İçimizdeki emirkulluğu vicdani ret trenini kaçırttı – Alpay Durduran

132

durduran2İnsanın özgür olması ortamın etkilerine açıktır. Ortam baskılarıyla insana emir kulluğunu aşılayabiliyor. Olmadık zamanda tepkilerimizi emir kulluğuna devam yönünde kullanabiliyoruz. Örneğin siyasi partilerden özgürlükçülük iddiasında olan partide bile toplanıyor ve lidere ekibini oluşturma hakkı veriyoruz. Çünkü o liderdir ve ekibini seçmesine izin vermek terbiyeli bir davranış sanılıyor.

O zaman kurultayda neden tüzüğe aday olabilecek insanların tanımını koyuyoruz?

Sonra da siyasi partilerin lider sultası altında olduğunu söylüyor ve lider sultasını kaldırmak için öneriler yapıyor ama başarılı olamıyoruz diye feryat ediyoruz? Sultayı terbiye gereği diye kabul edenler sonra sultandan yasal önlemleri desteklemesini beklerler.

Ortada haksız rekabet var ama çarşı düzenleme yetkilerini belediyeye verdik. Merkeze görev düşmez mi? Düşer ama belediyeler çok önemlidir ve bunu sağlayabilirler. Türkiye cumhurbaşkanı Roma’da tek AVM yok demiş. Roma’ya gidenimiz epey çok. Görmedik mi? Roma’ya sahip çıkan belediye oraya sokmamış deyip de burada da istemek aklımıza gelmemiş. Devamlı devrilen hükümetleriyle İtalya Roma’ya nasıl sahip çıkmış diye kafa yormamışız.

Alışmışız yukardan istemeye onun için belediyenin yetkilerinin hesabını bile hükümetten sorarız.

İngiltere’de buradakinden daha çok Kıbrıslı yaşar. Orada Kent içinde AVM’ler açıldı. Ama çok Kıbrıslı esnaf kapamak zorunda kaldığı işi için belediyeden program, süre ve para aldı ve alternatif elde etti. Bunu burada da istemek aklımıza gelmedi.

Belediye yasası olağan olarak kopya edilip onun üstünde hazırlanır. Görürüz ki orada olan yetki ve görevleri alanlar bile başkandan izin alıp da yetkilerini kullanırlar.

Yargıda da bunu görürüz. Yargıca sınırlı da olsa anayasaya ve hukukun temel ilkelerine göre yasalardaki yanlışlıklara yorum yoluyla çare üretmesi görevi verilmiştir; sıfır ceza vermek de bu geleneğin sonucudur. Başka ülkelerde en az ceza ile en çok ceza sınırlarının bizde istisnai olması bundandır. Ama içimizde insanı değil devleti koruma geleneği çok derine işlemiştir. Onun için bu yolu kullana yargıç bulmak henüz olmamıştır. Varsa bile ben bilmem.

Murat zor bir kararla askerlik yapmayı vicdanen reddetmiş hem de askerliği yaptıktan sonra bunu benimsemiştir. YKP de bunu parti politikası yapmıştır. Ancak anayasa siyasi vicdanına göre kişinin askerliği reddetmesini hak olarak kabul edebilecek şekilde madde içerse de yargıç bunu cezalandırmamak istememiştir.

Bu bize bu hakkı savunmak için bir olanak yaratmıştır.

İnsanın askerlik yapmadan erkek olmayacağı anlayışının içimize kazınması için bir kültür unsuru haline getirilmiştir. Askerliğini tamamlamadan insana kız bile verilmediği inancı yaratılmak istenir.

Ancak insan ayni zamanda askerliğin artık meslekten askerlik haline gelmesi gerektiğini gösteren gelişmelerden bahsedilir. Profesyonel askerlik için hesaplar çok uzun bir zamandan beri yapılmaktadır. Bunun yerine gene mecburi askerliği savunun profesyonellere güvenilmez diyenler de vardır. Ancak mevcut teknolojileri mecburi askerlik yapanların kullanmayı öğrenemeyeceği iddiası çok daha anlamlıdır.

Dahası askerin değil politikanın ve uluslararası diplomasinin hudutları yani ulusal çıkarları koruduğu, öyle olmasa her ülkenin yanında kendinden daha güçlü komşuların bulunduğu gerçeği karşısında hiçbir ülkenin caydırıcılığını kesin olarak sağlayan bir4 kaç ülke dışında kimsenin güven içinde olmayacağı belirtilmektedir.

Bu gerçekler dışında başka gerçekler de dikkate alınabilir.

Silahla çözüm arayanların yaşattığı acılar yaratılan durumun çözüm olmadığını da görmüşlerdir. Lakin her ortaya çıkan gerçeği herkesin gördüğünü sanmak doğru değildir.

Bir ünlü söz vardır. “Barış savaşa ara verilen geçici bir durumdur”. Amma artık anlamaya başlamamız gerekir. Havada pilotsuz savaş uçakları dolaşıp yargısız infaz yapar gibi savaş yapmakta ama adına savaş bile denilmemektedir. Karada şoförsüz tanklar ve robotların dolaşması için büyük paralarla teknoloji üretilmektedir. Herhangi bir ülkeden daha güçlü uzakta da olsa bir ülke vardır. İnsan zayiatını düşünen ve kaçınacak olanın da kalmayacağı günler yakındır. Geriye gizlenebilme olanağı bulan ufak gurupların silah kullanması şansı kalmaktadır ki onlar da büyük yıkıcı güçlerle savaşmayı ve kendinden saydığı insanları da tehlikeye sokan kararlar vermelerini gerektirecektir.

Bu koşullar karşısında insanlığın kendini yeniden düşünmesi zamanı gelmiştir.

Geleneklerin birer yok olduğunu görüp yaşıyoruz.

Hiç değilse ileri demokrasi ülkelerinin uygulamalarını izlemeliyiz.

Vicdani ret bir haktır ve bizim için bile bağlayıcı olan bu hakkın yasalarımıza gelmesini beklememek gerekirdi. Trenin birinci seferini kaçırdık. Diğerini yakalamalıyız.