başkanı ve  Avrupa Parlamentosu Milletvekili Lothar Bisky, BirGün’ün sorularını cevapladı.

»Avrupa Sol Parti’nin 3. kongresi gündeminde hangi konular bulunuyor?

Avrupa 2008 bankalar krizinin ardından, uluslararası finanskapital krizinin ikinci dalgasıyla karşı karşıya. Finanskapitalin borçlarını devralan, devlet borçlarının kriziyle ilgili  birşey bu. Seyehat imkânı, eğitim, ekonomik  destek ve kültürel değişim alanlarında tasarruf söz konusu olduğu için bu krizden bütün insanlar zarar görüyor. Herşeyden önce kongre gündeminde, krizin nedenleriyle mücadele var. Temel hedeflerimiz arasında, krize neden olanlar ve şimdi tekrar kazananların, sebep oldukları zararı ödemeleri gerektiği var. Varolan finans fiyasaları ciddi bir biçimde yeniden düzenlenmeli.

Finans krizi, aynı zamanda insanlığın çözülmemiş demokrasi ve toplum krizi gibi, diğer sorunlarına da gemiye çarpan fırtına dalgaları gibi çarptı ve ezip geçti: Savaşların ortadan kalkması, yoksullukla mücadele ve çevre sorunlarına çözüm bulunması bütün insanlığı ilgilendiriyor. Kriz zamanlarının radikal reformlar gerçekleşirmek için uygun zamanlar olmadığı bilinir. Bugün daha çok, uzun erimli alternatiflerimize kısa dönemli siyasi çözümlerimizi eklemleme zamanı. Üçüncü Kongre delegeleri, başka kararların yanında Avrupa Sol Parti Yönetimi’nin sunacağı bir ana önergeyi karara bağlayacak. Bu, Sosyal Avrupa Ajandası önergesi, Avrupa Sol Parti üyesi bütün partilere, Alternatif Avrupa’nın hayata geçmesi için, ortak eylem ve direniş platformu olarak hizmet verecektir. Bu önerge, Avrupa Solu’nun üçüncü kongresinden önce, gazeteniz BirGün aracılığı ile ülkenizde de, sizin okurlar tarafından tartışılırsa – tabii siz böyle bir imkan sunmak isterseniz- çok memnun olurum.

»Avrupa Sol Parti’yi nasıl tanımlıyorsunuz? Bir ‘parti’ olarak mı yoksa ‘yeni bir enternesyonel’ olarak mı?

Mayıs 2004’te 15 Avrupa ülkesinden 19 partinin delegesi, kuruluş kongresi için biraraya geldiğinde, Avrupa’da yeni bir siyasi özne olarak, siyasi parti formunda Avrupa Solu adında bir parti kurmak hedefine sahipti. Avrupa Sol Partisi, 1989/90 yılına kadarki uluslararası komünist işçi hareketi deneyimi ışığında kuruldu. Bugün özgürleşmeci, ataerkillik karşıtı, anti sömürgeci ve çevreci hareketler de modern solun kaynakları arasında.

Avrupa Solu, biten bir çağın sonuçlarına ve yeni çağa parti düzleminde verilen cevaptır. Bu çaba, Avrupa solunu siyasi olarak koordine etme ve örgütsel olarak da birlikte hareket ettirmeye yönelik bir çabadır. Bunlar gönüllülük temelinde gerçekleşiyor. Bu anlamda kuruluştan bu yana işleyen süreç gayet başarılıydı. Doğu ve Batı solcuları için Avrupa Sol Parti, iyi bir anlaşma zemini sundu.

»Avrupa Solu’nun AB karşısındaki tutumu nasıl?

Avrupa Sol Parti, AB’yi ve bundan da öte, bütün Avrupa kıtasını alternatif politikalar için önemli bir alan olarak görüyor. Bu temelde, Avrupa Sol Parti, şu an AB’de egemen olan neo liberal politikaları reddediyor. Buna ek olarak, AB’nin yeniden tanımlandırılması ve şekillendirilmesi için mücadele veriyor.