Kıbrıs sorununa karışmama tutumu – Alpay Durduran

111

durduran2Sonunda siyasi partilerin ortak tutumu Kıbrıs sorununa bulaşmama oldu. Arada bir barış şart gibi görüşleri açıklasalar da siyasetin amaçları içinden antlaşma çalışmalarını çıkardılar. Parti ve sivil toplum örgütlerinin açıklamalarında ve ortak bildirilerinde veya eylemlerinde görüşmelerde tarafların tutumlarının ortaya çıkan tıkanmaya yönelik eleştiri kalmadı. Yetkililerin bilgi verme amaçlı toplantılarına katıldıktan sonra da basına yaptıkları açıklamalarda yanlış gördükleri hakkında bir ifadeye yer vermez oldular.

Bunun izahatı yoktur. Suskunluklarına anlam vermek çok açıklıklıdır. Anlaşılan sorunun önemi unutulmuş iyi ilişkileri korumak, o gider bu gelirse daha beter oldur gibi anlayışlar hâkim olmuştur.

Kıbrıs sorunu çözülmeden hiçbir sorun çözülmez diyenler dahi Kıbrıs sorununun çözümünü engelleyebilecek gelişmelere engel olmak için uyanık olmaya çalışmayı düşünmez oldular. Siyasi partiler görüşürler ama biri bile durun bakalım bir maruzatımız var demez.

İki lider güya görüşmeler için hazırlık yapar lakin siyasi partiler açıklanan görüşleri ele alıp doğru yanlış değerlendirmesi yapmaz.

Örneğin nihayette bir taraf tek egemenlikten başka bir şeye evet demeyeceğini ama diğer tarafın saklı niyetleri olduğunu ve saklı görünmesine rağmen arada başka nedenlerle demeç verdiğinde iki devletli çözüm amacını dile getirdiğini söyler, onun için tek egemenlikli anlaşmaya sadakatin teyidini ister. Onun için görüşmeler tıkandı. Dünya bu tıkanıklığın giderilmesini ve çözüme yürünmesini sağlamaya çalışıyor. Nasıl olur da siyasi partilerden yetkililerin diyalog kurduğunu göstermeye gerek duyduğu partiler bu konuda Eroğlu’nu desteklerler?

YKP Türk tarafının tutumunu tasrih etmesini ve iki devletli bir çözüm peşinde ise açıklamasını değilse açıklayıp görüşmelerin önündeki engelleri kaldırmasını ister. Bunun için de yapmayan partileri eleştirmek ister. Hangisini eleştirelim? Eroğlu veya CTP’li dışişleri bakanını mı, yoksa Eroğlu UBP’li diye UBP’yi mi, yoksa BG’li diye Nami’yi mi, yoksa CTP-BG’li diye CTP’yi mi, yoksa hık deyici TDP’yi mi, yoksa DP’yi mi, DP-UG dolayısıyla DP’yi mi?

Eroğlu veya Nami’nin önüne dizilen sivil toplum örgütlerini de sıraya koymak gerek. Onları dinlediler ve Eroğlu iki devlet peşine olmadığını açıklasın ve belirsizliğe son versin demediler.

Bizimle yürüyüşlere katılanlarına soruyorum. Bizimle yürürken iki devletli çözüm mü istediniz? Bizi mi kandırıyorsun uz yoksa dünya âlemi mi?

Meydanlarda attığımız sloganların hangisine iki devletliliği sığdırıyorsunuz?

Bırakın iki devletliliği kabul ettireceğiniz birini bulamamayı bulsanız ebedi billah Türkiye’den gelecek paketlere bağlı zavallı bir devletçik ve bunun aracılığı ile tüm Kıbrıs’ta söz hakkı olan bir Türkiye yaratmış olacaksınız. Bunu mu istiyorsunuz?

Haydi, kolay gelsin.

Muhalefet de bu hale geldikten sonra halimiz duman. Partileri rezil ettiler derler ama partilerin üyelerini toplasanız toplumun çoğunluğu demektir. Yani toplumumuz esas sorumludur. Seçime sıra gelince ufak tefek çıkarlar için rezil olan siyasileri seçerler. Kurultaylarını izleyin oradan girip buradan çıkanları ayıklamadan kaç kişi olduklarını hesaplayamazsınız. Halk bu durumu görmüyor mu?

Siyasileri halktan ayrı düşünmek ne yazık ki olası değil.

Hayat ise acımasızdır. Kandırıldılar diyerek acıma olmuyor acıma olsa yapacak bir şey yoktur.

Kıbrıs sorununda ilerleme olmazsa alternatif varmış diyenlere daha kaç yıl geçmesi gerek diye sorarım. Dünya Kıbrıs’ta iki devlet kabul edilemez bulur. Gün gele bu tutumunu değiştirecekse değiştirecektir ama ihtimaller sadece Rum Kıbrıslıların onay vermesine neden olacak gelişmelere bağlı olarak düşünülebilmektedir.

Düşünün bakalım hangi hayırlı gelişme sonucu Rumlar ne isterseniz olsun diyecektir? Felaketlerden başka bir gelişme düşünemiyorum.

Hangi Kıbrıslı bu felaketi beklemeyi ister?

Dosttur değildir başını kuma gömüp şimdiki Türk politikasını destekler görünmeyi kabul ediyor ise felaketimizi ister demektir. Kıbrıs’ta kan akıtılırken sesini çıkarmayanlarımıza hayıflanırız. Rum Kıbrıslılar içinden örneğin Ayvasıl cinayetini görmeyenini kınarız. Türk bölgelerinin etrafından dolanıp geçerken aklına nerede nasıl yaşıyorlar diye düşünmeyen ve saatli bombanın üstünde oturuyor olabileceğini hesaplayamayanı gördüğümüzde üzülürüz.

Şimdi de o tür felakete uğradıktan sonra neden sesimizi çıkamadı idik diye kendimize kızacağız.

Bir uluslararası sorunu zamana terk etmeyin diyen bilgelerimize kulak veremediğimize üzüleceğiz. Lakin vakit geçmiş olacak.