Kadın Ve Vicdani Ret Üzerine – Hilal Demir

167

Son zamanlarda Türkiye’deki antimilitaristler tarafından tekrar tartışılmaya başlanan kadınların vicdani ret kavramıyla ilişkileri, duruşları, niye açıklama yaptıkları üzerine yazmak istiyorum.

Vicdani red kavramı dar anlamıyla zorunlu askerliği red olarak tanımlanır ve bir sivil itaatsizlik eylemidir. Zorunlu askerliğin hala uygulamada olduğu ülkelerde çoğunlukla bu hizmet erkeklere yöneliktir. Kadınların zorunlu askerliğe tabii olduğu ülkeler de vardır lakin sayıca azdır. Türkiye’de ise kadınlar zorunlu askerliğe tabii olmadıkları halde vicdani retlerini açıklamaktadırlar.

Vicdani reddin bir sivil itaatsizlik eylemi olması unsurundan dolayı ret deklerasyonların sonucunda – Türkiye örneğinde olduğu gibi – zorunlu askerlik yükümlülüğü bulunan vicdani retçi erkekler hayatlarının huzurla devamına dair ciddi bir risk almış olurlar. Nitekim Türkiye Cumhuriyeti Devleti, Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi’nin Osman Murat Ülke davasında verdiği vicdani ret konusunda yasal bir düzenlemeye gidilmesi kararını hala hayata geçirmemiş olmasından dolayı da süren durum erkek retçilerin açıklamalarından sonra askere çağrıldıklarında ve gitmediklerinde kaçak pozisyonuna düşürülmeleridir. Bu durum hayatlarının sonuna kadar belirsiz bir şekilde sürer, seyahat etme özgürlüğünden mahrum kalırlar, yasal herhangi bir bürokratik prosedür işlemlerini yapamaz hale gelirler, mahkemenin tabiriyle sivil bir ölüm yaşarlar. Gerek insan kaynağı gerek maddi kaynak bakımından cezaevi süreci yaşayan vicdani retçilerle dayanışma gösterilmeye çalışılır.

Türkiye’de vicdani redde ilişkin resim böyleyken kadın açıklamaları bu resmin neresinde oturuyor biraz bakmaya çalışacağım.

İlk kadın açıklaması (İnci Ağlagül) geldiğinde zorunlu askerliğe maruz değilken hepimiz bu ne demek oluyor şimdi olmuştuk. Sonra oturduk, tartıştık ve evet biz vicdani red hareketindeki kadınlar olarak farkettik ki harekette kaymaya başlayan bir çizgi vardı ve bunu sezinliyorduk. Kadınlar olarak yaptığımız açıklamalarla; hareket içinde çalışan kadınların sadece bir destekçi olmadıkları, vicdani reddin bir militarizm eleştrisi olduğu ve bunun feminist bir algıdan bağımsız yapılamayacağına dair bir anlayışı geliştireceğini, getireceğini umuyorduk çünkü hareket gittikçe erkek egemen olmaya başlamış ve dahası bir kahramanlaştırma eğilimi yavaş yavaş kendini göstermişti. Prof. Cynthia Enloe Türkiye’deki kadın vicdani retçiler üzerine yazdığı bir yazısında bunu güzel açıklamış:

”…Bu riski alan erkeklerin hareketin kahramanları olarak görülme ihtimali yüksek. Herhangi bir devlet politikasının yanlışlarını veya adaletsizliğini düzeltmede en büyük çıkarı olanların o politikaya meydan okuyan bir hareketin doğal lideri olarak görülmesi çok da şaşırtıcı değil.

Ama zorunlu askerlik hizmetinin meşrulaştırılmasının kökeninde yatan kaynak olan militarizm de erkekliğe ayrıcalık tanıyor ve toplumun patriyarkal düzenini normal ve doğruymuş gibi gösteriyor. Bu yüzden, erkekliğe ayrıcalık tanımayı ve patriyarkayı normalleştirmeyi mümkün kılan herhangi bir vicdani red hareketindeki aktivistler, militarizmin kültürel dayanaklarına meydan okumak şöyle dursun, onları pekiştirme riskiyle karşı karşıyalar.

Türkiye’deki vicdani red hareketinde destekleyici olarak etkin olmuş olan bir grup feminist kadın, vicdani reddi erkekliğe ayrıcalık veren biçiminden nasıl ayırabileceklerini araştırmaya başlamışlar ve devletin zorunlu askerlik hizmetine tabi olmayan bir kadının kişisel olarak kendini bir vicdani redci olarak tanımlamasına izin veren bir red deklarasyonu oluşturmuşlar. Devlet askerlik yapmaya çağırmadığı halde kendisinin bir vicdani redci olduğunu beyan etmek siyasi bir yeniliktir.”

Enloe’nun “siyasi yenilik” olarak tanımladığı kadın açıklamaları gerçekten bir vicdani red eylemi midir, hareketi zayıflatır mı, stratejik midir gibi birçok soru üzerine tartışmaya yol açtı ve bu tartışmalar son zamanlarda yapılan yeni bir toplu kadın açıklamaları çağrısı nedeniyle yeniden alevlendi. Sırf bu tartışmalara yol açması bakımından bile ilk kadın açıklamalarının amacına ulaştığını varsayabilirim çünkü bu tartışmalar sayesinde kadın aktivistlerin hareketteki duruşları, ihtiyaçları, sözleri görünür hale gelmiştir. Peki hareketin geleceği bakımından harekete ne katmış ne azaltmıştır kadın açıklamaları? İstediği feminist çerçeveyi sağlayabilmiştir?

Kadın açıklamalarının en önemli ve tartışılmaz katkısı, vicdani red eyleminin sırf bir askerlik kurumunu reddediş olarak algılamaktan çıkartıp, asıl konunun militarizm eleştrisi olduğunu öne çıkarmasıdır. Zorunlu askerlik eğitimi militarizmin pratik olarak vücut bulduğu yerdir lakin militarizm, bu kurumdan çok daha öte, sosyal ilişkilerimize kadar belirlenmiş ve askerlik kurumundaki eğitimle pekiştirilmiş bir seksist sistemdir. Vicdani reddini açıklayanlar erkeklerse bu nedenlerden dolayı bu kurumun vereceği eğitimi almayı reddederler, Türkiye’deki açıklama yapan kadınlar ise bu kurumun dayattığı seksist sistemi ve ilişkiler biçimini reddeder. Her ikisinin açıklamalarında da aynı derecede suç unsuru bulunduran öğeler vardır çünkü bir sistem eleştirsi yapılmaktadır ve bu sistemle işbirliği yapılmayacağı beyan edilir. Nitekim erkekler bu sözleriyle dar anlamda askerlik kurumunu kastederken kadınlarsa açıklamalarıyla konuyu geniş perspektiften kaçırmamayı sağlar.

Peki devlet beni askere çağırmadığı halde yani yasal bir zorlama yokken durup dururken bunu niye yapıyorum diye sorduğumuzda aklıma şu soru geliyor: Bu devletin ve sistemin eleştirisini yapmak için yasal bir zorlamayı beklemek gerekli midir? Gerekli diyen bir merci var mıdır?

Kadın açıklamaları, vicdani ret kavramını zayıflattığı yönünde eleştiriler almıştı. Çünkü başka araçlar kullanabilirdi ama niye vicdani red kavramını seçti? Bu zayıflatmanın neden kaynaklandığını düşündüğümde yine aynı noktaya takıldım: sivil itaatslizlik eylemi olarak dayatılan yasalara karşı gelmekti vicdani red ve bu böyleyse ve bir kadına bir yasal dayatma olmaması söz söyleyemeyeceği anlamına mı geliyor ve bu da bir eril sistemin sonucu değil midir? Yani askerlik, erkekliğin yüceltildiği bir yerdir ve kadınları buraya katılmaya zorlamaz çünkü orada erkekliği yüceltmek için kadına ihtiyaç yoktur bu durumda bu kuruma laf söylemesi gereken bence ilk kişiler kadınlar olmalıdır, yasal dayatım olsun olmasın… Böylece vicdani red mücadelesine de kavramın kendisini kullanarak ciddi bir katkı sağlamış oluyor. Ve sanırım militarizmin toplumsal cinsiyet eleştrisi ilk defa bu kadar açık olarak ortaya konuyor…

Türk vicdani red hareketi Türkiye’deki alternetif hareketler içinde varlığını uzun süre sürdüren nadir hareketlerden biridir, bunun en önemli sebebini ise vicdani retçilerin cezaevi süreçlerinde minumum bir örgütlü dayanışmayı göstermemizin zorunlu olması olarak yorumluyorum. Lakin bir hareket olma hali uzun zamandır unsurlarından yoksun bir şekilde sürüyor, yine de farklı çevrelerin vicdani reddi tartışması, toplu açıklamalar, medyanın konuyu artık sansürlememesi harekete son zamanlarda bir ivme kazandırdı. Bu ivme canlıyken yapılabilecek bir toplu kadın açıklamaları etkinliği vicdani reddin militarizm eleştrisini öne çıkarabilir mi ve bunun için doğru zaman mı gibi hareket açısından stratejik önem taşıyan tartışmaları yapabileceğimiz bir gövde bulunmamasından dolayı biraz atılan adımlar dene-yanıl gibi bir yöntemle ilerliyor. Lakin görebildiğim kadarıyla kadın açıklamaları her zaman militarizm eleştrisine dair bizleri uyanık tutmaktadırlar ve konunun salt bir askerlikten kaçış olmadığını vurgulamaktadırlar.

* Bu yazı Aşitî/Barış gazetesinin ikinci sayısında (Aralık 2010) yayınlanmıştır.