Kadının adı yok, ne savaşında ne barışında ada’m… YKPfem

139

Askerin seni koruduğunu mu düşünüyorsun? Peki kabahatsizsen eğer nerden korunmaya ihtiyacın olsun?

Savaşlar kimin için, ne için farkında mısın?

Dur, düşün ve karar ver. Hangi petrol kuyusu, hangi siyasi çıkar değer normalize edilen bu suça? Neden zorunlu olsun askerlik mesela, eğer halkın seçimi savaşmaksa?

Savaşın kazanılabilecek bir oyun olduğunu mu sanıyorsun?  Sana kabahatlerin en kötüsü diye öğretilen ‘öldürmek’i nasıl olur da meşrulaştırıyorsun, sırf öldür deyen onlar diye?

Ölenlerin ezici çoğunluğunun siviller olduğu bu düzende, sen pohpohlarken davulla törenle öldürmeye giden adamları, unutuyorsun yine kadının sadece bir eşten ya da bir anneden ibaret olmadığını…Kadın savaşın kenarında değil, tam kalbindedir oysa. Geçmişini unutmayan sen, savaş taktiği olarak tecavüze uğrayan kadınları nasıl hatırlamazsın? Ülkenin ve evin bütün yükünü sırtında taşımak zorunda kalanların elleri değil sözü geçen, silah tutan eller. Kahramanlık ölmekten ve öldürmekten geçer çünkü, yaşamaktan ve yaşatmaktan değil…onlara göre.

Tamam dedik ne güzel, ateşkes oldu. Ateşi kesersin belki, ama barış gelmez arkasına koşa koşa. Barışı kim yapar? Savaşı yapanlar barıştan ne anlar? diye bir bakmak lazım niyetlenirsek anlamaya olan biteni. Kırk yıldır süren sürec-i barışta hangi kadın, kaç kadın var? Barışın ‘kadınca’ bir iş olduğundan değil  aman ha sakın o tarafa çekme lafı, ama tek bir kadın barındıramaycak kadar da ‘adamca’ olmasa gerek, ne dersin? ‘İnsanca’ bir barışın inşaasından neden toplumun yarısı men edilsin?

Şikayet etmek yetmiyor, ezberlenmiş sloganlarla çözüm gelmiyor.

‘Barış’, ağzına onu alanlardan daha fazlasını bekliyor, ki olabilsin…