Her şey kendimizce – Murat Kanatlı

72

Nüfus sayımı yapıldı, bir iki yabancı ortalıkta dolaştı diye günlerdir tartışmaktayız, bunlar gözlemci mi değil mi?

Gözlemci, bir yerdeki seçim, sayım veya benzeri bir olayda şaibe ve usulsüzlük durumlarını gözlemleyip raporlayan kişiyi anlatır yani bir tür denetleme mekanizmasından bahsetmekteyiz.

Konumuz eğer bizim nüfus sayımı ise, kim usulsüzlük yapabilir ya da şaibeli işler çevirebilir? Kıbrıs’ın kuzeyinde yönetim! Zaten daha önce defalarca yaptığı gibi bizim yönetimin şaibe karnesi kalabalık, o zaman denetlenmesi gerek… Nasıl? Bir kere ‘gözlemci’ diye ortalıkta dolaşanlar şaibe yapacaklarla sıkı bir işbirliği halindeyseler, sürekli yan yana dolaşmaktaysalar, o zaman kim kimi denetleyecek? Siz hiç kendini ihbar eden yönetim gördünüz? Görmediyseniz, ‘gözlemci’leri ellerinden tutup bizimkiler usulsüzlüklerin yapıldığı yere mi götürürler? Peki ortadaki ilişkiye daha fazla neye benzemektedir? Danışmanlık servisi değil?

Eğer gözlemci olsalar, sayımın bitmesini bekleyip, tüm şikayetleri dinleyip, tüm verileri toplayıp sayımın iyi veya kötü olduğuna birileri karar verip rapor yazardı ama bizim ‘gözlemci’ ne yaptı? Bizimkisi yanına devletin resmi televizyon ve haber ajansını alıp gün ortası haber bültenlerinde sayımın iyi gittiğini ilan etti!

Böyle bir şeyi gözlemci değil danışman yapar, neden? Çünkü kendi yaptığı danışmanlık hizmetinin kötü olduğunu herhalde çıkıp söylemez, ne de olsa bu coğrafyada daha çok ekmek var, bu coğrafyaya gelip daha çok işler yapıp para kazanacak…

Eğer gerçek gözlemciliğin nasıl olduğu merak ederseniz, mesela Avrupa Güvenlik ve İşbirliği Teşkilatı (AGİT)’in seçimlerde gözlemcilik üzerine hem kısa hem de uzun dönemli gözlemcilik el kitabı olduğunu söyleyim. Bunun yanında bağımsız gözlemcilik yapan gönüllü kurumlar da var, onların da el kitapları var.

Bu kitapları internetten indirip okursanız gözünüze ilk çarpanın gözlemcinin bağımsız, objektif olmasına yapılan vurguyu görürsünüz.

Bu nedenle kendimizce yaptığımız tanımlamanın illa öyle olması gerekmediği, bu kaynakları da kullanmadan gözlemcinin bağımsızlığı, tüm kesimlerle eşit düzeyde ilişkide olması gerektiği bilmemiz gerek ama maalesef biz hala ortalıkta dolaşan 3-5 yabancının gözlemci olduğunu sanmaya devam ediyoruz.

Bizimkiler BM adına açıklama yapma geleneğini sürdürdüğü için veya herhalde kimse ‘Downer’in ağzı yok bu nedenle bizimkileri avukat olarak tuttu’ diye düşünmediği için bu karmaşa içinde boğulmaktayız… BM gözlemci göndermiş ama BM açıklamıyor bizimkiler açıklamaya, hem de ısrarla açıklamaya devam ediyorlar…

Nüfus herkesi ilgilendiren bir sorun, görüşmelerin en önemli konusu. Bu nedenle BM de başka diğer konularda yaptığı gibi teknik destek sağlamış ya da sağlanmasına aracı olmuş olabilir ama teknik destek sağlanmasının anlamı, çökmekte olan bir binaya üç tane uzman gelip fikir söyleyince bina ille de çökmekten kurtulmaz, nitekim çökmüştür…

Hiçbir siyasi yapı, sendika veya örgüt bu nüfus sayımını sahiplenemedi, UBP ve etrafındakiler hariç… Sokakta ciddi oranda ses yükselmekte, medyada, muhalif olmayanlar bile bu sesi yüksek sesle yansıtmakta… Birçok köşe yazarı sayımın aleyhine yazılar yazmaya devam ediyor, böylesi bir ortamda zaten bu uzmanlar çıkıp şimdi bu sayım tamamdır dersa, kendini rezil etmekten başka bir iş yapmamış olacak. Bu nedenle uzman konuşamadığı için gene UBP’li yetkililer uzmanın adına açıklamalar yapıp uzmanın ağzından ‘çok şahane sayım yaptınız’ demeci vermesi muhtemeldir.

Peki bu sayım tamam olabilir miydi? Maalesef hayır!

Çünkü Muharrem Faiz’in aktardığı şekli ile ikincil evsiz (secondarty homeless) dediğimiz sabit güvenli bir adresi olmayan yani barakalarda, gecekondularda, inşaatlarda kalanları zaten yetkililer biliyor olsalardı, buna önlemler gerçekleştirir, önceden önlem alır, kaçak sorunu minimuma inerdi. Ama siz sayım memurlarını yalnız üzerine numara astığınız binalara gönderirseniz, ikincil evsizleri elbette sayamazsınız. Sayılamadığını da bir kez daha gördük!

Eğer sizin ciddi bir imar planınız, şehir planınız yoksa, nerde nasıl yerleşim, nasıl bir nüfus yoğunluğu var diye güncel bilginiz yoksa ve yerel yönetimlerle yeteri kadar işbirliği yapmadan bu işi yapmaya çalışırsanız elbette sonuç fiyasko olur. Sayım memurlarının eline ‘filan numaradan filan numaraya kadar senin’ deyip sokağa salarsanız, ayni mahallede bir ev sayılır, kapı komşusu sayılamaz…

Eğer siz insanları, çağdaş yurttaş yerine koymazsanız, ‘eve kapatır sorularımı sorarım’ derseniz, bilgi hakkını defalarca ihlal ederseniz, tüm herkes size saçma sapa soru sordunuz eleştirisi yapar ve yaptığınız sayımın ciddiyeti gölgelenir.

Eğer siz sayım memurlarını yeteri eğitimden geçirmezseniz, onlar da en azından ‘Kıbrıs’ı sayıyoruz bir haritaya bakalım, ne nerededir’ demezse, soruları bir kez okuyup aklına takılanları önceden sorup ve bunlara cevap bulmaya çalışmazsa elbette ortaya Aziz Nesinlik diyaloglar çıkar ve toplanan dataların güvenirliğine kimseyi inandıramazsınız…

Yani siz istediğiniz kadar kendinizce anlamlar yükleyin, günün sonunda bunun mısmıl bir sayım olduğuna kimseyi inandıramazsınız.

Ancak, sizin niyetiniz gerçekten mısmıl bir sayım mı yapmak mıydı, yoksa siyasi şov mu?