Keskiner, YKP’nin kuruluşunu anlatıyor

129
11 Kasım 1992'de Yeni Kıbrıs Partisi kurşunlandı. Rasıh Keskiner kevginere çevrilmiş YKP tabelası önünde
11 Kasım 1992’de Yeni Kıbrıs Partisi kurşunlandı. Rasıh Keskiner kevginere çevrilmiş YKP tabelası önünde

“Kurultaya doğru” başlığı ile Rasıh Keskiner’in ilk kısmı 12 Mayıs 1991 tarihinde Yeniçağ Gazetesinde yayınlanan ve 4 sayı süren YKP’nin kuruluşu ve bir buçuk yıllık çalışmalarının değerlendirdiği yazısından niçin YKP sorularının cevabı:

Niçin YKP? Veya YKP oluşumuna nasıl gelindi? Bu sorulara yanıt çok verildi. Ama bir kez daha hatırlatalım. 1980 yılı Kıbrıs’ta muhalefetin güçlendiği, ve bu güçlülüğünü kanıtladığı yıl oldu. İşte ne oldu ise o yıllarda oldu. Egemen güçler, sol’un güçlendiğini tedbir alınması gerektiğini söylediler. 12 Eylülcüler Türkiye’de yaptıkları darbeyi Kıbrıs’ta da uygulamadıklarından şikayet etmeye başladılar. 1981’de muhalefet seçimi kazandığı halde, kendilerine hükümet kurdurtmadılar. CTP’yi istenmez, içerisindeki muzur unsurlar (!) dolayısıyle TKP’yi de güvenilmez gördüklerini söylediler. Ve “eğer hükümet olmak isterseniz, uslu çocuk olacak, uysallaşacak, içinizdeki muzur unsurları temizleyeceksiniz” mesajını verdiler. Bu mesajı alanlar oldu; almayanlar oldu. Kabullenenler oldu, kabullenmeyenler oldu. Ama ondan sonra geçen yıllar içerisinde hep bunlar tartışma konusu oldu. Neler tartışma konusu oldu: Her konuda “bu aşamada” denilerek, Kıbrıs Türk toplumunun egemenlik haklarının gasp edilmesine karşı çıkılması engellendi. Denktaş’ın anılarını anlattığı anılarında belirttiği gibi partiler içerisine yerleştirdiği hücrelerle de her şey konrol altına alındı.

Ocak 1989’da CTP ve TKP elçiliğe çağrıldı. Orada kendilerine hükümet olmanın nasıl davranmayı gerektirdiği anlatıldı. CTP o günlerde bu müdahaleyi kabul etmedi. TKP kabullendi ve hükümet olmak için, keşfettiği maceracı sol, ve hainlerin tasfiyesine girişti. Partinin eski yönetici kadrolarının önemli bir kısmını tasfiye eden TKP de artık yöneticiler, akıllı, ve gerçekçi politikalar (!) uygulayacaklar ve “Anavatan”la kardeşçe ilişkiler kuracaklardı. Bunun için de “Anavatan”ı rahatsız eden CTP ile de ilişkileri keseceklerdi. Denktaş’ı UBP’den ayırıp “dava birdir” manşetleri atacaklardı.

TKP’nin, şövenizmle oy toplamaya çalışması Kıbrıslılar Dayanışma Hareketini doğurdu. Bu hareket, form ve konferanslarla siyasal yaşamın tabularını yıkmaya başladı. Anavatan’ımızın Kıbrıs olduğunu gösterdi. Garantiler ve Garantörleri sorguladı, bizim mali kaynaklarımızın olduğunu TC yardımlarına ihtiyacımız olmadığını kanıtladı ve egemenlik hakkının olmamasının yozlaşma, ucuz işgücü ve ucuz mal rekabeti ve göç nedeni olduğunu tartıştı.

1990 seçimleri yaklaşırken, egemenlik hakkı, göç ve nüfus yapısının değişimi, talimatla yönetimin ağırlığını hissettirmeye başlaması, yepyeni bir siyasal anlayışı gündeme getirdi. UBP’nin oylarının %36’ya indiği halde muhalefetin de muhalefet olmaktan vazgeçtiği, CTP’nin ana muhalefet olmanın dayanılmaz ağırlığı altında ezildiği bir dönemde Yeni Kıbrıs Partisi doğru.

Doğuşu ile birlikte bekli de hiçbir partiye nasip olmayan, daha ülkede kurulduğu duyulmadan, tüm dünya YKP diye bir partinin kuruluşundan haberdar olma şansına erişti. Tabulardan arınmış yurtsever bir çıkış, görülmekten konuşulmaktan korkulan pek çok acı gerçekleri tanımlayıp ortaya koyunca Türkiye Dışişleri sözcüsünün tepkisini çekmiş, Türkiye Radyo Televizyon Kurumu yayınlarında saldırıyla karşılaştı. Olayı Kıbrıs Türkü’nün sesi (!) diye sunulan BRT’de yayınladı.

Kıbrıs Türk Yönetimi kendi içine yapılan dünyaya açık bir müdahaleyi, halkının parası ile yaptığı yayınlarla da destekledi.Sözde liderleri de, Anavatan’ı rahatsız eden bir hareketin, aralarından çıktığı için özür dileme kuyruğuna girdiler. Özür dileme kuyruğu yanında, Anavatan’a yağ çekme kuyruğuna girmek için makaleler düzen sahte sosyal demokratlarla, sessiz kalarak dış müdahaleyi onaylayan sosyal demokrat görünümlü oportünistlerin tavırları da ibret vericiydi.

Yeni Kıbrıs Partisi, TC makamlarının kullandığı yetkiler çıkarılınca, geriye kayda değer bir devlet yetkisi kalmadığını ve eğitim ile kültüre kadar varan müdahalelerle Kıbrıs Türkü’nün siyasal, sosyal ekonomik ve kültürel olarak yaşamının her alanının işgal edildiğini belirtmekte idi.

Meclis, YKP ile yeni bir havaya bürünüyordu. Devlete yani topluma ait servetlerin yağmasına ses çıkarmayarak seçmeni darıltmama, her şikayet edenle beraber, haklı, haksız ayırt etmeden şikayet ederek destek kazanmaya çalışma, maaşlarla ilgilidir diye, çarpık kadrolaşma yasalarına UBP ile birlikte oy kullanma gibi oportünist politikalar dahil egemenlik hakkı konusunda ödünsüz mücadelenin örnekleri veriliyordu.

Seçim yılı yaklaşıyordu. CTP, ilk işbirliği önerisini YKP’ye yaptı. Bu yaklaşmada CTP, TKP’nin elçiliğin istediği ödünü verdiğini ve CTP’ye saldırma hazırlığında olduğunu belirtti. CTP ile YKP arasında andlaşma kısa sürede sağlandı ve YKP’nin işbirliği için hazırladığı bildirge, aynen kabul edildi. Genel Sekreterler başkanlığında iki komitenin kurularak ayrıntıları kararlaştırma kararı alındı.

Yurtsever işbirliğini sağlamak için YKP’nin CTP’ye sunup da CTP tarafından aynen kabul edilen bildirge: Kıbrıs sorununda ivedi bir çözüm için etkin bir mücadele vermek; Kıbrıs sorununun çözümünü olumsuz yönde etkileyen, Kıbrıs Türklerinin azınlığa düşmesine neden olacak Türkiye’den nüfus aktarılmasına karşı çıkmak, mevcutların geri gönderilmesi için mücadele etmek; Kıbrıs’ta sürekli bir barış ve eksiksiz bir demokrasi için mücadele etmek; tüm ada üzerinde haklarımız olduğunu savunmak, tüm adanın askersizleştirilmesi için mücadele etmek; toprak konusunda bir sıfırlamayı reddetmek; tüm demokratik kuruluşların da katılımı ile, ortak programlar, seçim bildirgeleri hazırlamak ve çoğunluğu sağlayıp iktidar olma mücadelesi vermek gibi yaşamsal hususları içeriyordu.

(…)

Böyle bir oluşumun 1989 Ocak ayında elçilikte TKP’ye telkin edildiğini ve UBP’ye karşı bir alternatifin ancak partilerin birleşirse sağlanabileceğini CTP yöneticileri daha o günlerde belirtiyorlar, bunu kapılıp gidilecek bir girdap olarak nitelendiriyorlardı.

TKP’de, muzur unsurlar temizlendikten sonra, egemen güçlerin TKP’yi destekleyebileceğini bilen YKP, CTP’ye aralarındaki andlaşmaya uymasını ve yurtsever seçim işbirliği programı çerçevesinde hareket edilmesini istedi. YKP’nin Kıbrıs sorununu etkileyecek ve zora sokacak başlıca unsurlara ters bir birleşmeyi kabul etmeyeceğini ve halkın bu birleşme nedeniyle UBP dışındakilere daha çok oy vereceğine inanmadığını belirtti. Daha dün savunulan politikaların tersini söylemeye başlayan ve hatta fiilen uygulayan partilerin şaşkınlık yaratıp UBP’yi aklamaya gideceğini ve tüm partilerin güvenirliğini yok edeceğini ileri sürdü.

CTP, YKP’nin uyarılarına hak verdi ise de, bir süre taktik oyun yapacağını, bozma sorumluluğunu diğerlerine yükleyip kurtulacağını belirtip süre istedi. Ama sonunda kurtulamayıp, belirttiği girdaba kapılıp gitti.

YKP böyle bir oluşumda yer almadı, ve tek başına seçime katılmayı ve seçim ortamını propaganda amacı ile kullanmayı kararlaştırdı. Seçim propagandasının çağdaş demokrasilerde olduğu gibi sürmesi için, belki de yıllar öncesinden alınmış olması gereken tedbirler vardı; ama tam tersine tedbirler alınmış bulunuyordu. Böyle bir ortamda seçimleri boykot etmek için YKP girişim yaptı, çağrı yaptı. Seçim için derhal alınması gereken önlemleri CTP ve kamu oyuna duyurdu. Ancak DMP aracılığıyle seçimi kazanacağı hayaline kapılan partiler buna destek olmadılar.

(…)

YKP, seçimlerde çok az oy aldı. Çünkü DMP, YKP’nin her alacağı oyun kendi şanslarını azaltacağını ve “aman yardım edin, UBP gitsin” mesajını iyi kullanmıştı. YKP, seçim propagandasını en iyi kullanan parti oldu. Hem Kıbrıslı Türklerin egemenlik hakkı olmadığını, hem de seçim’in nasıl sonuçlanacağını kanıtlamış, ve DMP’nin seçimi kaybetmesi ile ortakların da dağılacağını göstermişti.

Bu durum, egemenlik hakkı olmayan bir toplumdan seçim mekanizmalarının nasıl çalıştığını ve yozlaşmanın her tarafa nasıl yayıldığını gösterir. Tüm savlar ve karşı savlar boş laf olmaktan öteye gitmez ve düzenin özüne karşı çıkmadan politika yapılamayacağını, yapılanın çıkar kavgasından başka anlamı olmadığını gösterir.

YKP, bu ortamda sorunun özüne yönelik muhalefetini sürdürmektedir. Kuruluşundan bu yana örgütlenme çalışmaları yüzde yüz oranında bir ilerleme olmasına rağmen henüz istenilen düzeye ulaşmadığının da bilinci içerisinde aralıksız bir uğraş olan örgütlenme çabalarını sürdürmektedir. Geçtiğimiz hafta İlçe kongrelerini toplamış, önümüzdeki hafta toplayacağı ilk kurultayı ile de, YKP’nin gelip geçici bir rüzgar olmadığını, yaşayan ve her zaman yaşayacak bir örgüt olduğunu kamu oyuna bir kez daha duyuracaktır.

(…)

Yeni Kıbrıs Partisine milli davaya ihanet suçlaması dışında, Kıbrıslılık şövenizmi yapmak ve A.T.’ye girmeyi kurtuluş görme suçlamaları yapılmaktadır. YKP bu tür iddiaları red eder. YKP şövenizmin yok edilmesi için mücadele ederken, hiç kimseyi hor görmez, ve kimsenin evrensel hukuk kurallarından ve insanca muameleden yoksun bırakılmasını istemez.

YKP, Kıbrıs sorununun karşısındaki esaslı engellerden birisi olan yurttaşlık konusunun engel olmaktan çıkarılması ve herkesin insanca muamele görmesi arzusundadır.

A.T. girmenin ise bir kurtuluş değil, fazladan bir güvenlik ve şövenizm doğrultusundaki mücadelede uluslararası yeni olanaklar veren bir fırsat olarak gördüğünü her vesile ile açıklamıştır.

Bunun dışında, CTP ve TKP’lilerden sekreter olmak ve federal çözümü tek isteyen parti olduğunu ileri sürmek suçlamaları, YKP’ye yöneltilmektedir.

YKP, federal çözümü engelleyeceği açık olan Türkiye’nin etkin ve fiili garantisini savunmak, nüfusumuzdan fazla sayıda dağıtılmış yurttaşlıkları hukuki saymak konularında ısrarlı olanların fiilen federal çözüm istemediği inancındadır. YKP, Cuellar’ın hazırladığı çerçeve taslağı hakkındaki görüşleri temel alan bir andlaşmadan yana olduğunu açıklamıştır. Görüşleri, açık, ayrıntılı ve nettir. Kıbrıs sorunu, egemen çevrelerin içtenlikle sağlamak istediği bir sonuca gitmektedir. Uluslararası bir sorun olduğu için bu sorunun çözümü için baskılar gelmekte, ona göre politikalarını ayarlamaktadırlar. Siyasi partilerle, hiçbir dönemde dialog istememişlerdir. İstedikleri, partilerin dış baskılara göre ayarladıkları politikalara göre “milli” tepkiler göstermeleridir. İkide birde ayarlanan egemen çevrelerin Kıbrıs Türk politikası, siyasal partileri peşinde sürüklemekte ve hiçbir etkileme şansı olmadığı halde gereksiz bir tartışma sürüp gitmektedir.

YKP, federasyonu yalnız kaçınılmaz olduğu için değil, ayni zamanda Kıbrıs Türk toplumunun çıkarına olduğu için de istemektedir.

YKP, içinde bulunduğumuz bu koşullarda, sırf seçim sonuçları ile ilgili itirazlar yerine, mücadelenin siyasal bir içeriğe kavuşturulmasının gerektiğine inanmaktadır. Seçim ve sonuçları, seçimden önce var olan ve seçimden sonra da süren ülkemizdeki pek çok olumsuzlukların sonucudur.

Bu olumsuzlukların temelinde mevcut statüko, yani Kıbrıs sorununun çözümsüzlüğü yatmaktadır. Kıbrıs sorunu bir andlaşmaya bağlanmadığı için, yönetimimizi el altında tutmak amacıyle Türkiye hükümetleri, toplumumuza hiçbir temel konuda karar alma ve önlem getirme hakkı ve olanağı bırakmamaktadır. Bunun sonucu olarak, toplumumuzun egemenlik hakkı kullandırılmamaktadır.

Bugün iktidarda, göç ve azınlığa düşme tehlikesine ses çıkarmayan, ve suistimale batmış bir cephe görünmektedir; ancak arkasında asker-sivil TC bürokrasisi vardır.

Bu cepheye karşı tüm yurtseverlerin ortak mücadelesi kaçınılmaz görülmektedir.

YKP, bugün bir buçuk yaşını doldurmuş bulunmaktadır. Kurultayının birinci olağan toplantısını yapmaktadır. Bu vesile ile sorunların temeline Kıbrıs sorununun çözümsüzlüğünün yattığını kabul edenleri, uluslar arası kabul gören federal bir andlaşmayı benimseyenleri bir araya gelerek, bir güç oluşturmasını ve en başta bu toplumun egemenlik haklarını savunmaya ihanet içinde olanlara karşı, uluslararası dayanışmaya çekinmeden omuz vermeye çağırmaktadır. Bu varlığımız için şarttır.

yazının tamamı:

http://www.yenikibris.info/ykp/doku.php?id=rasıh_keskiner