Kıbrıs sorunu için yeni bir yol zamanıdır!

159

Kıbrıs sorunu insanlarımızın tüm sorunlarının esası olarak durmaktadır. Hiçbir önemli sorun, Kıbrıs sorunu ve onun yarattığı sorunlar yüzünden Türkiyeli bir makamın yetkisine bırakılmamış bir kararla insanımızın yetkisine kaldığı için yönetim tarafından ele alınabilecek halde bulunmamaktadır.

Bu sorunun çözümü de bize bırakılmamıştır.

Kıbrıs sorunu İngiliz yönetimi zamanında bir devlet kurma çabasıyla Kıbrıslılar tarafından yabancı yönetimden kurtulma çabası ile başlamamıştır. O zaman Kıbrıslıların Rumca konuşanları Yunan milliyetçiliğinin peşinde Yunanistan’la birleşmek için İngiliz karşıtı eylemlerle günün sorunu olarak doğmuş ve Türkçe konuşanlar Türkiye’ye katılmayı seçmişlerdir. Ancak Ada’nın bölünmeden bunlardan biri ile birleşmesi emperyalist güçler tarafından çıkarlarına ters görülmüş ve İngiliz üslerinin kurularak Ada’da kalması hedefi ile birlikte Ada’ya denetimli bir bağımsızlık dayatılmıştı.

Kıbrıslılar aralarında anlaşıp bir devlette birleşme hedefiyle İngiliz yönetiminden kurtulmayı seçememiştir.

Türkiye Ada’nın kendisine verilmesini istemiş ve Türkçe konuşanları bunun için kullanmaya başlamıştı.

Uzun silahlı çatışmalar ve siyasi etkinlikler sonunda Türkiye, Yunanistan ile birleşmeye karşı Kıbrıs’ın taksimini taktik olarak ileri sürmüştü.

Bir devlet kurulmasını ilgili güçler kabul ettiği halde Türkiye’nin bu devleti kabul etmesi sağlanamamıştı. Yunanistan da bağımsızlığı içine sindirememişti. Kıbrıslıların devletlerini savunmamaları yüzünden liderlikler tehlikeli bir maceraya atılmaktan çekinmemişlerdi.

Kıbrıs’ta iki tarafın da devleti çalıştırmayıp kafalarına taktıkları Yunanistan veya Türkiye’ye bağlama arzuları Kıbrıs’ta önce bölünmüşlüğü sonra da bir hükümet getirmişti.

Türkiye darbeden sonra askeri bir müdahale ile üçtü birini işgal etmiş ve Türklerin bu bölgede toplanmasını sağlamıştı.

Bu statüko ayrı bir devletle yaşamaya başlarken siyasi olarak sorunu görüşmelerle çözme çabasına girmek durumunda da kalınmıştı. Türkiye önce federal bir sistem önermiş, sonra bunu kantonal çok bölgeli bir federasyon diye tanımlamıştı. Ancak ikici askeri müdahaleden sonra çok bölgelilikten vazgeçmiş iki bölgeliliği ileri sürmüştü.

Ancak güneyden henüz mahsur Türklerin kuzeye geçmesini bile beklemeden Türkiye’den tarımsal işgücü adını vererek kolonlar yollamaya başlamıştı.

Türkiye’nin federasyon teklifinin üzerinde dönen görüşme süreci sonuç vermemiş, önce Kıbrıs Türk Federe Devleti diye ad takılmış, sonra Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyeti adı verilmiş olan ayrı devlet hiçbir zaman kendi kadrine egemen olmasına izin verilmemiş bir halde kalmıştı. Görüşmeler boyunca birçok uzlaşma metinleri ortaya çıkmış, BM kararlarıyla desteklenmiş esas saptanmıştı. Ancak saptanan esasların hiçbiri saygı görmemiş ve her esasa başka metinlerde ters öneriler yapılarak yeni uzlaşmazlık konuları gündeme getirilmişti.

Türkiye 2004 yılında “Rum tarafının kabul etmeyeceğini bir anketle tespit ettiklerini onun için Kıbrıslı Türklere evet dedirttiklerini” açıkladıkları Annan Planı adı verilen BM belgesi referandumda reddedildi. Bu Türkiye’nin reddedileceğini bildikten sonra bir antlaşmaya evet dedirteceğini gösterdi. Çünkü arkasından KKTC tanınsa bile Garanti ve İttifak antlaşmalarının devam edeceğini ve onlardaki haklarından vazgeçmeyeceğini açıklamaya devam etti. Hâlbuki Kıbrıslı Rumlar garantörlüğün kaldırılmasını istemekte ve bunu görüşme önerilerinde kırmızıçizgilerinden biri olarak nitelemektedirler.

Ayrı devleti tanıyan olsa bile Türkiye’nin garantörlük yetkisinin sulanacağı endişesi ile bunu engelleyeceği de beklenmektedir. Kimsenin tanımamasının nedeni de buna bağlıdır.

Bu gelişmeler göstermektedir ki görüşmelerden uluslararası bir müdahale olmadan sonuç alınamayacaktır. Alınacaksa bu ancak statükonun değişmesi ve Kıbrıslı Türklerin Kıbrıs’a sahip çıkması ve buna diğer Kıbrıslıların da katılmasıyla alınacaktır.

Bu nedenle görüşmeler sadece karşı tarafı kötü duruma düşürmek için sürdürülmektedir.

Kıbrıs’ta ülkesine sahip çıkma arzusu giderek çok güçlenmiştir. Ancak Türkleşme korkusu Rum tarafını etkilemekte Türkiye korkusu ve Rum Kıbrıslılara karşı güven eksikliği de Türkleri etkilemektedir.

Kıbrıslı Türkler artık azınlığa düştüklerini hissetmektedirler. Onun için kurtuluş aramaktadırlar. Buna “Rum da anlaşma istemez” düşüncesi telkin edilerek derin devlet tarafından engel olunmaktadır.

 

“Kıbrıslı Rumlar da barış istemez” görüşü yanlıştır

Onun için Kıbrıslıların çözümden sağlayacaklarını anlatmak için derin irdelemelere devam etmek gerekir.

Kıbrıslı Rumlar insanlarının üçte birinin mülk haklarının kullanılmasına engel olan statükodan şikâyetçidir ve anlaşmayla bu hakkın büyük kısmına kavuşup bir kısmı için de tazminat alacaklardır.

Bugünkü durumun devamına evet diyemezler ve bu hudut hep tartışmalı olarak kalacaktır. Kuzeyde ise büyük bir Türk ordusu bulunacaktır. Amma bunu denetleyecek bir Kıbrıslı Türk yönetimi olmasına da izin verilmeyecektir. Onun için Kıbrıs’ta her zaman tehlike altında yaşayacaklardır. Bunun ortadan kalkacağı bir barış antlaşması onlar için çok önemlidir. Bir kriz tehlikesi Ada’dan eksilmemiştir. Yunanistan da kriz kaynağıdır ve bir Türk Yunan krizi Kıbrıs’ı da tehlikeye sokacaktır. Onun için anlaşmayla kazançları büyük olacaktır. Ekonomik bakımdan birleşik Kıbrıs’ın sağlayacakları hakkında şüphe yoktur. Bu konuda çok araştırma yapılmış ve yayımlar yapılmıştır.

Kıta sahanlığı ve ekonomik alan haklarıyla çıkabilecek sorunlardan da kurtulmak için anlaşmaya önem vermeleri gerekir.

Bir avuçluk Ada’da asayiş için de iki taraf arasında işbirliğinin önemi büyüktür.

AB üyesi Kıbrıs AB içinde ses sahibi olmak isterse ondan Kıbrıs sorunun çözümü için yardım dileyen biri olmaktan ve AB’nin Kıbrıs politikasına ket vuran bir zararlı mahlûk durumundan çıkması gerekir. Üstelik bu sorun nedeniyle AB savunma ve işbirliği ve AB-NATO politikalarına da ket vurmaktadır. Bunlardan kurtulmak da onlar için önemlidir.

 

Bir çerçeve antlaşması ve uzlaşma konularını uygulamaya başlamak zamanı gelmiştir

Burada belirtilen görüşmeler hakkındaki kısımlar vardığımız sonuçları haklı çıkarsa da çıkarmasa da görüşmeler tıkanmıştır. Bundan sonraki görüşmeler de yolu açacak değildir. BM uluslararası bir konferans düzenleyecek değildir. Bunun için önce uluslararası konferansa davet edilmesi düşünülen güçlerin görüşmelerde tarafların evet dediği dolayısıyla en yakın oldukları ve bunları uygulatabilecek bir çerçeve içine konabilecekleri uygulamaya koydurmakta anlaşmaları gerekir. Bu konuda anlaşabilirlerse Zürich Londra antlaşmaları usulüne benzer şekilde taraflara kabul ettirecek araçları hazırlamaları da gerekir.

Kıbrıs bu çerçevede birleşirse birleşik Kıbrıs uzlaşma isteyen diğer konuları kendi aralarında çözmeye bırakılmalıdır. Yabancı karışmasına izin verilmemelidir.

Uzlaşmaya varılmış olan konular içinde Maraş’ın açılması, askerlerin hudutlardan uzaklaştırılması, Ercan’ın da uluslararası trafiğe ve serbest ticaret gibi hemen uygulamaya başlanabilecek hususlar bağlanmalıdır.

Yoksa çözüm Kıbrıslı Türklerin yetkiyi ellerine alma gayretlerinin başarısına kalacaktır.

Kıbrıs sorunu Türkiye’nin tüm Kıbrıs’ı denetimi altında tutma düşüncesinden vazgeçmemesi yüzünden çözülemeyecek haldedir ve bu düşünceden vazgeçirilmeden çözülemeyecektir.

Kıbrıslı Türklerin Türkiye’nin muti alt yönetimliğinden kurtulamamaları çözümün önündeki başka bir engeldir. Diğer Kıbrısların bu halde bir toplumla siyasi eşitlik içinde tek devlette birleşmeye evet demesi mümkün değildir. Bunun ne getireceği Kıbrıs’ın kıta sahanlığı ve münhasır ekonomik alan sınırları hakkındaki Türkiye’nin tutumundan bellidir. Federasyonun eşit siyasi hakları olan kanadının birisinin ayrı uluslararası antlaşma yetkisi almasıyla başımıza ne geleceğini kestirmek kolaydır.

 

“Federasyonla da hayır etmeyiz” fikri birleşmeden korkmak değil cesaret almayı getirmeli

Şimdiden bir çözüm olsa biz Rumların karşısında ne becerisi göstereceğiz de mahvolmayalım denilmektedir. Nüfus yapımız da değişmiş ve azınlığa mahkum olmuşuz. Bunlar derin devletin bize boyun eğdirme telkinleridir. Şimdiden bu hale geldiysek muti alt yönetimle yani acentalık yönetimiyle idare edilmemizdendir. Nüfus yapısının değişmesi de ondandır yoksa bu halka kabul ettirilebilinmiş değildir. Bir çözümden olmadan tarihten silineceğimiz ortaya çıkmıştır çözümden sonra kurtulma şansı elde edeceğimiz de bellidir. Çözüme rağmen Türkiye’nin muti alt yönetimi gibi davranmaya devam edecek olanlara kapıyı göstermek de bize düşecektir ve başaracağız.

(YKP 11. Kurultayı 2 nolu kararı)