İsrail insanlık suçu işliyor

82

Gazze’ye yardım götüren ve İsrail askerlerinin saldırısına uğrayan Mavi Marmara gemisinde bulunan Alman Sol Parti eski Milletvekili Prof Norman Paech, yaşadıklarını Evrensel Gazetesine anlattı. İsrail’ni bir insanlık suçu işlediğini belirten Paech, “Eğer ABD ve AB devletleri politikalarını radikal bir şekilde değiştirmezse, sert eleştirilerde bulunmaz ve buna yaptırımlar eşlik etmezse benzer durumları gelecekte de yaşarız. Ve Gazze’nin boğulması da devam edecek” dedi.

Sayın Paech, siz de yüzlerce kişiyle birlikte Mavi Marmara gemisinde İsrail’in saldırısına maruz kaldınız ve yaşananlara tanıklık ettiniz. Siz saldırı anını nasıl yaşadınız?

Gemide uyurken bir anda çok şiddetli patlama sesi duydum. Hemen kalkıp giyindim. Birlikte yolculuk ettiğim Almanya Filistinliler Cemiyeti Temsilcisi Nadel El Sakar, bana 10 dakikadan beri İsraillilerin saldırısı altında olduklarını söyledi. Kaldığımız odadan çıkıp ön salona geçtik. Burada üst katta silah seslerini, çatışmaları duydum. Helikopterler geminin tepesinde dolaşıyordu. Helikopterlerden gemiye inen askerlerden üçünün yolcular tarafından silahsızlandırılarak ilk yardım bölümüne götürüldüğüne tanık oldum. Bu üç askerin ağır yaralandığını sanmıyorum. Üzerlerinde kan yoktu. Bütün bunları fotoğraf makinemle belgeledim.

Belgelediğiniz bu ana dair resimleri Almanya’ya getirebildiniz mi?

Hayır. Çünkü olay sırasında yolcular tarafından çekilen bütün görüntüleri İsrail askerleri aldı. Bütün belgeler onlarda. Bu yüzden bizim elimizde orada olup bitenleri belgeleme konusunda herhangi bir materyal bulunmuyor. Bu bizim için büyük bir sorun.

Saat 4.30’dan 5.00’e kadar yaşanan çatışmada bazı yolcuların ağır yaralandığını gözlerimle gördüm. Yaralılardan birisi ilk yardım yerine bile götürülemez haldeydi. Resimlerini çektim. Sonra bu yolcunun öldüğünü öğrendim.

ÖNCEDEN PLANLANMIŞ BİR SALDIRI

Sizce bu saldırı İsrail tarafından önceden ayrıntılı olarak planlanmış mıydı? Siz yola çıkarken böyle bir saldırının olabileceğini bekliyor muydunuz?

Olanlar saldırının önceden ayrıntılı bir şekilde planlandığını gösteriyor. Gece saat 11.00’de geminin yönetimi bizi güverteye çıkararak can kurtarma yeleklerini giymemizi istedi. Yelekleri giydik ama ortada ciddi bir durum yoktu. Gemidekilerin ‘meşguliyet terapisi’ yaptığını düşündüm o an. Çünkü uzakta herhangi bir gemi görünmüyordu. Ama kaptan, geminin sağ ve sol tarafında savaş gemileri olduğunu söylüyordu. Bunu savaş gemileriyle kurduğu telsiz bağlantısına dayandırıyordu. Bir saat sonra kaptan bizi yeniden uyumak üzere odalarımıza gönderdi.

Bildiğim kadarıyla, önceden gemide silah olup olmadığını öğrenmek için aranma talebinde bulunulmadı. Hedefli olarak bir saldırı düzenlendi. Önce deniz botlarıyla geminin yönü değiştirilmek istendi. Bu yapılamayınca helikopterler devreye konuldu ve askerler gemiye indirildi. İnen askerler gemideki yolcular tarafından sopalarda etkisiz hale getirildi.

İsrail tarafı gemide silah olduğunu ileri sürerek baskını düzenledi. Siz de o gemideydiniz. Gerçekten silah var mıydı?

Hepsi çok saçma. İsrail’in silah olarak sopaları, demir çubukları, kerpetenleri ve bıçakları gösterdi. Örneğin bıçak pek çok insanda vardı. Benim yanımda da İsviçre malı bir bıçak vardı. Ama bunlar silah değil savunma araçlarıdır. Sürekli sopaları ve bıçakları gösteriyorlar, ama hangi ağır silahlarla gemiye baskının yapıldığını göstermiyorlar. Onların yanında ağır silahlar, taramalı makineler, elektroşok aletleri, tabancaları vardı. Onların taşıdığı bu silahların yanında bizimkiler ne ki?..

Düşünün bir kere, evinizde oturuyorsunuz ve birisi kapıyı vurup evinizi aramak istediğini söylüyor. Siz buna karşı bir sopayla kendinizi korumaya çalışırken o elindeki tabancayla size kurşun sıkıyor. Durum bu kadar farklı.

SÖZDE SERT ELEŞTİRİLER BİR ŞEY DEĞİŞTİRMİYOR

İsrail, dünyanın gözü önünde böyle bir saldırıyı yapmakla neyi amaçladı?

Daha başından ambargonun delinmesine izin vermeyeceğini göstermek istedi. Böylece, Gazze’ye yönelik ambargonun kaldırılmasından yana olmadığını ifade etti. Burada iki büyük sorun bulunuyor. Birincisi, biz bu kanlı saldırıya karşı koyacak durumda değildik. Eğer Lübnan ve Gazze savaşları sırasında ABD ve AB bir gözünü kapatmayıp, gönülsüz eleştirilerde bulunmasaydı, bugünkü saldırı olmayacaktı. İkincisi, eğer ABD ve AB devletleri politikalarını radikal bir şekilde değiştirmezse, sert eleştirilerde bulunmaz ve buna yaptırımlar eşlik etmezse benzer durumları gelecekte de yaşarız. Ve Gazze’nin boğulması da devam edecek.

Ben hukukçuyum. Bizim uluslararası ceza hukukumuzda insanlık suçlarına karşı bir madde bulunuyor. Bu madde, Gazze’ye yönelik ambargo konusunda işletilmeli. Çünkü bu ambargo bana göre insanlık suçudur.

AB ve Almanya’nın saldırıya yönelik tepkisini nasıl değerlendiriyorsunuz? Bütün ülkeler Gazze’ye yönelik ambargonun kaldırılmasını istiyor, ama ortada değişen bir şey de yok…

Politika, bir şeyleri değiştirdiği zaman anlamlıdır. Rahat koltuklarda oturup eleştiride bulunmak bir şey getirmiyor. Çünkü bu türden tavırlar İsrail’i politikasını değiştirmeye zorlamıyor. Bu konuda geçmişte olduğu gibi bugün de değişen bir şey yok. Bence bunun bir anlamı yok.

İSRAİL’İN STRATEJİSİNDE DEĞİŞİKLİK YOK

Türkiye’nin İsrail’e karşı tavrını nasıl değerlendiriyorsunuz? Uzun yıllardır stratejik ortak olan bu iki ülke, ne oldu da böyle karşı karşıya geldi?

Her şeyden önce Türkiye bilmelidir ki, bu korsan saldırı doğrudan Türkiye’ye yapılmıştır. Bu durumda savaş gemilerini, insani yardım taşıyan gemileri kaçırmadan korumak için gönderebilirdi. Türkiye, burada askeri bir saldırıda mağdur duruma düşmüştür. Buna nasıl tepki göstereceğine kendisi karar vermelidir.

Sorunuzun ikinci bölümüne gelirsek; her iki ülke arasında süren gerilimde İsrail’in politikasında bir değişiklik yok. Ama Türkiye stratejisini değiştirdi. Her iki ülke arasında askeri, savunma iş birliği vardı. Yine karşılıklı ekonomim çıkarlar da söz konusu idi. Son zamanlarda ise İsrail, Arap devletleriyle yakınlaşan Türkiye’ye Filistin politikasından ötürü mesafe koydu. Ben gelişmeleri böyle yorumluyorum. Türkiye perspektifinden bakıldığında anlamlı görülüyor. İsrail’in bugüne kadar izlediği politikalara tahammül artık kalmamış durumda. Bu kapsamda bana kalırsa İsrail, OECD’ye alınmamalıydı. Zaten kriterleri de yerine getirmiyor. Yine AB ile iş birliği anlaşmaları da dondurulmalıydı.

Türkiye ve İsrail arasında olanlar konusunda ABD’nin rolü nedir?

ABD, Obama’nın ünlü Kahire Konuşması ile bir strateji değişikliğine gideceği mesajı vermişti. Ancak bu bugüne kadar sözde kaldı. Gelişmeler, Obama’nın bu konuda fazla bir şey yapamayacağını, zayıf kaldığını gösteriyor. ABD’nin İsrail’le olan ilişkileri giderek güçleniyor. Sürekli yeni askeri malzemeler veriliyor. Obama’nın Ortadoğu politikasına yönelik kuşkular giderek haklı çıkıyor. Bu da gelecek için iyi işaretler değil.

İSRAİL’E KARŞI DAVA AÇACAĞIZ

Siz kişi olarak bu yolculuğa katılmaya ne zaman karar verdiniz? Kim sizi davet etti?

Ben bu yolculuğa geçtiğimiz yıl ekim ayında kayıt yaptırdım. Böyle bir filonun kalkacağını biliyordum. Bu yüzden gitmek istediğim “Free Gaza” inisiyatifine kendim bildirdim. “Free Gaza” zaman belli olmadığı için başvuruyu uzun süre bekletti. En son Almanya’dan 5 kişinin katılabileceğini bildirdi.

Sizin için filoya katılışınızın nedeni politik bir eylemi gerçekleştirmek miydi?

İki nedenim vardı. Birincisi, Gazze’ye gerçekten insani yardımı ulaştırmaktı. Çimento, demir, tahta, prefabrik evler, ilaçlar en çok ihtiyaç duyulanlar. Çünkü İsrail hiçbir malzemenin götürülmesine uzunca bir süredir izin vermiyor. Gemide bir diş doktoru muayenesi için gerekli malzemeler, tekerlekli sandalyeler, tonlarca ilaç vardı.

Asıl hedef ise Gazze’ye yönelik ambargonun kırılmasıydı. Bir kereliğine de olsa ambargoyu delip Gazze’ye ulaşmak önemliydi. Bu yeni adımlar atılmasını da beraberinde getirecekti. Gazze’ye yönelik ambargonun kaldırılması “Free Gazze” hareketinin hedefi olmaya devam edecek.

İsrail’in Mavi Marmara gemisine saldırısına karşı uluslararası hukuk kapsamında neler yapılabilir? Bu konuda girişimler söz konusu mu?

Biz, hafta sonunda bu saldırının sorumlularına karşı Federal Savcılığa bir suç duyurusunda bulunacağız. Bu suç duyurusunda Federal Hükümet’in Uluslararası Ceza Mahkemesi’nde İsrail’e karşı dava açılmasının yer alıp almamasını görüşüyoruz. Çünkü ortada kaçırılan, soyulan Alman vatandaşı olarak bizler varız.

Bu sizin kişisel mi yoksa Almanya’dan giden bütün grup üyelerinin başvurusu mu olacak?

Bütün grup üyeleri olarak suç duyurusunda bulunmak istiyoruz. Eğer iki kişi katılmazsa, ben ve Sol Parti milletvekilleri Inger Höger ve Annette Groth başvuruyu yapacağız. Başvuruda ayrıca, İsrail’in el koyduğu eşyalarımızı da talep edeceğiz ve tazminat isteyeceğiz.