İngiltere AB’ye dert oldu – Alpay Durduran

108

durduran2AB artık gerçek zorluğu tatmaya başladı. Monet ve Schuman’nın babalık ettiği demir kömür ile çelik antlaşması antlaşmasının ardından kurulan Ortak Pazar, Avrupalı Ekonomik Topluluğu, Avrupalı Topluluğu ve Avrupalı Birliği süreç olarak AB federasyonu yönünde gelişmedir. Ekonomik gereksinimler ve Avrupa barışı iki temel etmen olarak işledi ve süreç sürdü. Ancak bu iki etmen yanında işleyen başka etmenler de vardı; onun için ulusla devletlerin içindeki siyasi farklılıklar süreci etkiledi.

Başka etmenler Monet ve Schuman’ın siyasi düşüncelerinin tersine etkiler yaptığı için süreç bir ortak siyasi amaç oluşturmadı.

Kıbrıs’ın siyasi düşüncesinin temeli Kıbrıs sorunun içinde kaldığı için AB’ye üyeliğini kabulü de ona bağlı idi. Schuman veya Monet umurunda bile değildi. AKEL bile AB üyeliğini savundu ama açıkça ulusal siyasi gereklilik olarak gördüğünü açıklayarak savundu. Yani üye olalım ama onun k4endi amaçlarımıza kullanalım dedi.

Türkiye de başka siyasi amaçlarla başvurdu ve sürçte ilerledi. Genç nüfusumuzla Avrupa’yı etkileyelim, hatta Kanuni’nin bıraktığı yerden devam edelim diyenler oldu. O kadar ki bu uyduruk AB’nin adını bile yanlış tercüme ettiler. AB, Avrupalı Birliği’dir ama onlar Avrupa Birliği derler. Sürekli haberlerde Avrupa Konseyi’nin kurumlarının Türkler tarafından AB kurumlarıyla karıştırılmasına neden olurlar ama aldırmazlar.

Böyle üyelerle yürümeyi sakıncalı görmediler yeni üyeler kazanmayı iş edindiler.

Ancak İngiltere uzun süre üye olmayı istemedi. Sonunda o da kenarından tutunmak ve yararlanmak ahlaksızlığı gösterdi. Biliyordu ki Schuman ve Monet kafası tüm Avrupa’da kabul edilmemiştir ve kendi istediği yönde kullanabilecekti (bu benim değerlendirmem belki öyle bir ilke kararıyla üyeliği kabul etmemişti; oluruna bırakmıştı). Şimdi ayrılırım ha diye bastırarak reform talep ediyor. Ulusal devletlerin daha fazla yetkili olacağı ve ortak kurumların etkilerinin azaltılacağı yeni bir yapı öneriyor.

Bu arada üye devletlere sıkıntı ve tehdit olan göçmen sorunu üye ülkelerin ortak hareket etme zorunluluğunu dayatması ile birbirlerine girdiler.

Bu durum AB kurumlarının daha fazla yetki almasını gerektirecek kadar ciddi bir durumdur. Nitekim Schengen antlaşmasını tarumar etti bile…

Ancak İngiltere’nin reform istemlerini görüşmek için yaptığı ziyarette görüştüğü Macaristan başbakanı Orban ona sert bir yanıt verdi. Orban, Macarlar İngiltere’de mülteci değildir, orada serbest dolaşım hakkı elde eden insanlar olarak çalışıyorlar ve emeklerinin karşılığını alıyorlar dedi.

Orban haklıdır. AB bu yeni üyelere tüm AB üye devletlerinin onayıyla üyelik vermiş ve serbest dolaşım hakkını elde etmelerini sağlamıştır. İngiltere buna karşı idiyse neden evet dedi demek olası ama belki de karşı çıkmıştı. Onun için öyle demeyeyim ama tüm AB üyelerinin sorumluluğu bu serbest dolaşımdan yararlanan kimselerin yükünü de kararlaştırmak olmalıydı. Bunu yapmadılar ve İngiltere Macaristan başkentinden fazla Macar çalışanın bulunduğu ülke oldu.

İnsanlık artık günü birlik sorunlarla yönetilemeyecek karmaşık bir yapıda olduğunu düşünmeden hareket edemez. Bugün AB olmasaydı dünyada Boeing’den başka bir mark olarak Airbus olmazdı. Bunun tadını Avrupalılar aldı ama gereğini yapmaktan kaçınıyor.

Kapitalizm tekelci karakteriyle sorunlar üretir ama sakatlıklarını gidermek için adım atılmasını da engeller. Muhafazakâr iktidarı yabancıları ister, onları çalıştırır, hatta ucuz emek deposu olarak kullanır ve yerli işçilerin ücretlerine baskı yaparak düşürür. Yerli işçiler örgütlenerek direnirse bir yığın ucuz işte çalışmaya hazır işsiz yabancı yüzünden kaçak çalışma artar. O zaman sendikaların gücü ile işverenlerin çatışması hakların budanmasına yol açar. Bunları İngiltere ve Kıbrıs yaşadı. Yaşamaya da devam ediyor.

İlginçtir, bizde yabancılara daha düşük ücret ödeme olanağı sağlandı ve solcu denilen partilerden de onaylayan oldu. İngiltere de Macaristan başbakanına yabancı işçi olarak İngiltere’de çalışan Macarlar’ın sosyal haklarının ödenmemesini içlerine sindirmelerini söyleyerek AB’de reform yapılmasını önerdi.

Schengen çatladı İngiltere de serbest dolaşım hakkını berhava etmek için tehditler savuruyor.

Burada işçiler nerede? Sendikalar ne der? Bunları izlemek çok ilginç olacak. Çünkü sonuç olarak işçilerin başında gene ucuz işgücü deposu olarak Macar içiler bulunacaktır. Daha az sosyal hak demek işverenin daha fazla işçi ödeneği vermemek olacaktır. Ayrıca işçilerin ücretlerine düşürme baskısı devam edecek. Sosyal fonlar yetmiyorsa artırmak çözüm görülebilir ama devlet bunu karşılamaya hazır değilse çözüm yoktur. Sorunun kaynağı AB’nin eşitsiz yapısı ise çözüm oradadır. İngiltere ise AB’de reform isterken eşitsiz yapıyı düşünmüyor. Onun yerine eşitsiz yapıyı hem İngiliz işçileri soymakta hem de acar işçilere daha az hak önermektedir. Yani güncele kafayı taktı. Reform ama dondurma sonuçlu reform öneriyor.

İngiltere’de yaşananlar ulusal devlet bağlılığının çok uluslu AB’de yarattığı sorunları gözler önüne seriyor. Sol bunlara karşı çıkacak seviyeye ulaştı mı?

O zaman acaba AB böyle bir sol anlayışın takibine izin veriyor mu? Sorusu yanıtlanmalıdır. AB anayasası buna izin veriyor mu? Sorusu da bunu izler. Yunanistan’dan ayrı bir sol politika isteyenlere AB cephe açınca kafalar bu sorunlara çevrildi ama yanıtı verilmedi.

Yani Avrupalı kapitalistlerin de ulusalcılıktan vazgeçmelerini mi bekleyecek?

Yeni bir Avrupa mümkün diyen YKP işte öyle bir Avrupa peşindedir ki İngiltere’deki Macar’ın da haklarını AB sorunu kabul etsin. AB bir topluluk ise ayrı gayrının giderilmesi için sorun AB sorunu olarak ele alınsın. Kapitalist isterse hemen hududun arkasına saklanalım desin ama sol da reddetsin. Solun önü de açık olsun. Dünyanın genel durumu bu adaletsizliklerden doğan sorunların din kisvesi ile nelerle karşı karşıya olduğunu gösteriyor. Aklımızı başımıza alalım.