“Israr etmek cinayet ve insanlık suçudur”

136

Kıbrıs Türk Tabipleri Birliği ile Kıbrıs Çevre Platformu, Yedikonuk bölgesine yapılması gündemde olan petrol dolum tesisinde ısrar etmenin “cinayet ve insanlık suçu” olacağını belirterek, halk sağlığı, ülke ekonomisi, turizm, tarım gibi birçok yönden tehlikeli sonuçlara yol açacak tesise izin verilmemesini istedi.

Tabipler Birliği ve Kıbrıs Çevre Platformu, “İlgilileri bu hatadan geri dönmeye davet ediyoruz” dedi. Birlik ve platform yetkilileri 13 Ocak, Cuma günü sabah Kıbrıs Türk Tabipleri Birliği Lokali’nde düzenledikleri basın toplantısında, Lefke ve Mağusa’dan sonra Yedikonuk bölgesine yapılmak istenen “Açık Denizde Petrol Satışı, Petrol Dolum Terminali Yatırım Projesi”yle ilgili değerlendirmeler yaptı. Tabipler Birliği Asbaşkanı Dt. Teksen Köroğlu, görüşlerini Çevre Koruma Dairesi’ne de ilettiklerini belirterek, geçen yıl İsrail’de benzer bir tesiste meydana gelen kazadan sonra İsrail Sanayi Bakanı’nın, “Bu tesis bir nükleer bombadır” dediğini kaydederek, şimdi böyle bir tesisin Kuzey Kıbrıs’ta kurulmak istenmesini eleştirdi.

Yatırım Geliştirme Ajansı üzerinden gelen yabancı firmanın yapmak istediği tesise, fayda-maliyet analizi yapılarak topluma ve ülkeye katkısı belirlenerek, karar verilmesi gerektiğini vurgulayan Köroğlu, kendilerinin tesisin ülkede halk sağlığına, doğaya ve öncelikli sektörlere vereceği zararların çok büyük olacağına, ülkenin kaybedeceğine inanarak projeye karşı çıktıklarını açıkladı.

Teksen Köroğlu, tesisle ilgili çevre etki değerlendirme (ÇED) raporu hazırlayan ekipte turizm, tarım, deniz bilimleri, petrol ve halk sağlığı uzmanları ile ekonomist yer almadığını kaydederek, “Çok süratli ÇED raporu hazırlanmak istenmesi de ayrıca şüpheleri üzerine çekmektedir. Hukukçularımızdan aldığımız bilgilere göre yapılmak istenen proje, KKTC yasalarına, Anayasa’ya ve ülkede uygulanan Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi’ne aykırıdır. Bu projenin gerçekleşmesine izin veren kamu görevlileri bireysel sorumluluk altında kalacaktır” diye konuştu.

Doğru yatırımlara karşı olmadıklarını ve her türlü bilimsel katkıyı vermeye hazır olduklarını ifade eden Köroğlu, fazla istihdam ve vergi geliri yaratmayacak bu projenin katbekat fazlasının doğa harikası sahillerde turizmle elde edilmesinin mümkün olduğunu dile getirdi.

 

Köroğlu: “Cinayet ve insanlık suçu”

Tabipler Birliği Asbaşkanı Dt. Teksen Köroğlu, olumlu projeler üzerinde durmayıp halka ve doğaya ölüm getirecek bir proje üzerinde ısrar etmenin cinayet ve insanlık suçu olduğunu ifade ederek, böylesi bir tesisin yaratabileceği zararları 21 maddede sıraladı.

 

Sahir: “Hiçbir yerde olmayacak bir yatırım”

Çevre Platformu adına konuşan Yeşil Barış Hareketi Başkanı Doğan Sahir de, çevre sorunları karşısında insanların artık daha bilinçli olduğunu, bu olayda da örgütlerden önce halktan tepki geldiğini söyledi. Sahir, “Bu yatırım, ülkemizin hiçbir noktasında olmayacak bir yatırımdır. İlgilileri bu hatadan geri dönmeye davet ediyoruz” diye konuştu. ÇED raporundaki dili pek uygun bulmadıklarını, değerlendirmeleri de yetersiz bulduklarını kaydeden Doğan Sahir, komisyonda çevre mühendisi olmamasını eleştirdi.

Sahir, ÇED raporunu değerlendirmekle görevli komisyonun da Türkiye’de ağır sanayi alanında kurulmuş bir tesisi incelemeye gittiğini, bunun KKTC’de kurulacak tesisle karşılaştırılmasının doğru olmayacağını söyledi.

 

Hüdaoğlu’ndan Sezen’e istifa çağrısı

Tabipler Birliği Başkanı Dr. Suphi Hüdaoğlu ise, Büyükkonuk Belediye Başkanı’nın petrol dolum tesisine destek vermesini kınadı. “Eko turizmle değer yaratmış bir belediyenin başkanının birdenbire ne oldu da bu tesise evet deme noktasına geldiğini merak ettiklerini” ifade eden Hüdaoğlu, belediye başkanı Sezai Sezen’i istifaya çağırdı, istifa etmezse de ilk seçimde “alaşağı edileceğini” savundu. Benzinin uçucu madde olduğunu ve benzene dönüştüğünü, bunun da kanserojen bir madde olduğunu anlatan Hüdaoğlu, bu çağda hala bunu bilmeyen belediye başkanları ve bakanlar olduğunu belirtti.

Hüdaoğlu, petrol dolum tesisiyle ilgili ÇED raporunu veren komisyondaki kişilerin de mesleki yetersizlikleri olduğu görüşünü savunarak, bu konuda ilgili odalara dilekçe vereceğini söyledi. “Böyle bir tesisi isteyen belediye başkanı oturup düşünsün, ya istifa etsin ya da evetinden vazgeçsin” diyen Suphi Hüdaoğlu, üyeleri olan Sağlık Bakanı’nı da bu tesise onay verirse birliğin onur kuruluna vereceklerini bildirdi.

 

“Gerekirse AİHM’ye kadar…”

Hüdaoğlu, petrol dolum tesisi konusunda bölge halkının her zaman kendilerini arayabileceğini de belirtti ve “Gerekirse AİHM’ye kadar gideceğiz” dedi. Sadece yüzde 10’u yerli, yüzde 90’ı yabancı sermayeli bir şirketin böyle bir tesis yapmak istediğini kaydeden Suphi Hüdaoğlu, yöneticilerin bu gibi şirketlere mi, yoksa halka mı hizmet için seçildiğini sordu.

 

Açıklama

Basın toplantısında okunan açıklama şöyle:

Ülkemizde yapılması istenilen “Açık Denizde Petrol satışı, Petrol Dolum Terminali” yatırım projesi YAGA üzerinden ülkemize gelen yabancı bir firma olup, bu faliyeti için ülkemizde bir yer aramaktadır.

Önce Lefke Gemikonağı, sonra Mağusa, şimdi de Yedikonuk bölgesinde yapılmak istenen bu proje tüm dünyada bilimsel ve detaylı fayda-maliyet analizi yapılarak topluma ve ülkeye katkısının belirlenerek yapılıp yapılmamasına karar verilmesi gerekmektedir.

Çevre eğitimi ve yönetimi bilim adamlarının görüşleri, Çevre Halk Sağlığı Uzmanlarının, Ekonomist, hukukçu ve ilgili çeşitli bilimsel araştırmalar neticesinde bu projenin olumlu ve olumsuz yönleri detaylı olarak incelenmiş olup, bu değerlendirmeler sonucunda maliyetinin ülkemize halk sağlığına, doğamıza ve ülkemizin öncelikli sektörlarine vereceği zararın çok büyük olacağından, ülkemizin kaybedeceğine inanarak bu projeye karşı çıkmış bulunuyoruz.

Ülkemizde, ne yazık ki sadece bir formaliteden ibaret olan ÇED raporları ( Çevre Etki Değerlendirme) herhangi bir meslek sahibi teknik üç kişiden oluşan bir grup tarafından yapılmaktadır. Siparişe göre hazırlanan bu raporların, bu nedenle yeterli bilgi içermesi ve yönlendirici olması yetersizdir. Lefke Gemikonağı Petrol Dolum Terminali için hazırlanan ÇED raporu buna örnektir. Şimdide Yedikonuk’da düşünülen Petrol Dolum Terminali için ÇED raporu hazırlayan ekipte ne bir turizm uzmanı, ne bir tarım uzmanı, ne bir ekonomist, ne bir deniz bilimleri uzmanı, biyolog, petrol uzmanı, ne bir çevre halk sağlığı uzmanı bulunmamaktadır. Önceki ÇED raporunda projenin KKTC ‘ye yararlarından söz edilmekte olası olumsuzluklar neticesinde KKTC’ye vereceği zararlardan ve bu zararların nasıl telafi edileceğinden hiç bahsedilmemektedir.

Çok süratli ÇED raporu hazırlanmak istenmesi de ayrıca şüpheleri üzerine çekmektedir.

Hukukçularımızdan aldığımız bilgilere göre, yapılmak istenen proje KKTC Yasalarına, KKTC Anayasasına ve ülkemizde uygulanmakta olan Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesine aykırıdır. Bu projenin gerçekleşmesine izin veren kamu görevlileri bireysel sorumluluk altında kalacaklardır. Bu felaketi önlemek için daha detaylı yasal görüş bildirmek istiyoruz. Bunun için makul bir zamana ihtiyacımız vardır.

Bu nedenle bütün uzmanların oluşturacağı bir Çevresel Etki Değerlendirme Raporunu, fayda maliyet analizleri yapılarak ayrıntılı bir şekilde görmek istiyoruz. Bizler Kıbrıs Türk Tabipleri Birliği olarak, ülkemizde yapılacak doğru yatırımlara hiç bir zaman karşı olmadığımızı hatta bu doğru yatırımlar için elimizden gelen bilimsel her türlü katkıyı vermeye hazır olduğumuzun bilinmesini istiyoruz. Fazla istihdam ve vergi geliri yaratmayacak bu projenin kat be kat fazlasını turizmle elde etmemiz bu doğa harikası sahillerde mümkün dür. Halkın sağlığına ve ekonomiye katkı sağlayan ülke güzelliklerini azaltmayıp artıran birçok proje uygulanabilir. Bu olumlu projeler üzerinde durmayıp halka ve doğaya ölüm getirecek bir proje üzerinde ısrar etmek bir cinayet ve insanlık suçudur. Oluşturulan raporda KKTC’ye faydalarını göz önünde tuttuğunuz için bizlerin de KKTC için oluşacak oluşabilecek zararları başlıklar altında görüşlerinize sunarak uyarıyoruz.

1- Ülkenin fiziki plan ve kalkınma planı yapılarak bu yatırımın durumu ortaya konmalıdır. Aksi durumda geriye dönüş olmayacaktır.

2- Açık denizde akaryakıt kaçakçılığına davetiye çıkarılacak, ülkemizde açık deniz denetim sisteminin yeterli olmaması bu konudaki kaçakçılıkta ülkemizin isminin zedelenmesine yol açacaktır. Türkiye tüm jandarma gücüne ve deniz denetim sistemlerine rağmen bu kaçakçılıkla başa çıkamamaktadır. TBMM her tür akaryakıt kaçakçılığı konusunda oluşturulan meclis komisyonunun hazırladığı raporun çok önemli olduğunu ve incelenmesini öneriyoruz.

3- Fazla istihdam ve vergi geliri yaratmayacaktır. Teknolojik bir yatırım olacağından insan kaynağı az kullanılacak bu teknik personel dışardan getirtilecektir. Yatırım teşvik belgesi de alacağından uzun yıllar vergi ödemeyecektir.

4- İnşaat nedeni ile yapılacak deniz dibi kazıları binlerce kamyon dolgu taşına, ihtiyaç olması korkunç bir doğa tahribatı yaratacak ve kıyı ekolojisi bozulacaktır. Bunu sağlamak için bölgeye yeni bir taş ocağı mı açılacak?

5- Tesis sadece görüntüsü ile önemli bir görüntü kirliliği yaratacaktır.

6- Kıyı bio çeşitliliği ortadan kalkacaktır.

7- Deniz ürünlerinde petrol kalıntılarına bağlı toksik birikimler olacaktır.

8- Bölgede akifer olmaması gerekirken bu bölgede su akiferi olması nedeniyle yeraltı sularında petrol ve petrol ürünü kirliliği oluşacaktır.

9- Önemli boyutta bölgesel toprak kirliliği oluşacaktır. Ucan ve sızan petrol bu toprağı kirletecektir. Bölgenin eko turizm bölgesi olması da tam bir çelişkidir.

10- Bölgenin doğal ve kültürel mirası da olumsuz etkilenecek bu bölgede yuvalanan Akdeniz fokları , caretta carettalar gelemeyeceklerdir.

11- Terminal yapılacak yerin rüzgara açık olmaması gerekirken bu bölgede batı ve kuzey rüzgarları vardır. Rüzgar da bu sızıntılara neden olabilecek kaynaklar arasındadır. Bu aktarımlar sırasında kaçaklar olacak sızıntılara bağlı bölgesel kirlilik kıyı şeridinde yayılacağından kıyılarda petrol kirliliği artacaktır.

12- Özellikle uçucu hidrokarbonlar olmak üzere bölgede hava kirliliği artacaktır.

13- Herhangi bir nedenle oluşabilecek ani petrol sızıntı kazaları, deniz ve karada çevresel ve sağlık afetine dönüşecektir.

14- Dolum öncesi ve sonrası oluşabilecek tanker kazası uluslararası çevre afeti boyutu kazanabilecek en büyük zararı ülkemiz görecektir.

15- Az miktardaki sızıntı ise sürekli kirlilik etkisi oluşturacak ancak afet boyutuna ulaştığında farkına varılabileceğinden önemli halk sağlığı sorunlarına yol açacaktır (kanser, karaciğer, akciğer, böbrek sorunları vb.)

16- Artan gemi trafiği başta sintine kirliliği olmak üzere gemi atık su kirliliğini artıracaktır.

17- Herhangi bir nedenle tanker temizliği yapılması çok geç farkına varılabilecek kirliliklere yol açabilecektir.

18- Gemilerle özellikle sintine suyu ile yabancı tehlikeli türler yayılacaktır. Bunların dünyadaki bazı örnekleri şunlardır:

-Eurasian zebra mussel (Dreissena polymorpha)

-The American comb jelly (Mnemiopsis leidyi) in

-The Japanese brown kelp (Undaria pinnatifida)

-Vibrio cholerae

19- Gemilerin su kesiminde çürümeyi önlemeye yönelik boyalar, tehlikeli canlıkıranlar içerir kıyı bölgeleri bunlarla kirlenecektir.

20- Yangın riski çok yüksektir. Riskin gerçekleşmesi halinde toplumun büyük çoğunluğunu etkileyecek hava kirliliği riski yaratacak çevre daha da mahvolacaktır. Basit bir yangından tüm Girne Dağları’nın nasıl yandığını unutmadık herhalde.

21- Ülkemizin öncelikli sektörü turizm zedelenecek. Diğer öncelikli sektörlerden olan tarım da bu kirlilikten nasibini alıp olumsuz etkilenecektir.

Sonuçta halk sağlığı ülke ekonomisi turizm tarım ve bunun gibi birçok yönden ülkemiz açısından tehlikeli sonuçlara yol açacaktır. Bölgede yaşanacak bu kirliliğin faturasını diğer sektörlerimiz çekecek ve ülke kaybedecektir. CMC ‘de yaşananları yeniden hatırlamalıyız. Halen toplum olarak bunun faturasını ödüyoruz.

Biz Kıbrıs Türk Tabipleri Birliği olarak bu görüşlerimizi Çevre Dairesine de ulaştırmış olup, halkımızın görüşüne ve bilgisine de sunulması gerektiğine inanarak bu basın açıklamasını yapmış bulunuyoruz. Ve değerli Ekonomistimiz Ünal Akifler’in bu konudaki görüşünü içeren bir sözü ile açıklamamızı noktalayalım. “konuşulması bile değmez. Yollatın gitsin.”

 

Rixoh ortak girişim grubunun Kıbrıs’ın kuzeyinde sıvı yük yükleme ve boşaltma terminali projesi ile ilgili Çevresel Etki Değerlendirme (ÇED) Raporu konusunda Mütevelli Heyeti ve Yönetim Kurulu Başkanı Kenan Atakol imzalı 10 Ocak 2012 tarihli Çevre Koruma Vakfı’nın (ÇEKOVA) görüşleri:

Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyeti (KKTC) küçük bir ülkedir. Toplam yüzölçümü 3355 km², sahil şeridinin uzunluğu ise, 396 km’dir. KKTC coğrafi konumu, doğal güzellikleri, yumuşak iklimi, florası, faunası, güneşi ve denizi ile büyük bir zenginliğe sahip bir ülkedir. Bu zenginlik ancak KKTC’nin güzellikleri korunduğu ölçüde geçerli olacaktır.

Halen, Birleşmiş Milletlere (BM) üye 192 ülke bulunmaktadır. KKTC’nin Türkiye dışında herhangi bir ülke tarafından tanınmayışlığının yarattığı sıkıntıların bilincindeyiz. Bir felaket durumunda, yabancı bir ülke vatandaşının yarattığı felaketin sonuçlarına katlanmasını beklemek büyük safdillik olur. Böyle bir felaketin acısını CMC adlı yabancı bir şirket bizlere, özellikle de Lefke bölgesindeki insanlarımıza yaşatmış ve yaşatmaya devam etmektedir. 1974 Barış Harekatı sonrasında, CMC sahipleri, Lefke bölgesine pisliklerini ve zehirlerini bırakarak apar topar Ülkemizi terk etmişlerdir. Aradan 37 yıl geçmiştir. KKTC’nin kendileri ile temas kurma çabalarını yanıtsız bırakmışlardır. Hukuki açıdan KKTC hiçbir şey yapamamıştır. Rixoh şirketiyle benzer bir durumla karşı karşıya kalmayacağımızı hiç kimse garanti edemez.

KKTC bir turizm ve bir eğitim ülkesidir. Bu iki sektör, lokomotif sektör olarak KKTC’nin geleceğini şekillendirebilir. KKTC ancak böyle projelerle kalkınabilir. Rixoh projesi ve benzeri projeler, KKTC’nin geleceğini dinamitleyen projelerdir. KKTC’nin büyüklüğü, alt yapısı ve mevzuatı böylesine projeler için müsait değildir. Gelişmiş, çağdaş ülkelerdeki bu konudaki mevzuatın bizde alfabesi bile yoktur. Bir sorun çıkması durumunda derdimizi kimseye anlatma olanağımız olmayacaktır.

ÇED raporunda, “Rixoh Ortak Girişim Grubunun gerçekleştireceği yatırımlarla 1.200.000 m³ kapasitede sıvı yük depolama sahaları (tank çiftlikleri) oluşturulacaktır. Buradan yıllık 10.000.000 (on milyon) m³ sıvı yükün geçmesi öngörülmektedir” denmektedir. Yani, her 10 yılda bu tank çiftliklerinden, 100.000.000 (yüz milyon) m³, başka bir deyimle 100.000.000 (yüz milyon ) ton sıvı yük geçecektir. Bir kaza, KKTC’nin bütün kuzey sahil şeridini yaşanmaz hale getirecektir.

Yine ÇED raporunda kullanılacak gemilerin 250.000 (iki yüz elli bin)m³’e kadar çıkan kargo kapasiteleri olacaktır denmektedir. 250.000 m³ ham petrolün bir kaza sonucu KKTC’ye vereceği tahribatı düşünmek bile istemiyoruz.

ÇED raporunun 20. Sayfasından bir örnek: Rapora göre, tesiste yapılması planlanan ürün tankları toplam 36 adet olacakmış. Kapasite ve ebat olarak tankların en büyüğü mazot tankları olacaktır. 10 adet mazot tanklarının her birinin hacmi 50.000 (elli bin ) m³, ebatları da 30m çapında ve 17 m yüksekliğinde olacaktır. Yani mazot tanklarının yüksekliği 7 katlı bir binanın yüksekliğine eşit yükseklikte olacaktır. Mazot tanklarının bir küçüğü ise benzin tankları olacaktır. 17 adet benzin tanklarının her birinin hacmi 35.000 (otuz beş bin) m³, ebatları ise 25m çapında ve 15.2 m yüksekliğinde olacaktır. Benzin tanklarının da yüksekliği 6 katlı bir binanın yüksekliğine eşit olacaktır. Geriye kalan 6 adet katran tankının 5.000 (beş bin) m³ hacmi, 15 m çapı ve 7 m yüksekliği olacaktır. Bu tankların yüksekliği de 3 katlı binaların yüksekliğinde olacaktır. 3 adet gaz tankının ise 3.500 (üç bin beş yüz) m³ hacmi, 15 m çapı ve 5m yüksekliği olacaktır. Bunlar da iki katlı binalara eşit yükseklikte olacaktır. Raporda, depolanması öngörülen bütün bu akaryakıt ürünlerinin parlayıcı ve patlayıcı madde olduğu belirtilmektedir.  Ülkemizi bir yıkıma götürecek böyle bir projeyi yetkili makamların gündeme bile almasını hayretler içerisinde izlemekteyiz.

Büyükkonuk ve Yedikonuk gibi Karpaz bölgesinin eko turizm’e ayrılmış bu en bakir ve en güzel, el değmemiş bölgesine önerilen bu tehlikeli proje, telafisi mümkün olamayan zararlara neden olacaktır. Bu tesislerde olası bir kaza sonucunun tahribatlarını ölçmek mümkün bile olmayacaktır.

Depolardaki akaryakıt’a ilaveten ayni anda dört adet 300.000 (üç yüz bin) m³ lük gemi, dolum veya boşaltım yapabilecektir. Basit bir hesaplama ile görülecektir ki, deniz dışındaki tanklarda 1.135.500 (bir milyon yüz otuz beş bin beş yüz) m³, dolum ve boşaltım yapan 300.000 (üç yüz bin) m³ kapasiteli 4 adet gemide toplam 1.200.000 (bir milyon iki yüz bin) m³ ve genel toplamda 2.335.500 (iki milyon üç yüz otuz beş bin beş yüz) m³ akaryakıt, ayni anda işlem görecektir. Bu devasa miktarda akaryakıtın ayni yerde işlem görmesi, korkunç tehlikeleri de beraberinde getirecektir.

ÇED raporunda liman inşası için “ Toplam 250.000 (iki yüz elli bin) m³ kaya beton dolgu yapılacaktır ” denmektedir. Raporda ayrıca burada kullanılacak olan kayaların Beşparmak Dağlarından alınacağı ve beton için kullanılacak olan kum ve çakıl’ın da Beşparmak taş ocaklarından tedarik edileceği belirtilmektedir.

250.000 (iki yüz elli bin) m³ kaya, Beşparmak Dağları oyularak alınacaktır. Zaten dönüşü olmayan bir tahribata uğramış Beşparmak Dağları bundan böyle varlığını tamamen yitirmiş olacaktır. Bir kamyon’un taşıma kapasitesini 5 ton olarak düşünürsek, bu, 50.000 (elli bin) kamyonluk kaya anlamına geliyor. Bu da Beşparmak Dağlarına yapılacak tahribatın boyutlarını göstermektedir.

KKTC’nin deprem riski altında bir ülke olması, böylesine riskli tehlikeli ve büyük zararlara yol açabilecek projelerden kaçınılması gerektiğini açıkça ortaya koymaktadır.

Rapora göre, hafriyat çalışmalarında 113.045 (yüz on üç bin kırk beş) m³ toprak ortaya çıkacaktır. Yine rapora göre 7.000 (yedi bin) m³ hafriyat arazi düzenleme çalışmalarında kullanılacak, geriye kalan 106.000 (yüz alı bin) m³ toprak ise tamamı ile kıyı ve deniz arasında yeterli eğimin sağlanabilmesi için dolgu malzemesi olarak kullanılacaktır.

Bütün bu işlemler ülkemizin bakir güzelliklerinin nasıl yok olacağının açık göstergeleridir.

Raporun 68. Sayfasında “ yıllardır bölgede yapılan balıkçılığa söz konusu proje kapsamında yapılacak deniz dışı akaryakıt transferinden dolayı herhangi bir olumsuz etkisi olmayacaktır” denmektedir.

Böylesi devasa bir projeden denizin kirlenmemesi mümkün değildir. Bu bizim mantığımıza kesinlikle uymayan bir görüştür. Denizin kirletilmeyeceğini kimse garanti edemez.

ÇED raporunda, tesiste yılda bir ya da iki kez yapılacak olan her bir temizlikte ortalama 6.000 (altı bin) m³ tank dibi çamur oluşacağı söylenmektedir. Bu atıkların, tankların temizliği sırasında sızdırmaz ve paslanmaz tenekelere alınarak ve bir yıldan fazla depolanmamak kaydıyla, Çevre Koruma Dairesinden izinli bir bertaraf tesisinde bertaraf edileceği belirtilmektedir. Rapor ayrıca, KKTC’de böyle bir tesisin bulunamaması durumunda, tehlikeli atık niteliği taşıdığı ifade edilen söz konusu atıkların, yurt dışında bertaraf edileceğini belirtmektedir.

KKTC, en basit çevre sorunları ile başa çıkamazken, Teknecik Elektrik Santralinin bacasına bir filtre koyamazken, Ülkenin dört bir yanı çöplerle kaplanmışken, zararsız atıkları dahi bertaraf edemezken, senede 6.000 – 12.000 m³ tehlikeli atık üretecek olan bir projeye onay vermenin mantığını anlamak mümkün değildir.

Hiçbir maddi kazanç, olası bir kazanın çevreye yapacağı geri dönülmez tahribatın karşılığı olamaz.

Böylesine devasa bir proje büyük tehlikelere gebe bir projedir. Son Japonya depreminde olduğu gibi, beklenmedik büyüklükte bir deprem ve onun sonucu bir tsunami , veya denizde ve karada olası bir kaza, beraberinde de büyük felaketleri getirir. Tarih, böylesine kazalar sonucu milyonlarca ton akaryakıtın denizlere, nehirlere ve çevreye dökülüp dönüşü olmayan çevre kirliliğine neden olduğu kazalarla doludur. İşte bu kazalardan bazı örnekler:

  • 18 Mart 1967, Cornwall, İngiltere: Torrey Canyon adlı tanker Scilly adalarında karaya oturdu ve 38 milyon galon ham petrol Scilly adalarına aktı.
  • 15 Aralık 1976, Buzzards Körfezi, Massachussets, ABD: Argo Merchant adlı tanker Nantucket adasında karaya oturdu ve ikiye bölünerek, 7.7 milyon galon olan tüm fuel oil yükünü denize akıttı.
  • Nisan 1977, Kuzey Denizi: Ekofisk petrol alanında meydana gelen patlamada 81 milyon galon ham petrol çevreye sızdı.
  • 16 Mart 1978, Portsall, Fransa açıklarında: Ağır hasarlı Amoco Cadiz adlı super tankerden sızan 68 milyon galon ham petrol, Britanny sahiline, 160 km. boyunca, büyük çevresel zarar vermiştir.
  • 3 Haziran 1979, Meksika Körfezi: Deneme kuyusu Ixtoc 1’in patlaması sonucu, açık denize 140 milyon galon ham petrol akmıştır.
  • 19 Temmuz 1979, Tobago: Agean Captain ile çarpışan Atlantic Empress, 46 milyon galon ham petrolü denize akıtmıştır. 2 Ağustos’ta limana çekilirken de ilaveten Barbados adası açıklarında 41 milyon galon daha ham petrolü denize akıtmıştır.
  • 30 Mart 1980, Stavenger, Norveç: Kuzey denizindeki yüzen bir otelin çökmesi sonucunda 123 Petrol işçisi öldü.
  • 4 Şubat 1983, Basra Körfezi, İran: Nowruz platformundan, çevreye 80 milyon galon ham petrol aktı.
  • 6 Ağustos 1983, Capetown, Güney Afrika: Ateş alan Castillo de Bellver adlı İspanyol tankerinden sahile 78 milyon galon petrol aktı.
  • 6 Temmuz 1988, Kuzey Denizi, İskoçya açıkları: Oxidental Petroleums Piper Alpha kuyusundaki patlama ve yangın neticesinde 166 kişi ölmüştür.
  • 10 Kasım 1988, St John’s, Newfoundland, Kanada: Odessey adlı tanker 43 milyon galon petrol akıttı.
  • 24 Mart 1989, Prince William Sound, Alaska: Exxon Valdez adlı tanker deniz altındaki bir resif’e(reef) çarptı ve 10 milyon galonu aşkın ham petrolü suya boşalttı. Bu petrol felaketi, ABD’nin tarihindeki en büyük petrol felaketi olmuştur.
  • 19 Aralık 1989, Canary Adaları, Las Palmas açıkları: Kharg-5 adlı İran süper tankerindeki patlama sonucu,19 milyon ham petrol Las Palmas’ın 640 kilometre kuzeyinde, Atlas Okyanosu’na aktı. Bu akma sonucu denizde 100 mil karelik bir alan petrolle kaplandı.
  • 8 Haziran 1990, Texas (ABD), Galveston açıklarında: Mega Borg adlı tankerde meydana gelen bir patlama ve onu takiben pompa odasında çıkan yangın sonucu 5.1 milyon galon petrol aktı.
  • 23-27 Ocak 1991, Güney Kuveyt: Körfez savaşı sırasında, Irak, kasti olarak, Kuveyt’ten 16 km. uzaklıkta olan tankerlerden 240-460 milyon galon ham petrolü Basra Körfezine boşalttı.
  • 11 Nisan 1991, Genoa, İtalya: Haven adlı tanker Genoa Limanına 42 milyon galon petrol akıttı.
  • 28 Mayıs 1991, Angola: ABT Summer adlı tanker patlayarak Angola körfezine 15-78 milyon galon petrol sızdırdı.
  • 2 Mart 1992, Fergana vadisi, Özbekistan: Bir petrol kuyusunda meydana gelen sızıntıdan 88 milyon galon petrol çevreye sızdı.
  • 10 Ağustos 1993, Tampa körfezi, Florida, ABD: Bouchard B155 ve Ocean 255adlı mavnalar ile Balsa 37adlı yük gemisi çarpıştı. Bouchard mavnasından 336,000 galon fuel oil Tampa körfezine döküldü.
  • 8 Eylül 1994, Rusya: Petrol sızıntısını önlemek için inşa edilen barajın patlaması neticesinde 2 milyon varil petrol Kolva nehrinin bir koluna sızdı.
  • 15 Şubat 1996, Galler sahilinin açıklarında: Süper tanker Sea Empress, Milford Haven Wales limanında karaya oturdu. 70 bin ton ham petrol püskürterek deniz yüzeyinde 40 km. uzunluğunda yağ tabakası oluşturdu.
  • 12 Aralık 1999, Atlas Okyanusu, Fransa: Malta kayıtlı Erika tankeri ikiye bölündü ve Brittany sahilinde batarak 3 milyon galon ham petrolü denize akıttı.
  • 18 Ocak 2000, Rio de Janeiro açıklarında: Devlet’e ait Petrol Şirketi Petrobas’a ait boru hattındaki patlak, Guanabara körfezine 343,200 galon ham petrol püskürttü.
  • 28 Kasım 2000, Mississippi Nehri, New Orleans’ın Güneyi: Westchester adlı petrol tankeri arızalanarak Port Sulphur , Louisiana yakınlarında karaya oturdu. Sonuç: 567,000 galon ham petrol aşağı Mississippi nehrine aktı.
  • 13 Kasım 2002, İspanya: Prestige adlı tankerin gövdesinde meydana gelen çatlak nedeni ile batırıldı. Tankerdeki 20 milyon galon halen denizin dibinde duruyor.
  • 28 Temmuz 2003, Pakistan: Tazman Spirit adlı tanker Karaçi Limanı yakınlarında karaya oturarak iki parçaya ayrıldı. Dört petrol tankından biri patlayarak 28,000 ton ham petrolü denize akıttı.
  • 7 Aralık 2004, Unalaska, Aleutian Adaları, Alaska: Şiddetli bir fırtına, M/V Selendang Ayu adlı tankeri kayalıklara sürükledi ve ikiye böldü. İkiye bölünen tankerden, 337,000 galon petrol Makushin ve Skan Körfezi sahillerine aktı.
  • Ağustos-Eylül 2005, New Orleans Louisiana, ABD: Katrina Kasırgası nedeniyle çeşitli kaynaklardan, örneğin boru hatları, depolar ve sanayi işletmelerinden, 7 milyon galon petrol çevreye aktı.
  • 19 Haziran 2006, Calcasieu Nehri, Louisiana, ABD : Şiddetli bir yağmur fırtınası esnasında, 71,000 varil kullanılmaz petrol Calcasieu Nehri üzerindeki CITGO Rafineri’sindeki bir tanktan akıtılmıştır.
  • 15 Temmuz 2006, Beyrut, Lübnan: Jieh sahilindeki Elektrik Santralını bombalayan İsrail Donanması 3 ile 10 milyon galon petrolün denize sızmasına neden oldu ve bunun sonunda da 160 kilometrelik sahil şeridi kirletildi.
  • 11 Ağustos 2006, Guimaras Adası, Filipinler: 530,000 galon petrol taşıyan bir tanker Filipinlerin sahilinin açıklarında batması sonucu o Ülkenin balıkçılık ve turizm endüstrisini büyük riske koydu. Denizin derinliklerine batan tankeri oradan çekip kurtarmak mümkün görülmüyor. Tankerdeki petrol denizin dibinde sızmaya devam ediyor.
  • 7 Aralık 2007, Güney Kore: Hebei Spirit adlı tanker ile römorkörü mavnaya bağlayan çelik kablo, Güney Kore’nin batı sahillerinin yaklaşık 8 km açıklarında çarpıştı. Sonuç: 2.8 milyon galon ham petrol denize döküldü.
  • 25 Temmuz 2008, New Orleans, Louisiana, ABD: 419,000 galon ağır yakıt (heavy fuel) taşıyan18.3 metre boyunda bir mavna ile 180 metre boyunda bir tanker New Orleans’a yakın Mississippi nehri üzerinde çarpıştı. Yüzlerce, binlerce galon yakıt mavnadan nehre sızdı;, temizlik faaliyetleri devam ederken, hemen hemen tüm nehir trafiği durdu.
  • 11 Mart 2009, Queensland, Avustralya: Hamish Kasırgası esnasında, Container gemisi MV Pacific Adventurer’in taşıdığı kargo, güvenli bir şekilde bağlı olmaması nedeni ile çözüldü ve 52,000 galon ağır yakıt ve 620 ton amonyum nitrat (bir çeşit gübre) mercan (coral sea) denizine döküldü. 60 kilometrelik sahil şeridi petrolle kaplandı ve bölgenin plajlarının yarısı kapatıldı.
  • 24 Nisan 2010, Port Arthur, Texas, ABD: Yakıt tankeri Eagle Otome ve bir mavna, Sabine-Neches Suyolunda çarpıştı. Çarpışma sonucu 462,000 galon ham petrol suya bırakıldı.
  • 24 Nisan 2010, Meksika Körfezi: Deepwater Horizon adlı petrol kuyusundaki kaza sonucunda günde 60,000 varil petrol aylarca suya sızdı. 30 Nisan’da 200 km’lik sahil şeridini etkisi altına alan petrol Louisiana kıyılarına yetişmişti. Haziran ayının ilk günlerinde petrol, ABD’nin eyaletleri, Florida, Alabama ve Mississippi’ye ulaşmıştı. ABD’nin en büyük petrol sızıntısı büyük bir çevresel felakete neden olmuştur.

Yukarıda verdiğimiz örneklerden görüleceği gibi 1967’den 2010’a kadar, yani 43 yıl içerisinde 36 büyük kaza olmuştur. Nerdeyse, her yıl büyük çevresel felakete neden olan petrol kazaları olmuştur. Bu kazaların neden olduğu tahribat, yaralar ve ölümcül yıkım, yarım asırla bir asır gibi uzun yıllar devam edecektir. RIXOH projesi bu kazalardan muaf olamaz. Bir kaza, KKTC’nin turizmini, dolayısı ile, ekonomisini, sıfırlama noktasına getirecektir.

Kimse, biz her çeşit önlemi alıyoruz, dolayısı ile bizde olamaz, diyemez, iddia edemez ve garanti veremez.

Kendi ülkemizde 50 yıldır devam eden bir çevre sorununu örnek olarak verebiliriz. 1970’li ve 1980’li yıllarda kuzey sahillerimizde denize girmek bir cesaret meselesiydi. O yıllarda gemiler sintinelerini Ak Deniz’e boşaltıyorlardı. Denize yüzmek veya spor yapmak için girdiğinizde üstünüz, başınız, katranla kaplanmış bir şekilde dışarı çıkardınız.  Birleşmiş Milletlerin, gemilerin sintinelerini denizlere boşaltmayı yasaklaması neticesinde, katran olayı da ağır ağır ortadan kalkmaya başladı. Yasaklamadan bugüne yaklaşık 30 yıl geçmiştir. Denizde artık katran görmüyoruz; ancak kıyılarda, kayaların üzerinde hala irice katran parçaları, aradan 30 yıl geçmiş olmasına rağmen, görülmektedir. Bu çevre kirliliği rahatlıkla yarım asır daha, belki de daha fazla, devam edecektir.

KKTC küçük bir ülkedir. Çok kısa bir süre içerisinde kirletilebilir. Nitekim de öyle olmuştur. Ülkemiz baştan başa bir çöplüğe dönüşmüştür. KKTC’nin sokakları. caddeleri, yolları, dağları, bayırları, vadileri, denizleri, sahilleri, açıkçası her tarafı kirletilmiş, doğası tahrip edilmiş, bu felakete dur diyecek bir kurtarıcı bekliyor. Ülke bu halde iken, ”yangına körükle gider” gibi, insanlarımızın geleceğini dinamitleyecek RIXOH projesi gibi çok tehlikeli bir proje, Toplumumuza empoze edilmeğe çalışılıyor. “Demoklesin Kılıcı gibi”, KKTC’nin çevresine büyük tahribat yapma olasılığı daima gündemde olacak olan böyle bir projenin uygulanması demek, KKTC’ye ihanet etmek demektir.

KKTC, insanı ile, doğası ile, tarihi ile, denizi ile, iklimi ile bir turizm cennetidir. KKTC’yi kalkındıracak olan “bacasız sanayi” dediğimiz turizm ve eğitimdir. Bunun için de, temiz bir çevre ve tahrip edilmemiş bir doğa gerekmektedir.

Bu güzel Ülkeye kıymayın, çocuklarımızın geleceğini köreltmeyin.