Halk seçecek kişi bulamıyor – Alpay Durduran

61

durduran2Erken başlayan cumhurbaşkanlığı seçimi kampanyası dolayısıyla anket yapan GAÜ bazı gerçekleri önümüze koydu.

Halkın seçecek birini bulamıyor olması dikkat çekicidir. Durumundan memnun olmayanların oranı ile düşünürsek çok anlamlı olduğunu görürüz. En çok güven duyulan kurumlar oranları da çok düşündürücüdür. En çok güven duyulanlar anıldı ama oranların eski anketlere göre çok düşük olduğu da dikkat çekicidir.

Medya dikkati seçimde aday olacakların sıralamasına önem vererek haber yaptı ama anket çok daha anlamlıdır.

Açıkça insanlarımız memnuniyetsizdir ve alternatif de görmemektedir. Seçim olacak da durumun düzeltilmesini umacak beklentisi yoktur.

Bunu ele alırsak yönetimin iflas ettiğini sürekli olarak ileri sürenler haklıdır ama seçenek olarak ortaya atılanlar kimseyi tatmin etmemektedir. Bunun insanlarımızın kulaklarının açılmasını sağlaması beklentisinin de ufukta görülmediğini görürüz.

Artık yeni görüşlere önem vermek ve halka yeni düşünceleri aktarmak gereklidir ki bu ancak sivil toplumun, medyanın ve üniversitelerin katılımı ile olabilir.

Her zaman halkın çözüm diye gördüğü şeyin olmasını beklemek boş hayaldir. Hatta çözümün ne olduğunu ortaya koyanın olması da halkın ilgisini çekmez. Çünkü çözüm böyle durumlarda çok karmaşık ve zor anlaşılan hatta arada bir ortaya çıkıp kaybolan bir düşüncededir. Onu yakalayıp halkın önüne koymak bu konularda çalışan bilgililerin işidir.  Onlara olanak yaratan da medyadır ve sivil toplumla üniversitelerdir. Ancak bizde bunların hepsinin de takıntıları vardır.

Üniversiteler basmakalıp öğretim sorunları içinde etrafa bakacak halde değildir. Özgürlükleri olmadığı ve üniversitenin toplumla ilgisi ve ona karşı yapması gerekenler konusunda yaptıklarını ölçen bir kalite kontrol düzenleri yoktur. Çok öğrenci çekip öğrenci memnuniyetini yüksek tutmak tek gailedir. Tek bir örnek, çok uzun zamandan beri bu ülkede kamuda reform ve liyakat sağlamak ve hatta şeffaflık ve hesap verilebilirlik konusunda yüzlerce çalışma sunmaları doğal olmalı iken bir tane bile görülmemiştir. Oysa hepsinde idari birimler vardır.

Medya ise devletten yardım almadan ayakta kalmayacak bir topal ördektir. Tüm görüşlere kapılarını açmış ama kendini devreye sokamamıştır.

Sivil toplum ise bu hayhuy içinde üyelerinin çıkarlarını koruyup düzeni bekleme durumunda kalmıştır. Kıbrıs sorununda en radikal söylemlere sahip olanlar bile görüşmelerdeki verimsizliğin çözümünü sağlayacak hiçbir ciddi eleştiri ortaya koymamıştır ve denizlerdeki Kıbrıs’ın haklarını savunmaya bile katılmamıştır. Haritaları önüne alıp kim bunları onaylıyor diye sorgulama bile yapmamıştır.

Durum gösteriyor ki anket başarılıdır ve halkın memnuniyetsizliğini yansıtmaktadır.

Belki adaylar için farklı sonuç yansıtmıştır, belki değerlendirilmesi gereken verileri değil başka noktaları değerlendirmiştir ama veridir ve okuyan kendi sonuçlarını çıkarabilir.

Bu durumda artık kabul edilmelidir ki sistem demokratik hukuk devletinin kötü bir kopyasıdır. Ne parlamenter sistemdir ne başkanlık sistemi… Sadece bir kopyadır. Bu kopyada seçilip yani kandırma ustası olduğu için sandıktan çıkanlar ne hukuk tanımaktadır ne de hesap sorulabilir bir rejimin çalışmasına izin vermektedir.

Sözlü emirlerle günü birlik kararlar alabilen ve binlerce kamu görevlisini boşuna zaman harcayan kimseler olarak tutan plansız programsız bir işleyiş vardır. Anayasa plan emreder ama yapmaktan çoktan vazgeçilmiştir çünkü plana sadakat olmamıştır.

Devlet kime destek verir belli değildir. Bütçe birçok baypaslarla deliktir. İthalata fon koy yerli üretimi destle gibi düzenlerin hesabını tutmak ve destekten ne yarar sağlandı diye öğrenmek bile olanaksız haldedir. Turizmime teşvik diye verilen milyonların sağladığı turist sayısındaki artışın kalıcı olmadığı bu yıl açıkça ortaya çıkmıştır ama hata nerededir diye inceleme yapacak bilgi toplanamamıştır. Devlet Planlama Örgütü atıl bırakılmıştır. İzleme ve koordinasyondan vazgeçilmiştir.

Ancak o mevkiler hep vardır ve kadroları doludur. Seçilmiş yöneticiler onlardan iş kabul etmedikleri için iş yapmamaktadırlar. Yasayla yetkili olanlardan yasa bana bu görevi vermiştir inceledim ve hükümete rapor hazırlayacağım demiyor. Raporunu kamuya aktarmaya da hiç heveslenen yok.

Sorarım Türk lirası kullanıp da bir para politikası saptamak olanağı olabilir mi? Para politikası olmadan bir para ekonomisini yönetmek olası mı? Her bakanlık personel eksikliğinden dem vururken nasıl olur da toplamda fazla personel olduğuna inanılır; bunu istatistikleriyle ortaya koymak DPÖ’nün görevidir. Bunu bir bakanın onlara söylemesi mi gerekir?

Elektrik ve telekomünikasyon birimleri bakanlığı es geçip sorunlarına sahip çıktı ve epey iş yaptı. Diğer kurumlarda olanlar da ayaklanmayı neden akıl etmezler? İlle de özelleştirme tehdidi ile karşı karşıya mı kalmalıdırlar.

Yoksa tersten alıp yasal yetki bende sen karışamazsın isyanını başlatıp siyasilerin hatır gönül ve kayırma dolu kararlarını reddetmek mi gerek?

Ben anayasaya göre plan ve programları yapmakla görevli iken Türkiye’ye taşınıp oradan elçilik ve yardım heyetinde hazırlanmış protokolleri yürürlüğe sokmaya kalkanların emirlerine uymayı reddetmek zamanı gelmedi mi?

Bu gidiş halkta fasulyenin yahnisi gelir gider aynisi fikrini yerleştirdi. Anket bunu güzelce ortaya serdi. Hayırlı olsun veya yeni akıma göre hayırlara vesile olsun.