İspanya’da feminist alarm: kürtaj yasası engellenmelidir – Sandra Ezquerra

157

avortament4-e0f5c-4b23eAralık 20’de (sağ kanat) İspanya Halk Partisi hükümeti “Doğmamış Olanların Hayatını ve Hamile Kadınların Haklarını Korumaya İlişkin Yasa” taslağını kamuoyuna açıkladı. Feminist hareketin ve solun geniş kesimlerinin bu tarihten beri vurguladığı gibi, kabul edildiği takdirde, yeni yasa İspanya’da Franko diktatörlüğünden beri cinsel ve üreme haklarına yönelik en büyük saldırı olacak.

 

Son 30 yıldaki üç reformun en gericisi

Söz konusu yasa son 30 yıl zarfında kürtaj düzenlemesine getirilen üçüncü değişiklik olacak. Değişikliklerden ilki PSOE (Sosyalist Parti) hükümeti sırasında Anayasa Mahkemesi’nden geçtikten sonra kabul edilen 1985 yasasıyla geldi. Bu yasa kürtajı ceza kanunu çerçevesinde tuttu ve ancak 3 koşul altında, belirli zaman limitleri içinde kürtaja izin verdi: 12 haftaya kadar tecavüz; 22 haftaya kadar fetusta kusurlu oluşum süre limitine taabi olmaksızın, kadınların fiziki ve ruhsal sağlıklarının risk altında olması.  Her ne kadar 1985 yasası bir önceki yasaya kıyasla bir iyileşme getirdiyse de İspanya’daki feminist hareket özgür kürtaj hakkı için – yani kürtajın de-kriminalize edilerek tamamen yasallaşması, herhangibir kısıtlama ve engelleme olmadan kamusal sağlık sisteminde uygulanması için – mücadeleye devam etti.

Sosyalist Parti bu taleplere kulak kabartmak için 25 yıl bekledi ve yine de taleplerin tümünü dikkate almadı. 2010 yılı kadar geç bir tarihte, kadınların 14 hafta içinde herhangi bir sebep ya da gerekçe olmaksızın gebeliği sona erdirebilmelerini sağlayan yeterince olgunlaşmamış bir yasayı geçirdi.  Kadınlar, fetusta kusurlu oluşum halinde ya da sağlıkları için tehdit oluşturan durumlarda 22 haftaya kadar gebeliği sona erdirme izni alabiliyorlardı. Sosyalist Parti, kürtajı ceza kanunu sınırları içinde bırakmanın yanısıra İspanya Sağını, genel sağlık uzmanlarına vicdani itiraz hakkı veren düzenleme konusunda karşısına almaya cesaret edemedi. 18 yaş altındakilerin ailelerinin bilgisi olmaksızın kürtaj olabilmelerine mani olarak – diğer engellerin yanısıra –kürtaj için doktordan talepte bulunulduğu andan gebeliğin sona erdirilmesine kadar üç günlük düşünme süresini dayattı. Daha sonra Halk Partisi (Popular Party), söz konusu yasayı halen gözden geçirilmekte olduğu Anayasa Mahkemesi’ne havele etti.

Halk Partisi, 2011 yılında iktidara geldikten ve Alberto Ruiz Gallardón Adalet Bakanı olarak atandıktan sonra yasayı parlementonun ilk çalışma döneminde değiştireceğini ilan etti. Bundan sonra Gallardón “kadınları gerçek kadın yapan anneliktir” iddiasını içeren pek çok açıklamada bulundu ve Sosyalist Parti’nin hayat-karşıtı yasasını sona erdireceğini vaat etti. Son iki sene bu yasaya ilişkin dedikodu ve anlaşılmazlıklarla geçirildi. Hükümet bu süre boyunca bir kaç defa, fetusta kusurlu oluşuma ilişkin esasları çıkartarak 1985 yasasına dönmek niyetinde olduğuna işaret etti. Buna ilişkin olarak sunulan argüman birinci ve ikinci sınıf ceninler arasında ayrımcılık yapılmamasıydı. İşlevsel farklılığın varlığı insanın dünyaya gelmesini engelleyecek meşru bir sebep değildi. Elbette hükümet bu sırada yeni doğum destek yasası ve güya kısıtlı otonomi için var olan diğer katkılar de dahil olmak üzere sosyal yardım ve hizmetlerde kıstlamalara gitmekteydi. Bu süre boyunca, feminist hareket içinde, biz, olabilecek en kötü senaryodan endişe duyuyorduk. Ancak gerçeklik en kötü kabuslarımızın dahi ötesindeydi.

Hükümetin şimdiye kadar aktardığı bilgilere göre yeni yasa 14 haftalık özgür kürtaj sınırını ortadan kaldıracak ve kürtaja ancak 2 koşulda izin verecekti:  kadın tecavüze uğradığında, ancak ilk 12 hafta süresinde ve daha önce bir polis raporu doldurulduğu takdirde. Her ne kadar kanunun nihai içeriğini beklemek gerekse de görünen o ki hamile kadın aynı zamanda cinsel saldırı sonucu çocuk sahibi olmanın kendi fiziksel ve ruhsal sağlığı için tehlikeli olduğunu ispat etmek zorunda kalacak. Böylece yeni kanun ispat yükünü, yalnızca “doğru şeyi yaparak polise gitmek” zorunda olmakla kalmayıp aynı zamanda tecavüzün ciddi zararlara neden olduğunu kanıtlamak zorunda olan kadınlara yüklemektedir.

İkinci durum, kadınların fiziksel ve psikolojik sağlıklarında riske dair olanıdır. Bu durumda kadınlar 22 haftaya kadar kürtaj olabilirler. Böylece fetüste kusurlu oluşum esası ortadan kalkmaktadır. Bu sebep ancak anomaliler hayatla bağdaşmazlık içindeyse ve ancak, Gallardón’un sözleriyle, bu dayanılmaz baskı kadınlar tarafından psikolojik olarak taşınamaz hale geldiğinde ileri sürülebilir. Eğer kusurlu oluşum 22 haftalık dönemin ardından tespit edildiyse suni doğum teşvik edilmelidir. Ayrıca tüm bu meseleler, biri fetüste kusurlu oluşumu teşhis eden, diğeriyse hamile kadını psikolojik olarak analiz eden iki farklı uzman tarafından saptanmalıdır. Bu iki uzman kürtajın gerçekleştirileceği kuruluşta çalışıyor olamazlar.

Dahası, her iki durumda kadınlar “bilgilendirilmiş, özgür ve sahih olarak verilmiş bir rıza” sürecinden geçmelidirler. Bu süreç, ailelerin ergin olmayanların kararlarına iştirak etmelerini ayrıca “hakları, yardım ve destek obsiyonları, tıbbi enformasyon ve kürtaja alternatifleri ” hakkında bilgilendirildikten sonra 7 günlük bir düşünme sürecini içermektedir.

Dolayısıyla kanun taslağı, kürtaja erişim konusunda 1985 yasasından bile fazla kısıtlama getirmektedir. Yalnızca fetüste kusurlu oluşum esasını ortadan kaldırmakla kalmayıp aynı zamanda hiç bir sınır ya da düzenleme olmaksızın, müdahaleye katılması istenen herhangibir uzmana pek çok engel dayatmaktadır. Ve hiç şüphe yok ki yeni yasayla gizli kürtaj ve kürtajın yasal olduğu ülkelere seyahat geri gelecektir.

 

Yasa tasarısına karşı kitlesel muhalefet

Bu tasarıya karşı, feminist hareketten sağlık uzmanlarına ve birçok sol harekete kadar genişleyen yaygın ve çeşitli itirazlar yükselmiştir. Hatta Halk Partisi (Partido Popular – PP) içerisinde bile ihtilafların ortaya çıkmasına yol açmıştır. Önerilen reform, Franco diktatörlüğünden beri kadın haklarına yönelik en ciddi saldırılardan birisidir ve herhangi bir toplumsal talep veya uzlaşma sonucunda ortaya çıkmamıştır. Böylelikle PP, İspanyol Katolik Kilisesi’nin en muhafazakâr ve dik kafalı kesimlerini mutlu ederek, en büyük tehdidini gerçekleştirmektedir.

PP’nin yasanın kabulünü hızlandıracağını mı, yoksa destek arayışına mı gireceğini öngörebilmek çok mümkün gözükmüyor. Bir yandan, Kongre’deki mutlak bir çoğunluk, diğer birçok reform ve sosyal haklara dönük kesintilerde yaptıkları gibi bu yasanın da hemen uygulanmasına izin verebilecektir. Öte yandan ise, yasanın içeriği kamuoyuna duyurulduğundan itibaren süregelen yaygın eleştiriler, Halk Partisi’nin en sağ kanadının dışında yasaya destek bulunamayacağını giderek daha açık olarak göstermektedir. Liberal kesimlerin parti içi disiplini bozup bozmayacakları ya da hükümetin ülkenin her yerinden ve hatta uluslararası alandan gelen bütün bu eleştirilere karşı koyup koyamayacağı belirsizliğini korumaktadır. Aynı zamanda parlamenter yollarla bu kanunun kabul edilebilmesinin ne kadar süreceğini ve Halk Partisi’nin Mayıs ayında gerçekleşecek Avrupa seçimleri kampanyası sürecinde bu topu elinde tutmak isteyip istemeyeceğini bekleyip göreceğiz.

 

Bu yasayı durdurmalıyız

İspanyol Sosyalist İşçi Partisi’nin (Partido Socialista Obrero Español – PSOE) gerçekleştirilmek istenen reforma karşı eleştirilerinin ardında yatan oportünizmine rağmen, yasaya karşı çıkan ve temel amacı bu yasayı durdurmak olan geniş bir hareket inşa etmenin elzem olduğu bir dönemde olduğumuz çok açıktır. Solun bu meseleyi politik gündeminin en önemli konusu haline getirmesi gereklidir ve bu aşamada toplumsal hareketlerin feminizme tam bir destek vermesi gereklidir. Kesinlikle eminim ki, eğer güçlerimizi birleştirirsek hükümetin bu planlarına bir son verebiliriz. Verebiliriz ve vermeliyiz.

Bu elbette her konuda anlaşacağımız anlamına gelmemektedir. Bu yasa tasarısı içerisinde gerçekleşecek değişiklikler arasında geçtiğimiz haftalar boyunca gazete başlıklarını en çok işgal eden hastalıklı ve bozunuma uğramış fetüsün sonlandırılmasının gerekçelerine dönük düzenleme olmuştur. Toplumumuzun en korunmaya muhtaç kesimlerini dışlamaya ve unutulmaya mahkûm eden bir hükümetin zalimliğinin ve ikiyüzlülüğünün en rezil göstergesi olduğundan bir an bile şüphe etmemekle birlikte, radikal ve anti-kapitalist feminizmin odaklanması gereken noktanın bu olduğu konusunda ciddi bir şüpheye sahibim. Ciddi düzeyde bozunuma uğramış bir çocuğa sahip olmaya zorlanmak ile sebep ne olursa olsun bir çocuk yapmaya zorlanmak arasında hangisinin daha kötü olduğunu belirlemek mi gerekiyor? Eğer kişisel, ekonomik ya da herhangi başka bir sebep bir kadının (iyi bir) anne olmasını (ya da bunu istemesini) engelliyorsa, bunun tam tersini yapmaya zorlamanın şiddeti nereye kadar meşrudur? Bozunuma uğramış fetüsün sonlandırılması, geçen yaz Halk Partisi’nin uygulamaya soktuğu düzenlemede olduğu gibi, lezbiyen ve bekâr yaşayan kadınların asiste edilmiş üreme imkânlarına erişimini engellemekten ne derece daha zalimcedir? Bedenlerimizin kontrolü ve mücrimleştirilmesi ne dereceye kadar daha az veya daha çok kötüdür?

Devletin (ya da Kilise’nin) yasaklama yoluyla düzenlemeye çalıştığı çoğu şey aslında sağduyu yoluyla kendi kendisini düzenlemektedir. Kadınların hamileliklerinin sekizinci ayında ya da keyfi bir biçimde kürtaj yaptırmalarını engellemek için kürtaj için geçerli sebeplerin ve bunun için bir son tarihin belirlenmesi gerektiği konusunda ısrar ediyorlar. Vaizlerinin kürsülerinden, hastanelerinden ve parlamentolarından bedenlerimizi ve arzularımızı kaçırmak için şehir efsaneleri uyduruyorlar. Gerçekten, kim yalnızca aklına estiği için kürtaj olur? Gerçekten böyle bir kadın tanıyan var mı?

Kürtaj için son bir tarihin belirlenmesi konusunda ısrar ediyorlar. Gerçekte, çok az sayıda kadın gebeliklerinin çok geç bir aşamasında kürtaj olmakla birlikte, benim insan zekâsına olan mutlak güvenim kesinlikle bunun için geçerli çok iyi sebeplerinin olduğu yönündedir. Fakat çoğu kadın zaten hamileliklerinin ilk birkaç haftası içerisinde kürtaj olmaktadırlar ve bu kararın gerekçesini, zamanlamasını veya psikolojik durumunu tasvip etmek bir hâkimin, rahibin, doktorun, politikacının ya da benim işim değildir. Bizim işimiz uzun zamandır ülkede cinselliği sarmalayan, sessizlikten, yalanlardan, ikiyüzlülükten, tabulardan ve çifte standartlardan kurtulmaktadır. Gençlerin hayatlarında sağlıklı, sorumluluk sahibi, bilgiye dayanan ve saygılı kararlar verebilmeleri sağlayacak cinsellik ve üreme ile ilgili eğitime, bilgiye ve kültüre kavuşmalarını sağlamak bizim işimiz olmalıdır.

———–

Kaynak: http://baslangicdergi.org/

Orjinali: http://www.internationalviewpoint.org/spip.php?article3229

Çeviri: Erol Ülker – Sinan Yıldırmaz