İngiltere AB’ye ambargo koyuyor – Alpay Durduran

126

durduran2İlgimizi çekemeyen önemli gelişmeler var. Sözde AB üyesiyiz, AB yardımı da alıyoruz ve reddettiğimiz halde Kıbrıs anayasasından kaynaklanan ve dilimizin resmi olarak Kıbrıs’ın dillerinden birisi olmasının sağladığı hakkı da kullanmak üzereyiz ama kırmızı pasaport almaktan başkasıyla ilgilenmiyoruz. Üye kalmayı sürdürmek isteriz ama AB’de neler olup olmadığıyla ilgilenmiyoruz.

İlgilenenlerimizden konuşanlar AB’nin dağılacağını ve Avro bölgesinin bitmek üzere olduğunu sanıyor. Çok azı AB üyeliğini dikkate alarak düşünüyor. Onlardan bazıları da AB’de olmanın zararlı olduğunu düşünüp üye olarak daha çok ilgilenirse Kapitalist politikaları bastıracağını ve sosyal devletten bizi saptıracağını düşünüyor. Rum tarafının koparılması için adımlar atmaya zorlanmasını da buna örnek gösteriyorlar. Diğerleri sol partiyle işbirliği yapıp daha sosyal bir Avrupa iddiasını sürdürüyorlar. Ancak daha sosyal bir Avrupa için yapılan tartışmalara katılma konusunda fazla etkili değiller ve halkta yankı yaratamıyorlar.

Konunun çok boyutlu olduğunu anlatmaya çalışıyorum ama esas söylemek istediğim göçmen akımının birçok konuyu gündemde üst sıraya çıkardığını anlatmaktı. Biz ne yazık ki küçük dünyamıza sıkışıp kaldık ve düşünce ortamımızda bile yollar aramıyoruz.

AB’nin çok eski olmayan geçmişinden başlayarak İngiltere engelleyici bir faktör olarak kaldı ve Avrupa’da ABD’nin eli olacak üye yapmayalım diyenlerin arzusu ile onu üye yapmak istemediler. Türkiye’nin de benzer şekilde ABD’nin kolu olacağını söyleyenler de vardı. Ama Türkiye uyumsuzluğu düşünüldüğü için başka sebeplerle de uzak tutuldu. İlginçtir, ABD her iki devletin de üye olmasını sağlamak için destek oldu.

Şimdi İngiltere yüzünde iki vitesli Avrupa düşüncesi Avro ve Şengen bölgesi ile olgusal olarak gelişmeye başladı. Bu arada yeni anayasa çalışması ve gelişmeleri ile güçlenen Avrupalı Parlamentosu ortaya çıktı. Onun güçlenmesi daha demokratik AB isteğinin geçekleşmesi yolunda gelişme idi ancak İngiltere onun yerine ülke parlamentolarına daha fazla söz hakkı talebiyle ortaya çıktı.

Göçmen sorunu göçmen işçilere daha az sosyal hak tanıma isteği olarak bastırdı ya İngiltere bunun ile sürerek üye ülke insanlarına yabancı olduklarını hatırlatmak ve uzun zaman yaşadığı İngiltere’yi ve diğer zenginler Avrupa’sını kendi evi olarak kabul etmemek gerektiğini düşündürecek.

Bu da AB’nin serbest dolaşım ve Avrupa evi rüyasına elveda dedirtecek bir şey olacak. Yani AB’nin ruhunu öldürecek. Nasıl ki bizim Kıbrıslı hissetmez diğer göçmen veren ülke yurttaşları da hissetmeyecek.

AB’yi halka sevdirme ve sahiplenmesini sağlama çalışmalarını yok edecek istekler İngiltere’nin AB içinde eğreti oturduğunu anlatıyor.

İngiltere bu tutumda yalnız değil. Sol da tek ülkede devrim iddiasını sürdüren kesiminden ona destek sağlıyor.

ABD uluslararası sermayenin egemenliğinde olan bir ülke olarak AB’ye hem hep birlikte çıkarlarını savunmaya olanak verdiği için destek verir hem de içinden güçlü bir merkeze sahip olmasını önlemeye çalışır. Güçlü ekonomisi ve yoğun sermayesi ile azgın kapitalizmini kopyalamaya zorladığı gibi dış tehditlere karşı destekle de himaye eder ama elinin altında kalmasına çalışır.

Haber “İNGİLTERE’NİN AB’DEKİ GELECEĞİ OYLANACAK” şeklinde idi ama aslında AB’nin geleceği oylanacak gibidir. “İngiliz Başbakan, AB üyesi ülkelerden İngiltere’ye gelen göçmenlerin devlet yardımları alabilmesi için ülkede en az 4 yıl yaşaması, AB’den İngiltere gibi avro bölgesi dışında kalan ülkelerin çıkarlarına saygılı olunması, milli parlamentolara daha fazla rol verilmesi ile AB’nin yetki ve sorumluluğunu artıracak adımlardan kaçınılmasını talep ediyordu.

Ülkesinin 1973 yılından bu yana sürdürdüğü AB üyeliğini, 2017 yılı sonuna kadar referanduma götürecek olan Cameron’ın müzakerelerde istediğini alması durumunda, referandumun bu yıl yapılma ihtimali de bulunuyor.” diye devam ediyor. Bunlar da AB’nin geri atması ve dağılması değilse bile güç kaybedip ilerlemeyi ertelemesi olacak.

İngiltere bugüne kadar Ada ülke olmanın olanaklarıyla ülkesini savunup dünyadaki çalkantılardan uzak bir yol kat etti. Bu da bu da ona dünya hâkimiyetini verdi idi, sonra ise Kuzey Amerika’da kendi soyundan da insanlarla doğan bir ülke ortaya çıkmasına neden oldu. Şimdi Avrupa’yı engelleyerek kendini korumaya çalışıyorsa başladığı yerde kalmış demektir. İngiltere’de mi Amerika’da mı yaşadığı belli olmayan, hatta dünyanın her yerinde yaşamakta olan İngiliz iş çevreleri bir adaya sıkışıp kalmayı değil dünya insanı olmayı seçeceğine ilk sömürgesi olan Britanya adalarının risksiz yaşamayı isteyenlerinin arzularına ve kolaycılığına kendini kaptırmış gidiyor.

Ne zaman dünyanın artık bölünmüş halde yaşayamayacak kadar tehlikeli hale geldiğini anlayacağız? Türkiye mikro milliyetçiliklerin acısını çekerken İslam dünyasının birliğini amaçlayanların eline düştü, mezhep farklılıklarını aşıp büyümek istiyor ama artık umut yok, o da dünya insanı olmayı düşünüp de ilişkileriyle aşmaya çalışmıyor.

AB dünya insanı olma yolunda yürümek için Avrupa evi düşüncesini savunanların yolundan gitti ama güçlü bir merkez oluşturma amacına ulaşmada yeterli hıza ulaşamadı. İçinden hançerlenerek hızını kaybetti. İngiltere de hızını tam kesmek için ayrılma şantajı yapıyor.

Bunlar harap halde bir bölgeye düzen getirmek için çalışıyorlar ama kendileri ayrılıklardan sakatlanmış halde bulunuyor. Suriye’nin savaşan guruplarının ve IŞİD’in bunlara bakıp barışı nasıl isteyecekler. Onlara bakarlarsa savaştan başka yol yok ki!

Biri bir parçasında kendine bağlı bölge sağlamaya çalışırken öteki onu engelleyip başka bir bölge oluşturmaya çalışıyor. Ayni kültürü benimseyenler de bunları izah edip kimin ne kadar başarılı olduğunu ne şanslı olduğunu anlatıyor. Dinleyen de aslında onların dünyayı satranç tahtası gibi görüp birbirlerini yemelerinin çok doğal olduğunu düşünmez mi? Bu gibilere de stratejik değerlendirme yapan dış politika uzmanı derler; sevsinler!