GERÇEĞİ KABUL EDEMEMEK – Alpay Durduran

73

Gerçekten daha devrimci bir şey yoktur deyişi solda ünlü idi. Şimdilerde pek duymaz oldum. Lakin doğruluğuna inanırım.

Solcular arasında idealist olan çok. Sol ise materyalisttir. Yani idealist birinin materyalist düşünmeyi becermesi gerekir. Tabii zordur. Aklındaki dünyayı gerçekleştirmek insanın amacı olabilir de idealin gerçekleşmesi için gidilecek yol ve razı gelinecek yenilgiler, başarısızlıklar ve fedakarlıkların hesabı gerçeklerle bağdaşmalıdır. Daha önemlisi de kendini kırdıranın idealini gerçekleştirmede şansı kalmaz. Bazen insanın ölüsü dirisinden daha devrime hizmet eder ama bu istisnanın istisnasıdır.

Gerçek nedir derseniz döner dolaşır insanın aklı ne için varım, neden var edildim ve bundan sonra ne var gibi sorulara varır.

Felsefe bunlara yanıt vermeye çalışan ve bilimsel metotlar kullanan bir daldır, dinler de öyledir ama bilimsel metotlara yer vermez. Bilim öncelikle bilimsel kuşku denilen temele dayanır. Dinde ise kuşku küfürdür ve cehennem kapıdadır. Daha da belası dindar kuşku duyanı yok etmeye görevli sayılır.

Kolay değil tabii her yerde ve her şartta kuşku duyanı yok etmek onun için yok etmeyi şartlara bağlayan kurallara da yer verilir. Gene de şövalye papazların günümüzdeki takipçilerinin aradan sıyrılması ve ölüm kararını vermesi an meselesidir. Kuşku duyanı öldürecek, ölümlerle korku yayıp öteki dünyadaki cennet uğruna ülkesinin ve hatta ayni görüşleri paylaşması gerektiğini düşündüğü ülkelerin politikalarını etkilemeye kalkacak veya düşünce yaymak için uyuşturucu ticaretini kaynak olarak kullanacaktır.

Açıkgözleri ise uygun gördüğü ortamlarda insanlara fazla baskı yapılmamasını ileri sürerek onların desteği ile idareye seçilip kendi düşüncelerini tepeden yaymaya ve kendi yandaşlarını beslemeye çalışacak yani idareye kayırmacılığı sokacaktır. Karşıtlarını etkisizleştirmek için idare içinde çeteleşecek ve sermayenin etkilerini de fark edenleri yandaş sermaye sahiplerine ayrımcılıkla desek olacaktır. Böylece devlet içi çeteleriyle yandaş sermaye sahipleriyle ağ kuracaktır.

Bular bugün Türkiye’de yapılmaktadır. Aslında daha çok ne çeteleri ne de sermayedarları onların adamları değildir. Menfaatleri onları yandaş çetelerine çekmektedir. Müslümanlar arasında kısa süre günahların vebali çekilip cennetin garanti olduğu bir dünya vaadi vardır. Sadece Allah’a bağlılık ve peygambere biat etmek cennet için yeterli olduğuna göre ve şehit olanla son dakika temiz kalple bir kez tövbe etmek kafi olduğuna göre İslamiyet bulunmaz hind kumaşıdır. Arada kandillerde ibadet etmek gibi tövbe fırsatları da bulunduğuna göre iş tamamdır. Hem iyi Müslüman görünmek ve avantajlarından yararlanmak hem de dine göre yasak olan haramı yemek, ayrımcılığı devlete sokmak, yandaşlarla Müslüman olsun olmasın kendinden olmayanı soymak için çetelerin himayesini garantiye almak az avantaj değildir.

Bunların kafasında olmayanları da kendilerinin dediklerine yardımcı olmaları halinde karşıtlara karşı kullanma şansını da geri çevirecek değillerdir.

Böylece sanırım tablo tamamlanır ve bizdeki durumu da ifade eder. AKP’nin UBP ve diğerleriyle ilişkisinin sırrı da böylece aydınlanmış olur.

TC-KKTC protokollerindeki ayrımcılık, kayırma ve ihale yolsuzluklarına karşı çalışması beklenen önlemlerin hiçbirinin üzerine durulmamasının hikmetini de böylece açıklamışımdır sanırım. Örneğin sosyal fonlardan borçlanma yasaklanmış ve hatta gri ödemeler programa bağlanmıştır ama Küçük hükümeti bunları hiç kale almadığı halde umursayan yoktur. Şeffaflık getirecek olan mali düzenlemelere de kulak asılmamaktadır. İdarenin hesaba çekilebilirliğini sağlayacak olan önlemlere ve bankalardaki hesapları izlenebilir şekle sokacak olanlara da önem veren yoktur.

İdarede etkinliği ve verimliliği sağlayacak olan iddialı ifadelere önem verilse idi derhal iş tanımlarını, her kurumun yıl başında kendi bütçesini ve onunla ilgili hedeflerini açıklaması ve yıl sonunda nereye vardığını açıklaması için bir reform koordinasyon komitesi kurulurdu. Adı bile geçmiyor. Herhalde iş tanımları ve hedeflerle sonuçların şeffaf olarak ortaya konulmasını Ankara’da birileri yapacak değildir. Bunu iş başında olanlar yapabilir ve yapmaya davet edilmeliydiler. İşlerini ancak orada çalışanlar bilebilirler, Ankara’da muadilleri yoktur ki bilebilsinler.

Bunlar çeteleşemeye son verir. Sermayedar desteklemek için ihalelere ve proje seçmeye hile karıştırılamaz. Onun için protokol bu amaçlara hizmet etmeyecektir. Halkın farkında olduğu gibi yandaş çetelerine ve yandaş sermayedarlara hizmet edecektir. Kıbrıslıları daha dindar yapmaya bile hizmet etmeyecek ama Kıbrıs’ta yandaş yetiştirmeye hizmet edecektir. Tabii diğer yandan da devletin harcamalarına sınır getirecek ve Kıbrıslıların son kalesinin daralmasına yani kamu yönetimin el değiştirmesine yetecek sınıra inmesine ve kaynakların yandaş sermayedarlara geçmesiyle yandaş nüfusun gelişmesine yarayacaktır.

Denebilir ki Kıbrısların da şikayetlerinin tehlikelerini bilirler onun için bu değerlendirme yeterli değildir ama tabii ki şikayetin ayyuka çıkmaması için önlemli olacaklardır.

İnsan bir etobur olarak öbür dünya fikrini bu günkü dünya ile değiştirmez. Onun için sonuçta etkili olan hep günün menfaatleridir. Öbür dünya için yaşamaya kendini adayanlar bu gün için menfaat sağlıyorsa neden arkalarına takılmasınlar deyip çoğunluk peşlerine takılır. AKP’nin sözde başarı hikayesi budur. Öncellerinin ceberut devlet anlayışı ekonomik şartlara o kadar aykırı idi ki vurguncu sermayeye kapıyı açarak yolsuzluklara batık bir idareye çare bulmadan bile hızlı bir büyüme sağlayabildi. Ancak şimdi aşırı yüklü borçların bedelini yükleyecek uysal bir halka gerek doğdu. Hem bedeli ödemek hem de kalkınmayı sürdürmek bir cambazlık gerektirir; sıra ona geldi.

İdeal dünyasını yaratmak isteyen sol bu gün bu gerçek durumu görüyorsa ve ben doğru tahlil yaptıysam Türkiye’de iktidara gelmeden de AKP devrinde bile şeffaflığı artırmak, hesaba gelir bir idareye yürümek ve mali sistemi görünür kılmak için gerekenleri sağlamaya çalışmak gerekir. Tahlilim yanlışsa bile bunlar AKP’nin imamın askeri, ordusu veya iktidarı gibi gelişmelere karşı savaşta aletler, araçlar bulmak amacıyla sağlamalıyım.

Ekonomik dedikleri aslında her konuyla ilgili olan paketteki unsurlar ve uygulamadaki menfaat dağıtımı haksız rekabet yaratması nedeniyle ticaret kesimi ile sanayi kesimini karşı karşıya getirmiştir, müteahhitler kurallar istemektedirler ve saire.  Bunlar sendikaların talepleriyle nüfus sorunlarına bağlantılıdır. Bu girdapta yol almayı becermek gerekir.

Diyalektik materyalizm her şeyin illetinin kendi içinde bulunduğunu söyler. İlletini kullanmak faydalıdır. Zaten kim söylerse söylesin kullanılmaktadır da. Sadece ideallerine bağlılıkta aşırılığa kaçanlardan etkilenenler kullanılacak araçlardan ıskonto yapar. Ayinesi iştir kişinin lafa bakılmaz deyip de tepeden durumu bir gözleyince gerçek anlaşılır. İnsanoğlu bir etobur olarak doğasının gereğini yapar ve dayanak da bulur. Vicdanı kirli olduğu için acı çeken kaç kişi tanırsınız? İnsan bir izahat bulur ve yaptıklarını aklar. Mesela ev yapmasına izin verilmese inan kızar ve mülkiyet hakkının kısıldığını ileri sürerken destek bulur; ama çobanların otlatacak yer bulamaz hale geleceğini söyleyenlere de bakmak gerekirken bakılmaz. Bir hakkın başka hakla çatışması dikkate alınmaz. İnsanın kırsal alan ihtiyacı es geçilir. Kentte ev yapana kırsala ev yapmaya kalkan gibi bakılamaz. Onun mülkiyet hakkı ülke hakkıyla ve dünyayı diğer canlılarla paylaşma şartıyla çelişir. Kırsalda gençlere konut edindirme projesiyle kır ve kent dengesi bozulmamalıdır. Gel gör ki etobur insanoğlu geleceğini de mahvedecek gelişmelere meyyaldir. Başına taş düşünce uyanır ama geç kalır.

Etobur ile doğa kavga halindedir, etobur ile öteki etobur da kavga halindedir. Bu kavgayı doğasına aykırı olsa da insan hukukla düzenlemek zorundadır. Bir merkezi güç hukuku dayatmakla görevli, olmasa medeniyet denilen gelişme olmazdı. Yeni Gine’deki hala avcılık ve toplayıcılık dönemini yaşayan insanların bizden bir farkı varsa o da merkezi bir otoritenin olmamasıdır. Onun için nüfusları da bir kaç bin kişide kalmıştır.