Hükümet mahkemede madara oldu – Alpay Durduran

112

Hükümet mahkemede madara oldu. YDÜ’nde öğrencileri sorgusuz sualsiz asker öyle istedi diye toparlayıp Türkiye’ye sınır dışı ettiler. Olay üniversite içinde bir toplantı sırasında öğrenci Kürtlerle milliyetçi Türkiyeliler arasında döğüş çıkması üzerine oldu. Olayı öğrencilerden Kürt olanların sindirilmesi için üniversite iç güvenlik deneticilerinin yani yeraltısının çıkardığı ve onlarla üniversiteyi denetim altında tutmak için derin devletin bağlantılarının düzenlendiği anlaşılmaktadır.

Bilindiği gibi YÖK denetimindeki yüksek öğrenim bilimsel çalışmalarının yanında ulusal maksatlarla manipüle etmek için geleneksel işbirlikleri kurulmuş bulunmaktadır. YÖK ile DAÜ arasındaki ilişkileri gazetemiz belgelerle ifşa etmişti. En azından akademik özgürlük bakımından akreditasyon sorunları olan üniversitelerin milli propagandanın aracılığını yaptığının bilinmesi dıştan tepki yaratabilecek olduğu için gizli kalması istenir ama bu olayla da asker ve polisle işbirlikleri ortaya çıkmış oluyor. Üstelik o üniversitede yüzlerce Kürt öğrenci vardır ve üniversite özel bir şirketindir!

Olay çıkan kavgada önleyici olmak isteyenin bile Kürt olması nedeniyle ihraç edilmesi, kimseye doğru dürüst sorgulama yapılmaması, karakollar arasında dolaştırıp avukatlarıyla temasa izin verilmemesi ve ayni günde ihraç işlemlerinin yapılıp bitirilmesi açıkça bir komplonun işareti olmuştu.

İhraç için bakanlar kurulunun gündemine sokulup istenmeyen muhacir olarak ilan edilmesi gerekirdi. Bakanlar kurulu ise gündemine madde konulup kırk sekiz saat öncesinde bakanlara dağıtılan konuları görüşebilirdi. Yoksa bakanlara haber verilip gündeme alınması ve ivedilik istemiyle toplantıya eklenmesi gerekirdi. Bunun için de toplantıda bakanlara bilgi verilmesi ve tutanağa geçirilmesi şarttı. Bunların hiç birinin yapılmadığı başbakanın kısa bir sunumuyla bakanların kararı onaylandığı sanılıp genel sekreterlikten kararı yazmasının sağlandığı anlaşıldı. Yüksek İdare mahkemesi bunun bir karar olmayacağını çünkü bakanlar kurulu çalışma yasasına aykırı olduğunu çünkü en basit hukuk ilkelerine bile ters olduğunu karara bağladı.

Böyle karar alabilen bakanlar kuruluna yuh olsun, ülkeyi bunlara mı emanet ettik demedi ama YİM’in kararı bu anlamdaydı.

YİM kararı işlemleri yaptıran polis mensubuna da senin sözüne inanmam olanaksızdır dedi. Ya kndisinin şahsen kin güderek öğrencilerin hayatlarını karatmaya kalktığını veya birisinden gelen yasadışı emri uygulayarak görevini kötüye kullandığını gösteren karara vardı.

Bu karar hükümetin yasadışılığını ilan etti. Yasadışı kararnamelerle meclisi devreden çıkaran hükümetin tekrar mahkemeye çıkması da bekleniyor. Orada da madara olması bekleniyor. Sadece ekonomik konularda ve ivediliği varsa meclisin yasama yetkisini istisnai olarak kullanmasına anayasanın izin verdiği hükümetin belediye ve meclisini geçici olarak görevcden almayı bir yasagücünde kararname ile yapması büyük bir sorumsuzluktur. Kimse hükümeti bu tutumu dolayısıyla onaylamaya kalkmamış, muhalefet kınamıştır. Meclisin yetkilerine bir saldırı olarak kabul etmiştir. Mahkeme bunun için de değerlendirme yapacaktır; lakin kararı ertelemesi ve yürütmeyi durdurma kararı vermemesi onun kararı için de hassasiyet zaafı olarak kayda geçmiştir. Çünkü yasagücünde kararnameler hukuk ve demokrasi tarihlerinde sabıkalıdır. Bunlarla demokrasiler yaralanmış ve siyaset kanlı devreler yaşamıştır.

Ülkemizde zaten meclis hükümetin emrinde harekete mecbur olarak yaşamaktadır. Hiç bir devirde meclis hükümetleri denetleme olanağına kavuşmamıştır. Ya Türkiye makamlarının ya da siyasi parti başkanlarının sultası ciddi bir yasama denetimine olanak bırakmamıştır. Üstelik yargı da meclise desteğini zaman içinde azaltmıştır.

Örneğin yasagücünde kararnamelere Kıbrıs Liralarının devecik edildiği zamanda uzun yıllar geçtikten sonra onları iptal ederek yanıt vermişse de kararını zengin hukuk birikimiyle taçlandırmamış, meclise fırsat verelim diyerek anayasaya aykırılık iddialarını da kuvvetler ayrılığını destekleyecek şekilde kullanacağına ve fırsatı değerlendireceğine hükümetin meclisi tahakkümüne seyirci kalmıştır. Taşınmaz -mal Komisyonunun yasasında da Türkiye’nin isteklerine karşı anayasayı savunacak bir mahkeme bulmanın olanaksızlığını kanıtlamıştır. Şimdi hükümketin nasıl çalıştığını da gören yargıçlardan hukuku savunmasını bekliyoruz.

Bir başkent belediyesinin başkanı ve tüm partilerden meclis üyelerini görevden alan bir hükümetin tutanaklarını ve çalışma usulününü görmüştür ve yenisini de onları görevden alan kararnamede de görecektir. Öyleyse mahkemeden çağdaş devletin çalışma ilkelerine saygıyı sağlamanın önemine göre hareket etmesini bekleyeceğiz. Savcılıktan da o kararname ile oluşan suçların gereği için hukuku iyi kullanmasını bekleyeceğiz. Suç çok, kaçacak yer arayan da çok olmalı, kolayca kararnameyi iptalle yetinmek olacak iş değildir. Kararname ile Kıbrıs liralarından büyük para kazananların kazançlarına dokunan olmadı, zarara girenlerin zararları yanlarına kaldı ve öyle bir kararname çıkarmaya kimsenin yetkisi yoktur diyenler şaşkınlıkla bakarken kimse zararının telafisi için dava açmadı. Belli ki yargıdan umut beklenmiyordu. Bu kez de yargı telafi edici bir sürece kapı açmazsa güvensizlik bizi yeyip bitirecek.

İşlerin iyi gitmediğini bilmeyen yoktur. Herkesin kendiliğinden toplumu savunmak için görevli gibi davranması gerekir. Ben işimi yapıyorum bile yetmez, üstüne ekstra yük almalıdır yoksa hepimiz çekeceğiz.