İdari bilimler ve yolsuzluk – Alpay Durduran

100

durduran2Müslümanlar çok iddialıdırlar ve ilim sahibi olduklarını iddia ederler.  Hâlbuki ilmi sadece dini bilgi ve o da İslami bilgi olarak kabul ettikleri için deneysel bilgileri medreselerden attırdılar ve ülkeyi bilimsel gelişmenin dışına çıkardılar. Şimdi ise dini bilgiyi esas kabul eden uyduruk bir bilimsel tanım ile deneysel bilgileri içerecek ama dini bilimsel türevleri deneysel bilgilerle kuşatıp dini dogmaları koruyacak bir yol izliyorlar. Buna rağmen dini bilgilerle iktidara tırmananlar için başka amaçlar da vardır. Bunun başında da kişisel çıkarlar gelir.

Örneğin idari ilimler deneysel bilgiyi anlatır. Fizik gibi kesine yakın yasalar koymaz ama uygulamalardan çıkarılan kurallar çıkarır. Dinciler de bunu öğretmekten kaçınılmasını istemezler. Ancak dini devlette ilim esas olarak cennete gitmenin yollarını göstermeye çalışır ve Allah’ın egemenliğini dayatmakla meşguldür. Onun için idari ilimlerden bir şey beklemez. İddia edilir ki dini bütün olmayana oy verirseniz cenneti filan unutun. Laiklik taraftarı olan birisinin ahlakından şüphe edilmelidir. Allah korkusu olmayanın dürüstlüğünden emin olunamaz. Hatta mutlaka çıkarcıdır. Onun bizim yönetimimizde ayrım yapılmaz sözlerine inanmak büyük hatadır.

Kendini varsa yoksa Allah’ın egemenliğine inandan yeterli idari kabiliyet beklemek de onun için yanlış olur. Ancak bilimsel düşünmeyi öğrenen zaten bilimsel şüpheci olduğu için dinci ile laiklik yanlısının arasında fark gözetmez. Her insan yaptığı işle ölçülmeli ve her yaptığı iş kayda geçirilip hesaba gelir hale getirilmelidir kuralı vardır.

Allah adamı günah işlemez ve haram yemez deseniz saflıktan kaybedersiniz.

Şimdi Allah adamlarını ayakkabı kutularının başında fotoğraflanmış gibi izliyoruz. Bunu kaydedin. Çünkü idari bilimlerin ilk kuralı olarak kimsenin cebi ile işinin yani devletin, kamu bankasının, şirketinin cebinin birbirine karıştırılmamasının sağlanması şartını size hatırlatacaktır.

Hesap verilebilir idare olması her örgüt için geçerlidir. Devlet hesap verecekse halka verecektir, şirketse ortaklarına verecektir. Cepler karışmamalıdır.

Örgüt demek sol örgüt demek değildir. Sağ da olabilir sol da ama esas olarak devlet örgütü ve şirket de örgüttür. Kuralları da ilginçtir şirketlerde şirketin parasıyla yapılan araştırmalarda ilerletilmiştir. Örgüt varsa esas şart örgütün içinde kendi kendine çalışacak birimlerin kurulması ve otonom olarak kararlar verip yukardaki amirlere haber vermeden yapacak işlere sahip olmasını sağlamaktır. Otonom olarak iş yapmayan ve hep amirden emir alıp yürüyen bir örgüt birkaç kişiyi geçmeyen bir örgüttür.

Cengiz han 10 kişiden fazla askeri olan bir orduda hemen onar kişilik mangalar, manga sayısı onu geçen ordularda onar mangalık tümenler ve saire diye her amire on birim düşen bir düzen kurmuşmuş. Onun için manga, tümen ve sair kelimeler bile ondan gelmekte imiş. Sözüm o ki örgütte amirden emir almadan çalışan olmazsa personel işleyemez ve örgüt lafı havada kalır.

Türkiye’de dinci iktidar her şeyi denetleme meraklısı idarecilere kaldı çünkü ister istemez bölümlere ayrılan idarede otonom olarak işleyen mekanizmalara takılanlar oldu.

Yasa savcılara (bizde böyle yetkili soruşturma savcısı yoktur) büyük yolsuzluk ihbarı gelmiş ki soruşturmaya karar vermişler. Onun için bilgi sızarsa çok nüfuzlu insanlar bilgi karartması yapacaklar ve deliller karartılacak diye gizli yürütmeye karar vermişler. Birçok savcı ve polis savcıya hak verip gizliliği korumuş. Şimdi savcılara bu yetkiyi veren yasaya aykırı olarak bir yönetmelik çıkarılarak bundan sonra gizlilik kararı almak isteyen bulunduğu yerin en yüksek mülki amirine haber verecekmiş. Haber vermeyi geçelim ama yolsuzluklardan doğrudan sorumlu olan ekâbir ile yolsuzlukları önlemekle görevli ekâbirin ekâbiri biz duymadan bu işi nasıl yaparlar diyor. Halk arasında da onlara hak veren olur. Çünkü ahalinin işi gücü en yukardakilere sövüp saymak ve her işten onları doğrudan sorumlu saymaktır. Hâlbuki en yukarının sorumluluğu siyasi sorumluluktur ve doğru dürüst iş yapılmasını sağlamaktır. Türkiye’de siyasi sorumluluk seçimde kaybedip etmemekle sınırlı gibi görünür ama aslında ağır cezaları vardır ve olmalıdır.

Türkiye’de bu işler oldu, adam görevlileri darmadağın ettiyse şimdi doğrudan sorumlulukları da arttı. Yasaya aykırı yönetmelik çıkarmanın cezası yoktur, pardon deyip sonra düzeltirler ama o zamana kadar kapanan davalardan doğan zararın cezası onlara kayıktır.

Bizde de memurlara anayasal güvenceler verilmiştir. Nedeni kendilerine yasalarla verilen yetkileri oto9nom olarak kullanabilmeleri içindi. Kullandılar mı? Kullanan var ama yeterli olmadı. LTB’nin yolsuzlukları memurlarının gözü önünde işlendi. Memurlar bunlara susarak ortak oldular. Hala polis devreye girmedi. Aksaklık memurun görevini maaşının garantisi olarak görmesindedir. Esas nedeni işlemedi. Polis memuru da işletmedi. Departmanlarında iyi idare için konulan suç ve cezaları nasıl kovalayacağını gösteren ve talep eden olmadığı için olsa gerek polis içinde hesap soran da olmadı. Türkiye’de de benzer bir durum var ama orada savcılar da soruşturma ile görevlidir ve bu işi yapabilmiş olmaları amirlerden emir beklemeden görevlerini yapma yetkisi sahibi olduklarının yasada olmasıdır. Yoksa amire haber vereyim deseydiler bir adım ileri gidemezlerdi.

Adli kolluk yani polisten ayrı yargının elinde bir polis olması yolsuzlukla savaşta işe yaradı.

Diyelim ki kıvılcımı ateşleyen Fettullah idi. Olsun gene de kıvılcım kav olmasaydı ateşe dönüşmezdi. Fettullahçılar devlette yuvalandılarsa Recep sorumludur. Siyasi sorumluluk onun omzundadır. Devlete sızdılar diye bağırırken “özür dilerim, devleti işgal ettirdim, önleyemedim, koruyamadım, zamanında fark edemedim” deyip istifasını Gül’e sunmalıydı. Onları mahvedeceğim diye böğürmesini kabul edecek tek bir bilimsel eğitim geçirmiş laik bulunamaz.

Yiyin birbirinizi ilim sahipleri! Kazanınızdan da hayır beklenecek gibi değil.