kadınlar yürüyor mücadele büyüyor

82

8 Mart Dünya Emekçi Kadınlar Günü Organizasyon Komitesi adı altındaki örgüt ve kuruluşlar, “Dünya Emekçi Kadınlar Günü Yürüyüşü” düzenledi.

Aralarında YKP’fem’in de olduğu Sivil toplum örgütleri, sendikalar ve bazı parti kadın kolları ve feminist gruplar, Kuğulu Park’tan Ledra (Lokmacı) geçiş noktasının bulunduğu bölgeye kadar yürüyerek kadın mücadelesi hakları ve toplumsal cinsiyet eşitliğine saygı istemlerini dile getirdi.

“Ucuz İşçi Olmayacağız”, “Üretiyoruz, Emeğimiz Görünsün İstiyoruz”, “Değiştirmek İçin Yürüyoruz”, “Erkek Egemen Zihniyete Son”, “Seks Kölelerine Özgürlük”, “Cinsel, Ulusal, Sınıfsal Sömürüye Son” pankartlarıyla yola çıkan çoğunluğu kadın yürüyüşçüler; yol boyunca “Kadınlar Yürüyor, Mücadele Büyüyor”, “Görünmeyen Emek Sesini Yükselt”, “Ceza Yasası Değişecek”, “Yüzde 8 Yetmez Yüzde 50 Kota”, “Şiddet erkeklikse, Biz Erkek Değiliz” şeklinde sloganlar da attılar.

Eylemin son bulduğu Lokmacı bölgesinde Organizasyon Komitesi adına bir açıklama yapan Mehveş Beyidoğlu, her yıl 8 Mart’ta görünür olma ve toplumsal cinsiyet eşitliği talebini bir kez daha haykırma kararlılığında olacaklarını söyledi.

Beyidoğlu, dünyanın her yerinde kadınlara karşı ekonomik, politik, psikolojik, cinsel ve fiziksel baskıların devam ettiğini belirterek, bu kısıtlamaların hayatın her alanında ortaya çıktığını ve normalleştirildiğini kaydetti.

Beyidoğlu, aile içi fiziksel ve psikolojik şiddet olaylarının pek çok kadını mağdur ettiğini fakat devletin kadınların yardım alabileceği kurumları oluşturmayı düşünmediğini ifade ettiği konuşmasında, sendika, oda, birlik ve siyasi partilerin kadınlara yönelik politikalar üretmekte yetersiz kaldıklarını bildirdi.

Üretimin, grevlerin ve mücadelenin içerisinde var olan kadınların sendikalarda, medyadaki tartışmalarda, politik arenada yeterince görünür olamadığını da kaydeden Beyidoğlu, kadınların taleplerini dillendiremediklerini de ekledi.

Beyidoğlu sözlerine şöyle devam etti:

“Bizler toplumsal eşitsizliğe maruz kalan kadınlar ve LGBTQ (Lezbiyen, Gay, Biseksüel, Transgender ve Queer) bireyler olarak sesimizin çeşitliliğinin duyulduğu ve haklarımızı adilce icra edebileceğimiz bir yaşam talep ediyoruz. Biz zenginin fakire, erkeğin kadına, heteroseksüelin diğer cinsel yönelimlere, insanın doğaya, çoğunluğun azınlığa hükmetmediği eşit ve özgür bir dünya istiyoruz. Bizler içinde bulunduğumuz hiyerarşik sistemleri reddederek güçleniyoruz. Medyanın cinsiyetçi bir dille, fotoğraflarla, dizi veya reklamlarla kadınları aşağılamasına, bedenimizi teşhir etmesine hayır diyoruz…Ülkemizin yüzkarası gece kulüplerindeki insan hakları ihlallerini şiddetle kınıyor ve yetkilileri derhal bu mekanları kapatmaya çağırıyoruz…Hedefimiz; toplumsal cinsiyet eşitliği mücadelesinin toplumsal varoluş mücadelesinin bir parçası olduğunu gösterebilmek; hayatı herkes için yaşanabilir kılabilmek ve bu mücadeleye yapıcı katkı koyabilmektir. Toplumsal varoluş mücadelemizin sürdüğü bu günlerde Kıbrıs sorununun çözüme kavuşturulması gerektiğini ve kadınların çözümün öznesi olduğunu vurgularız”

 

Çağrı

YKP FEM’in da içinde olduğu 8 Mart Organizasyon Komitesindeki Baraka Kültür Merkezi, Belediye Emekçileri Sendikası, CTP-BG Kadın Örgütü, Feminist Atölye, Halk Sanatları Derneği ve Gençlik Kulübü, Homofobiye Karşı İnisiyatif, Kıbrıs Türk Amme Memurları Sendikası, Kıbrıs Türk Öğretmenler Sendikası, Kıbrıs Türk Yöneticiler Derneği, Management Centre of the Mediterranean, Meclis Çalışanları Sendikası, POST Araştırma Enstitüsü, Sosyal Riskleri Önleme Vakfı, TDP Kadın Örgütü, Yurtsever Kadınlar Birliği’nin ortak çağrı metni şöyleydi:

Geçtiğimiz yıl, Dünya Emekçi Kadınlar Günü’nün 100. yılını hep birlikte yürüyerek, sloganlar atarak ve insan haklarımızı icra edebilme taleplerimizi yineleyerek kutlamıştık. Bu yıl, 16 örgüte varan bir birliktelikle, büyük bir katılımla yine sokakta olacağız. Amacımız, dünyanın pek çok ülkesinde olduğu gibi 8 Mart Dünya Emekçi Kadınlar Günü yürüyüşümüzü gelenekselleştirmek ve toplumsal cinsiyet eşitliği talebimizi bir kez daha haykırmak.

Sosyal ve politik anlamda kadınların geri planda bırakıldığı, çalışabilecek kadınların çoğunluğunun çalışamadığı, hayatı yeniden üreten ev içi kadın emeğinin yok sayıldığı ülkemizde cinsiyet ayrımcılığını iliklerimize kadar hissetmekteyiz. Şiddet, taciz ve tecavüz olayları pek çok kadını ve aslında tüm toplumu mağdur ederken devlet, kadınların yardım alabileceği nitelikli kurumları oluşturmamaktadır. Üst yönetim kadrolarımız ve siyasal temsiliyetimiz, hem feminist fikirlerden hem de fiziksel olarak kadın temsiliyetinden yoksundur; ataerkil ve militarist söylemler ön plandadır.

Son yıllarda hız kazanan neoliberal politikalar sonucu çalışanların haklarındaki gerilemeler ve halkımızın yoksullaşması, hayatın yükünü sırtında taşıyan kadınları derinden etkilemekte, sağlık ve eğitim gibi halkın haklarının piyasaya açılması, toplumsal rolleri gereği en çok kadınları perişan etmektedir.

Grevlerde, mitinglerde, varoluş mücadelemizde her yaştan kadınlar ön planda olmakla birlikte, hala daha kadın talepleri ve kadın sözü görünür olamamaktadır. Erkek egemen kültür ve toplumsal cinsiyet rolleri sorgulanıp alaşağı edilmeden, kadınların ve toplumun özgürlüğü ve varoluş mücadelemiz hedefine ulaşamayacaktır.

Bizler, zenginin fakire, erkeğin kadına, heteroseksüelin diğer cinsel yönelimlere, insanın doğaya, çoğunluğun azınlığa hükmetmediği eşit ve özgür bir dünya için 8 Mart’ta sokakta olacağız.

Bizler, toplumsal eşitsizliğe maruz kalan kadınlar ve LGBTQ (Lezbiyen, Gey, Biseksüel, Transgender ve Queer) bireyler olarak sesimizin çeşitliliğinin duyulduğu ve haklarımızı adilce icra edebileceğimiz bir yaşam talebiyle yürüyeceğiz.

Bizler, ülkemizin yüz karası gece kulüplerindeki insan hakları ihlallerini kınamak ve yetkilileri derhal bu mekanları kapatmaya çağırmak için haykıracağız.

Toplumsal varoluş mücadelemizin sürdüğü bugünlerde Kıbrıs sorununun çözüme kavuşturulması gerektiğinin de altını çizerek kadınların çözümün öznesi olduğunu vurgulayacağız.

Hedefimiz; toplumsal cinsiyet eşitliği mücadelesinin toplumsal varoluş mücadelesinin bir parçası olduğunu gösterebilmek ve hayatı, herkes için yaşanabilir kılabilmektir.

Bu amaçla, duyarlı tüm örgütleri ve başta kadınlar olmak üzere tüm halkımızı 8 Mart Salı günü saat 15.30’da Kuğulu Park’ta toplanmaya, yürüyüşümüze katılmaya, sesimize ses katmaya çağırıyoruz.

YKP

YKP Yürütme Kurulu 8 Mart ile ilgili bir açıklama yayınlamış ve yapılacak etkinlikler için katıl çağrısı yapmıştı. Konu ile ilgili açıklama şöyleydi:

1857 yılının 8 Mart’ında New York’ta kadın emekçiler eşit işe eşit ücret ve 8 saatlik işgünü talebiyle greve giderek çalıştıkları fabrikayı işgal ettiler. Ancak polisin müdahalesi sonucu çıkan yangında 128 kadın yaşamını kaybetti.

154 yıl önce kadınların ‘günde 8 saat çalışma’ talepleri ile başlayan direnişi, bugün için de anlamlı ve geçerlidir. Bugün, vahşi kapitalist dönemi aratmayan bir süreci yaşamaktayız. Kadın emeğine dönük saldırılar yoğun olarak sürmekte, toplumsal cinsiyet eşitsizliği ve sosyal adaletsizlik derinleşmektedir.

 

NEO-LİBERAL SİSTEM KADIN EMEĞİNE DAHA FAZLA SALDIRIYOR

Neo-liberal politikalarla esnek üretim tarzı içerisinde kadın emeği ucuz ve güvencesiz koşullarda sistemin hizmetine sunuluyor. Erkek egemen sistemde, aile içindeki çocuk, hasta, yaşlı ve özürlülerin bakımı ve genel ev işleri kadınların doğal görevleriymiş gibi kadınların sırtına yıkılıyor. Devletin, patronun ve erkeğin gerçekleştirmesi gereken bütün sorumluluklar, kadının ev içi emeği üzerinden gerçekleştiriliyor. Aile içi eşitsiz işbölümü ve bakım yükümlülükleri ile ezilen, sömürülen kadınlar, çalışma yaşamının kuralsızlaştırılmasına, güvencesizleştirilmesine ve esnekleştirilmesine yönelik neo-liberal dönüşümün hedef kitlesi haline getiriliyor. Ücretsiz aile işçiliğini de düşündüğümüzde kadınların çok ciddi bir kısmı sosyal güvenlik şemsiyesinin dışında bırakılıyor.

Yeryüzünde mutlak yoksulluk sınırındaki 1,5 milyar kişinin yüzde 70’ini kadınlar oluşturuyor. İşlerin yüzde 60’ını yapan kadınlar, toplam gelirin yüzde 10’una, dünya üzerindeki mal varlığının ise yüzde 1’ine sahipler. Bu da demek oluyor ki, kapitalist sistemde yoksulluğa ve yoksunluğa en çok kadınlar mahkûm ediliyor. Kadınların yoksullaştığı, yoksulluğun ise kadınlaştığı dünyada bize direnmekten başka yol görünmüyor.

 

KURULTAY KARARI

Böylesi koşullarda YKP 10. Kurultay’da oy birliği ile kabul edilen kararda durum tespiti net olarak yapılmıştı:

Dünya nüfusu düşünüldüğünde kadınların oranı yüzde elli ellidir. Buna rağmen yaşamdaki ve siyasetteki yerleri aynı oranlara denk düşmemektedir.

Çalışma yaşamında daha zor koşullarda ve çoğu kez daha az maaşla çalışmak zorunda kalırlarken, BM ilgili organları tarafından normal 8 saatlik bir iş sayılan ev kadınlığı da özellikle bizim coğrafyamızda “doğal” olarak kadının omuzlarındadır. Yani kadın çalışma yaşamında hakları çiğnenen emekçidir ama ayni zamanda evde de ev emekçisidir. Ev emekçi olmasının tam karşılığı üretimine karşılıksız el konulmasıdır. Hem üretimine karşılıksız el konulmaktadır, hem da hareket özgürlüğü ciddi şekilde kısıtlanmaktadır. Bu da kadının siyasal yaşam başta olmak üzere diğer sosyal ve kültürel alanlarda temsil edilememesi sonucunu doğal olarak ortaya çıkarmaktadır.

Kadınların siyasette özne olmasının zorunluluğunu, biyolojik cinsiyetlerinin belirleniminin sonucu olduğu yönündeki görüşleri aşan bir durum olduğunu YKP kabul eder ve bunun kalıcı olarak ortadan kalkması için mücadeleyi önüne hedef koyar.

Ancak bu mücadeleyi önüne hedef koyarken, mevcut koşullardaki zorlukları da aşacak şekilde kadının siyasette temsili için de çalışma yapmayı zorunluluk olarak görür…”

 

ÇAĞRI

Tüm bunlar çerçevesinde Yeni Kıbrıs Partisi Yürütme Kurulu, “Bizler, zenginden fakire, erkeğin kadına, heteroseksüelin diğer cinsel yönelimlere, insanın doğaya, çoğunluğun azınlığa hükmetmediği eşit ve özgür bir dünya için 8 Mart’ta sokakta olacağız. Bizler, toplumsal eşitsizliğe maruz kalanlar ve LGBTQ (Lezbiyen, Gey, Biseksüel, Transgender ve Queer) bireyler olarak sesimizin çeşitliliğinin duyulduğu ve haklarımızı adilce icra edebileceğimiz bir yaşam talebiyle yürüyeceğiz” diyerek aralarında YKPfem’in bulunduğu örgütlerin organize ettiği 8 Mart’ta saat 15.30’da Lefkoşa Kuğulu Park’ta başlayacak yürüyüşü destekliyor, başta tüm parti üyesi, sempatizanı ve parti dostlarımız olmak, tüm halkımızı katılmaya çağırıyoruz…

YKP Yürütme Kurulu, Kıbrıs’ın kuzeyindeki gerçekleri de göz önüne alarak özellikle emekçi kadınların 8 Mart’taki yürüyüşe katılımı önündeki sorunları bir nebze olsun hafifletebilmek için bütün emekçi kadınlara, siyasi örgüt ve partilere; kadın yürüyüşü ve etkinliği süresince çocukları buluşma noktası olan YKP Genel Merkezine getirmeniz için davette bulunuyoruz. Yürüyüş bitene dek YKP olarak çocukların bakımını üsleniyoruz.

BASIN-SEN

Basın Emekçileri Sendikası Başkan Kemal Darbaz imzalı açıklama şöyleydi:

8 Mart Dünya Emekçi Kadınlar Günü, dünya kadınlarının eşitsizliğe, sömürüye, ayrımcılığa, yoksulluğa ve şiddete karşı dayanışma günüdür.

Kadın emeğinin, gerek çalışma hayatında gerekse aile hayatında yok sayıldığı, baskı altına alındığı ve siyasi temsiliyetten uzaklaştırıldığı tarihsel evrelerin varlığı bilinmekle beraber, bugün için benzer koşulların yaşanması kabul edilemez bir gerçeklik olarak karşımızda durmaktadır. Bu koşullar altında ve 1857 yılında işçi kadınların, eşit iş koşulları talebiyle başlattığı haklı mücadele, günümüzde de geçerliliğini korumaktadır.

Kıbrıs’ta, başta sağlık ve eğitim olmak üzere her alanda kadın–erkek eşitsizliği giderek derinleşirken buna paralel, kadınlar üzerindeki cinsiyetçi söylem egemen biçimde sürmektedir.

Yurtdışından ucuz iş gücü nedeniyle getirtilen kadınların karşı karşıya kaldığı şiddet ve sömürünün boyutları utanç vericidir. Kendi coğrafyalarından ayrılıp,  insanca bir yaşam isteği ile adamıza sığınan kadınlara, resmi ve resmi olmayan kurumlarca yapılan müdahale ise insanlık dışıdır.

İlgili kurumların, bu sorunların çözümündeki politika ve vizyon eksikliği, toplumsal cinsiyet eşitsizliği gerçeğinin saklı kalmasını da beraberinde getirmektedir.

LGBT (Lezbiyen, Gay, Biseksüel, Transgender) bireyleri de doğrudan etkileyen ceza yasasını değiştirmemekte direnen zihniyet, yürürlükte olan CEDAW’ı (Kadınlara Karşı Her Türlü Ayırımcılığın Önlenmesi Sözleşmesi) da görmezlikten gelmektedir.

Sözde, çalışma yaşamında adalet sağlanması için hazırlanan Sosyal  Güvenlik  yasasıyla birlikte, kadınların var olan  hakları da budanmış, yıpranma payı, emeklilik yaşı, vergi düzenlemeleri kadınların ekonomik ve sosyal bağımsızlığını tehdit eden bir düzeye çekilmiştir.

8 Mart Dünya Emekçi Kadınlar Günü vesilesiyle, Kadını kamusal alandan koparacak, kimlik, beden ve cinsiyetine yöneltilen her türlü uygulama, eylem ve hareketleri bir kez daha kınıyoruz.

Erkek egemen kapitalist üretim ilişkilerinin karşısında olan Basın Emekçileri Sendikası,  toplumsal cinsiyet eşitliği konusunda üstüne düşeni yapmaya hazırdır.

Ayrıca, bu günün öneminden yola çıkarak, toplumsal dönüşümde öncü rol oynaması gerektiğine inandığımız   basın – yayın kuruluşlarına da, yaygın olarak kullanılan cinsiyetçi söylemlerin ve beden despotizminin doğuracağı ağır sonuçları hatırlatır, haber ve yayınlarda, toplumsal cinsiyet eşitliği konusunda gereken dikkati göstereceklerine  olan inancımızı  bir kez daha yineleriz.

Kıbrıs Türk halkı olarak, varoluş mücadelesi verdiğimiz bugünlerde eşitsizliğe, sömürüye, ayrımcılığa, yoksulluğa ve şiddete karşı başkaldırının, kadınların özgürlük mücadelesinden geçtiği bilinci ile,  Basın Emekçileri Sendikası olarak tüm emekçi kadınları selamlarız…