Kapitalist Müslümanların yolu buraya kadar – Alpay Durduran

92

Ülkemiz, kültürümüz sonucu bir kavganın kurbanı oldu. Milliyetçilik Osmanlı’nın kukla haline geldiği zamanlarda kurtuluş için şart gördüğü iki düşünceyi bir birini etkilemiş halde sarıldı, bir son çare idi. Diğeri demokrasi idi. Sürekli savaş kaybetmekten ve toprak kaybetmekten bıktığı için Osmanlılık diye Osmanlı milliyetçiliğini ortaya attı ve demokrasi ile süsleyip çağdaşlaşmaya çalıştı. Demokrasi olursa savaş kaybetse bile toprak kaybetmeyeceğini umut etti çünkü Avrupa’da ulusal devletlerin toprak bütünlüğünü koruması ilkesi moda olmuştu. Ancak işlemedi çünkü Osmanlıcılık tutmadı. Yerine Türkçülük konulmak istendi ama 1. Dünya savaşına ardından İstiklal harbine kalıp daha sonra işe yaradı. Kıbrıs da Müslüman olan herkesi Türk yapma çabası için milliyetçilik aşılandı. Rumlar da buna çanak tuttu çünkü onlar da milliyetçilik aşısı yaptıydılar. Sonunda da seçim ve geçim birleşti ve Türkiye’deki seçimler bizim seçimlerimizden daha önemli hale geldi.

Gene de seçimlerle bir çare bulacağımızı sanarak emeğimizi ve paramızı harcamaya ve lafazanlıklar dinlemeye başladık. İktidarın mahkûmu olduğunu iddia eden ve dün 30 mebusla sözde iktidar olan UBP ısrarla soruyor “geçici hükümet protokolü imzaladı mı imzalamadı mı?”. Bu soru seçimin anlamsızlığını suratımıza şamar gibi vurur ama konuşma sanatına başvuranlar devam ediyorlar.

İstanbul’da kitap fuarı vardı. Milli Eğitim Bakanlığı tarafından düzenlenmişti. Millet ne demektir? Yeni Türkçeye göre dili, dini ve kültürü diğer toplumlardan ayrılan bir topluluk demektir ama Osmanlıcaya göre Müslüman olmayan dini topluluk demektir. Millet, Osmanlıcaya göre öyle olunca fuarın da milli olmasını beklersiniz ama Türkiye’de artık yeni Türkçe akımına karşı olan ve halka ne olduğunu söylemekten kaçınarak seçimi kazanan bir iktidarın diline göre ümmet demek oldu. Onun için daha girişinde Türkçenin aşağılanıp hakaret edildiği kitaplarla karşılaştım.

Etrafta da sabilerimize dinini öğretmek kılıfı altında Arapça öğretmeye ve Türkçenin rezilliğini anlatmaya çalışan çizgi resimli kitaplar sunuluyordu. Anlamadığı bir dilde İtalyanca şarkı öğretir gibi dualar sunuluyor ve bunlar Türkçeye çevrilemez çünkü Türkçe yetersizdir inancı, bir dini dogma gibi veriliyordu.

Araya sıkışmış bir stantta da yeni bilimsel (bilim değil bilimsel yani bilimsel metotlarla yazılmış) kitaplar vardı. Biri dikkatimi çekti. Kitap bir Arap yazarındı ve laiklik ve İslam konusunu işliyordu. Ümmet ve millet farkını kullandıkları gibi o kitapta da bilim ve ilim kelimeleri çorba ediliyor ve laiklik olmasa da bilimde ilerleme olabilirdi, İslam buna engel edildi, çağdaş hukuka da engel çıkmazdı iddiaları yapılıyordu. Kısacası TC çağdaşlaşma çabaları gereksizdi deniyordu.

Türkçenin zayıflıkları verilen çabalara değmezdi demek için tüm Osmanlı döneminde yazılan ve tercüme edilip halka sunulan toplam kitapların bir yıllık Cumhuriyet döneminde yayımlanan kitap sayısının yanına bile yaklaşmadığını görmezden gelmek demektir. Dini kitaplarda da Osmanlı dönemi şimdikiyle kıyaslanamaz. Ancak bilim ve ilim kelimelerinin anlamında bile zayıflık aşikârdır. Çağdaşlaşma yolunda dev adımlar atan Türkiye’de halk ne yazık ki diline yeteri kadar sahip çıkmadı ve Türkçe terminolojisi zenginleşirken saygı görmedi ve terminolojik olarak edebiyata katılan kelimeler başka anlamlara kaydırılarak bozuldu. Örneğin ilim kelimesinin karşılığı bilim olarak yerleştirildi ama deneysel bilim için fen kelimesi konulamadı. İlim ne konuda olursa olsun bilgi kümesi gibidir deneysel bilim fennidir.

TÜBİTAK evrim teorisine yer vermeye kalınca dergisi yayımlanamamıştı. Yukardan müdahale ile durdurulmuştu. Şimdi de matematikle evrimin incelenmesi yani binlerce yılda evrimin gerçekleşmesi olasılığını inceleyen matematiğe proje desteği verilmesini yasakladılar.

Belli ki gizli irtica seçimle iktidara gelmenin avantajlarını gizlemeye çalışarak yoluna devam ediyor. Buraya da sirayet ettiği paragözlerin dini öğretiyi yayma çabalarından anlaşılabilir. Bunu seçim kazanan parti de yapıyor. Seçime girmeyen ama burayı Rum korkusunu kullanarak bizi esir eden Türkiye’deki Araplaşmışlar yapıyor. TC yardımlarını kullanarak seçilmişlerimizi b oyun eğmeye zorluyorlar, eğmek istemeyenleri de para ve makam hırslarını kullanarak alet ediyorlar.

Bunlar dinciliklerini Araplaşmaya kadar götüren ve demokrasinin Allah’a meydan okumak anlamına geldiğini ve yasa yapmanın Allah’ın, Resul’ün veya onların söylediklerini esas alan ulemanın işi olduğunu kabul edenlerdir. Aralarında derin anlaşmazlıklar vardır. Orta çapta bir kitabı doldurmayacak kaynakları yorumlaya yorumlaya ayrılıklar yarattılar ve en ufak bir farklılığı küfür saymaktadırlar. Kan akıtmadan duramazlar. Tarihe meraklıdırlar, biz de rehavete kapılıp tarihi izlemekten vaz geçmeyelim, deneysel bilimi reddederler ve dogmalarına ters ise fizik yasalarını bile reddederler.

Onun içindir ki savaş kaybetmeye başlayıp da düşünmeye başlayınca deneysel çalışma yapan medreseleri temizlediler ve derslerin arasından fenni kaldırdılar, fizik, kimya ve matematiği yasakladılar ki günaha girilmesin ve savaş kaybedilmesin. Fen derslerini okuttukları için Kuran’a yeteri kadar yer verilmediğini ve bazılarının kendilerini Allah’ın yerine koyduğunu ve icatlar peşinde koştuğunu iddia ettiler. Günahlar yüzünden İslam’ın cezalandırıldığını, onun için Küffarın galip geldiğini söylediler.

Rasathaneyi basıp yıktırmaya kalktıklarını ve sultanı kapatmaya mecbur ettiklerini tarihte okuyun.

AKP, seçimde başarı göstererek Özal devrinin ve arkasından gelen koalisyonların (Kemal Derviş’in) sıkı para politikalarını ve yeni sömürgeci ve yeni liberal ekonomik politikalarını uyguladı ve sonuçta dünya ekonomisinin yarattığı fırsatı iyi kullandı. O kadar bıkmış bir halk vardı ki Osmanlının son devrini hatırlatacak kadar borca batarak refah sağladı ve desteğini aldı. Ancak elinde Cumhuriyet döneminin eğitim hamleleri, büyük fedakârlıklarla yabancı ülkelerde eğitim olanakları ve zanaat ve sanayi çabaları olmasaydı Kenya’dan ileri gidemezdi.

Şimdi çark döndü. Kürt ve Alevi sorunu demokrasi sorunudur. AB üyeliği hukuk devleti sorunudur. Orta Doğu bataklığına battılar fütuhat sorunudur. Laikliği ulemaya danışma halinde anlarlar çağın sorunudur. Yıkılıp acı bir anı olarak kalacaklar. Kapitalist Müslümanlık buraya kadar. Gayret demokratik hukuk devletine sahip çıkanlara düşer. Bize de astrofiziği müneccimlik sananlara yenilmemek ve bir an önce Rum korkusunu atıp hukuk devleti ve demokrasi peşinde koşmakla Kıbrıs sorununu çözmek düşer.