Halk arasındaki inanış doğrulandı – Alpay Durduran

110

Atıp tutan yetkililere rağmen halk, Türkiye dahil ülkelerin büyük güçlerin dümen suyuna kapılmalarını gözden kaçırmıyor.

Bizi biribirmize düşürdüler derken bizim sorumluluğumuz olmadığını söylemeyenler bakımından bunu doğruluğu gene ortaya çıktı.

Doğu Akdeniz’de gerginliği azaltmak gerek diye Avrupalılar Parlamentosu dışilişkiler komitesinin başkanının Türkiye ziyaretinde yaptığı açıklamalara Barbaros’un geri gitmesi ile doğrulama geldi. Atlantikten Doğu Akdeniz’e dışişlerinin ele alındığı toplantılarda Kıbrıs sorununun Türkiye’nin AB üyeliği ile beraber ele alındığını ve tabii Kıbrıs’ın etrafındaki enerji kaynaklarının da AB’nin enerji gereksinimleriyle ilgilenildiğini gösteriyor.

Bu bilgi gizli değil apaçık bir şekilde Türkiye’dem komitesinin başkanı tarafından dile getirildi.

Buna rağmen Yunan cumhurbaşkanı Kıbrıs’ta burasu AB’nin doğu sınırı diye başlayyan ve Hrisostomos ile ayni görüşte olmakla sonlanan açıklamalar yaptı. Öyleyse burası AB’nin sınırı ve enerji kaynakları da AB’nin ve onları korumak da AB’nin dedi. Halbuki AB’nin görüşünü kendisi açıkladı. Yunanistan da benzer çağrılar yaptı idi ama AB oturun Türkiye ile uzlaşın demekle yetindi idi. Yani Yunanlar bir türlü AB gerçeğini anlamıyor. Nitekim Yunan cumhubaşkanı da konuşmasını milli nutukla tamamladı. Kıbrıs’ın tam egemenlik hakkından dem vurdu. AB üyeliğini anlamadığını kanıtlamıştı.

AB’yi kuranların daha doğrusu ilk adımlarının atılmasına öncülük edenlerin istediği AB daha gelişmesini tamamlamadı. Yeni üyeler de şimdikine bile uyamadı.

Şu küçücük Kıbrıs için uzaklarda planlar yapılıyor ama köşesinden duyan bilen açıklama yapmadığı için halk ne olup bittiğini bilmiyor. Hâlbuki çok az gizli hesap var. Hesapların zamanla şaşırmasının arkasında hesap yapanların isteklerinin kabul edildiğini sandıkları zaman aslında o günü kurtarma amacıyla yalana başvurulmasıdır. Yalana hesabı yapanların bile ara sıra razı oldukları ve gün gele gene hesabı tuttururuz diye ses çıkarmadıkları görülüyor.

Şimdi bizim için de hesap var asma gene Türkiye ile AB ilişkileri içinde ve Ortadoğu’da Türkiye’ye verilecek rol üzerinde hesaplar var.

Yani anlayacağımız hesap tutarsa gemiler gidecek masa kurulacak ama görüşmeler kalındığı yerden başlayacak. Başlayacak da kalındığı yerde çözüm yoktu. İyi çocuk görünme çabası vardı. Karşı tarafı masadan kaçırma hesapları vardı. Kapsamlı çözüm dalaveresi vardı. Esas maddelerden yarısı ele alınamamış ve önce bunları bitirelim sonrasına bakarız denilmiş durumda idi. Eroğlu da hemen açıklama yaparak: Artık son, bir zaman limiti konulsun, dedi. Anlaşılan iki yılda oldu olmadı kesmeye ve tekrar masaya dönmemeye niyetli imiş.

Tabii daha dün denecek kadar kısa önce gene Eroğlu: Masadan kaçtılar ama dönecekleri zaman bizi ayni yerde bulamayacak, demişti. Uzlaşılan noktaları reddedeceğini ve yeni tavizler almadan masaya gitmeyeceğini belirtmişti. Şimdi bunları unuttu. Yeni türküsü iki yıl daha sabrederim, görüşmelere zaman tahdidi getiririm yoksa biz yokuz anlamında oldu.

Güya görüşmelere hazırmış.

Görüşmeye hazır olan Barbaros çekilmesini talep etmiş, doğal gaz şirketinin gemisi gelmezse tekrar çağırmayacağını da planlamış olmalıydı. Şimdi adaylar da var ve her gün konuşuyorlar; onlar da ne düşündüklerini açıklamış ve Eroğlu’nu Barbaros’u geri çekmesi için Türkiye’ye talep göndermiş olmasını açıklayıp değerlendirme yapmış olması gerekirdi. Bunları duyan var mı? Yoksa iş Ankara’da pişirilip önümüze konulduğu için şaşkın ördeğe mi döndüler.

Görüşmelerin arkasındaki gerçek ise Türkiye’nin yabancılarla işi pişirip yürüttüğüdür. Adayların öyle yapacaklar böyle yapacaklar demesinin bir kıymeti harbisi yoktur. O kadar şaşırdılar ki ne Eroğlu çıkıp hani benim zaman limiti talebim dedi ne de barışçılar iyi oldu da bir az evvelden haberimiz olsaydı demediler. Görüşmelerin başlamasını isterlerdi ama oldu diye sevinemediler.

Hani diklenmeyecek ama dik duracaklardı? Hani eşit seviyede işbirliği yapacaklardı?

Görüşmelerin arkasında yatan gerçek ayan beyan ortadadır. Kıbrıslılar çenelerini kapatıp başlarına gelene razı olacaktır. Türkiye isteklerini alıncaya kadar bekleyeceklerdir.

Görüşme başlarsa da söz hakları Türkiye’nin çizdiği çerçeve içinde kalacaktır. O çerçevede de Rum Kıbrıslıların razı olabilecekleri asgari koşullar olmayacaktır.

Kıbrıs federal olabilir, iki toplumlu olabilir ama antlaşmadan sonra da Kuzey’de gıkı çıkmayan Türkiye’nin güdümünde bir bölge olamaz. Bunu kabul ettirmek olası değildir. Hava sahası bölünecek, denizlerdeki hakları budanacak, garantörlük onun yorumuna göre revize edilecek ve devam edecek, kanatların da dış antlaşmalar yapma hakkı olacak ve saire… Öyle bir antlaşmaya evet diyecek bir ortam yoktur.

Boş lafları bırakalım kimseye hoş görünmek de olası değildir. Yeni bazı adımlar atılabilir, onlara evet diyen de alkış alır ama nihai antlaşma olmaz.

Kıbrıs konusunda konuşmak isteyen bunların karşılıklarını vererek anlamlı konuşabilir. Seçim öncesi konuşamayanın seçimden sonra yapması da olası değildir.

Kıbrıslı Türk bunalmıştır. Beğenilsin beğenilmesin dünyayla ilişki kuramadığı ve gazino, üniversite gibi yapay ekonomilerle yetindiği bir ortamdan çıkmak istiyor. Kop başkaldırısı bunun öncüsüdür.

Devam edip AB üyesi ülke olduğumuzu da hatırlayıp AB ile devlet ilişkisi değil ülke ilişkisi kurmayı savunmaya başlayacağımız günler de gelecek. Maraş açılsın, Mağusa ve Ercan yasasallaşsın yönüne dönmek AB ile uzlaşmadan çıkarılan sorunlardan vaz geçmekle olasıdır, isteyenlerin sesleri de çıkacak. Hatta ülkede yozlaşma ve suiistimallerle savaş için yardım da istenecek. Bunun için reform yardımı alınacak.

Görüşmeleri için de takipçi bir medya ile siyasiler güdülenecek.

Halkımız dürtmeye başlamayı öğrenmezse hep dışarıdan gelen projelere mahkûm olacaktır.