Görüşme derler ne demek isterler? – Alpay Durduran

103

durduran2Ağızlarına pelesenk ettiler ama ne demek isterler? Anlamadan söyleyecek olsak biz de isteriz ama biz biliriz ki görüşmelerle bir yere varamazlar. Halk da bilir. Görüşmelerden bir şey çıkmaz. Onun için görüşme olsun ki sıcak kavga olmasın.

Görüşürken barış isteyenlere şirin görünme geleneği yerleşti. Hiç değişe kavga olmaz. Aralarında laf kavgası olur.

Örneğin hellim kavgası sürer ve görüşmelere zarar gelmesin diye anlayış gösterilir ve bir ara yol bulunur.

Yoksa görüşmelerden bir sonuç çıkmaz.

Sonuç için sonuca karışan ve etkili olan başta Türkiye BM, AB ve ABD derken kıskaca alınıp başka yollarla tatmin olunmalı ki yeni bir yaklaşımla tu baştan yapmak gerek.

Hâlbuki Rum tarafı diyeyim BM genel sekreter temsilcisi kim olduysa onunla kavgaya girer. AB ona göre işe karışmamalıdır. Rusya bile işe maydanoz olmamalıdır. İkide birde Pozisyonlarını berhava eden açıklamalar yapar. Onun için Türkiye’yi kıskaca alacak birisi ortada yok.

Kıbrıs AB’ni Kıbrıs politikasına ve daha pek çok politikasına ters yönde gider. Sanırsınız Kıbrıs büyük bir süper gücüdür ve AB’yi de diğerlerini de peşinden sürükleyip götürecektir. Omirou konuşunca dünyayı sarsan Atina cumhuriyeti adına konuşur gibidir. Diğer siyasileri de ayni havadadır.

Bizim Eroğlu haddini bilir ama kendini Türkiye büyükelçiliğinin siyasi ataşesinin yardımcısı gibi demeçler verir. Yeni cumhurbaşkanı adayları da saygılı ilişki iddialarından öteye gitmez.

Proaktif politika lafları çerçevelenmiş ilişkiler içinde kısıp kalmıştır.

Onun için çıkmaz sürer.

Kıbrıs’a sen benim lafıma kulak vermezsen ben sana ne yapayım demekten başka çareleri yoktur. Yapabilecekleri sade durumu kurtarmaktır.

Nitekim doğal gaz alanları sorun çıkarınca konunun deniz hukuku anlaşmazlığı kapsamında ele alınıp silah kullanmaya gitmeden çözümünü dayatmakla kaldı ve kavgadan uzak durun denilip beklemeye alınan sorunlara eklendi.

Arada edilen laflar işin süsü püsüdür.

Biz ne mi yapacağız? Belli değil mi? Hellimi eskisi gibi satalım yeter de artar bile…

Ha! Bir de sahte ürün ticaretine devam edelim yoksa kaos olur. Meclisin önüne görülmedik kalabalıklar yığarlarmış? Sevsinler kalabalıklarını…

Taklit ürünler üretecekler ama üstüne sahte markalar da ekleyip satacaklarmış, yoksa çarşı batarmış.

Bir çarşı ki sahte marka takmazsa batar! Batsın yahu öyle çarşı.

Özel sektör güzel sektör diyenler sahtekârlığı meslek tutmuş gene de baş tacı…

Gecekondu devlete gecekondu çarşı kurulmuş utanmadan AB standartları diye de geveleyip duruyorlar.

Basın yayın da maşallah onlara gık demiyor. Öyle haberler yapıyorlar ki sahtekârlık en doğal şey.

KKTC’yi tanıtma çabasına hız vermek gerek diye yazılır çizilir, demeçler verilir. Bir devlet düşünün ki yasa yapar ve marka sahteleme izni verme yetkisini resmi organlara verir. Ancak ayni zamanda tanınma da ister. AB ülkelerine ihracat hakkı da talep eder.

AB çifte standart uygularmış. Uygular ama çiftelik olduğu için uygular. Bizim devlet sahtekârlığı yasalaştırmış, deklerasyonlar imzalar yalan olduğu ertesinde ortaya çıkar. Ortak bildiri yayımlar hemen sonrasında çiğner ve başka amaçları sıralar. Hemen ardından iki devletlilik esastır der. Kıbrıs’taki gerçekler diye başka şeyler hatırlatır. Buna sana küstüm deyip sırt döneceğine duruma göre çelişen tutumlar takınmak tabii ki ikiyüzlülük görünecek. Tek yüz deyip KKTC’yi tanımıyoruz başka kapıya deseler o zaman ambargoları tanıyacaklar.

Rum’u da Türkü de ikiyüzlülükle idare etmeye devam edecekler yoksa gerçek sorumlu devlet tutumu takınmadan kapı önüne konulmuş üvey evlat haline düşeceklerdir.

Halk bu gerçeği göremesin diye laf kalabalığı yaparlar ama çareleri yoktur. Halk uyanır da sahtekârlık sona ersin diye dayatırsa bir yerden başlanabilir. O zaman ilgililerle yeni bir durum değerlendirmesi yapılır ve gerçekten yeni bir Kıbrıs politikası planlanıp yol açılır.

İlgili ve etkili devlerle bir karara varılıp esaslar ortaya konur ve iki üç günlük bir görüşme ile antlaşma imzalanır.

Yeni yılın akılların başlara devşirildiği yıl olmasını dilerim.