Gençler, zorunlu askerliğe katılmak istemiyor

109

yeniduzenMurat Kanatlı, Anayasa Mahkemesi tarafından açıklanan kararı Yenidüzen Gazetesi muhabiri Ayşe Güler’e verdiği röportajda değerlendirdi

“Vicdani ret” hakkını kullanarak, 2009 yılından itibaren seferberliğe gitmeyen YKP Yürütme Kurulu Üyesi Murat Kanatlı, Anayasa Mahkemesi tarafından açıklanan kararı değerlendirdi.

Kanatlı, Anayasa Mahkemesi kararında, Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi(AİHS)’nin düşünce, vicdan ve inanç özgürlüğünü düzenleyen 9. maddesi ile Anayasa’nın 23.maddesi arasında doğrudan ilişki olduğunu belirttiğini aktardı.

Anayasa Mahkemesi’nin üzerinde durduğu hususların, vicdani reddi, “düşünce, vicdan ve inanç özgürlüğü” kapsamında yorumladığını gösteren bulgular olduğunu kaydeden Kanatlı, mahkemenin ayrıca yurt ödevinin yalnızca silahlı askerlik görevi ile tanımlanmış olmasının hak ihlali ortaya çıkarabileceğinin de uyarısında bulunduğunu dile getirdi.

YENİDÜZEN’e merakla beklenen ve geçtiğimiz günlerde açıklanan karar ile ilgili açıklamalarda bulunan Kanatlı, vicdani ret hakkının mahkeme tarafından reddedilmediğini ancak,  bu konuda iç hukukta düzenleme yapılması gerektiği belirttiğini ifade etti.

Kanatlı, mahkeme kararında bu konudaki yasal düzenleme takdirinin yasa koruyucu da olduğuna işaret ettiğini söyleyerek, davanın Askeri Mahkeme’de görüşülmeye devam edeceğini aktardı.

 

“Anayasa Mahkemesi, “vicdani ret” hakkını tanıdı”

Anayasa Mahkemesi’nin “vicdani ret” hakkını tanıdığını belirten Kanatlı, “mahkeme, en büyük sorunun Askerlik Yasası’nın 171. maddesinin vatani görevi yalnız silahlı birlikte yapılma görevi olarak tanımlamış olmasından dolayı sorun olduğunu söyledi” şeklinde konuştu.

Kanatlı, sivil hizmet olarak düzenlenmemesinin mahkeme tarafından “sorun” olarak görüldüğünü kaydederek, gerekli düzenlemelerin yapılmasının yasa koyucunun takdirinde olduğunu söyledi.

Kanatlı, “Hukuk devletinde yaşıyorsak, Anayasa Mahkemesi böyle bir takdir verdiğinde bir eksiklik görüldü. Bu karar yol gösterici bir karar niteliğindedir. İç hukukun buna göre karar üretmesi gerekiyor” dedi.

 

“AİHM kapısı aralandı ama sonucu bekleyeceğiz”

Anayasa Mahkemesi kararının ardından AİHM kapısının aralandığını açıklayan Kanatlı, BM İnsan Hakları raportörü ile geçtiğimiz yıl bu konuda bir görüşme yaptığını hatırlattı.

Kanatlı, sürecin üzerinde yürünmesi gerektiğini ifade ederek, şu an için AİHM’e başvurmayacaklarını, hukuksal sürecin tamamlanmasını bekleyeceklerini dile getirdi.

“Meclis’in bu konudaki tavrını bekleyeceğiz. Bu durumun sulh yoluyla çözülmesini istiyoruz. Çatışma yaratmadan çözülmesini dileriz” şeklinde konuşan Kanatlı, söz konusu durum ile ilgili toplumda ciddi bir talebin olduğunun altını çizdi.

Kanatlı, ülkede zorunlu askerlik ve sivil hizmet konusunun biran önce hakkıyla uygulanmasını istediklerini vurgulayarak, buna yönelik umutsuzluğa kapılacakları bir durum olmadığını da kaydetti.

 

“Gençler, eğitim hayatını uzatıyor”

Ülkede çok ciddi sayıda gencin zorunlu askerliğe katılmadığını vurgulayan Kanatlı, bu yüzden birçok öğrencinin master ve doktora yaparak eğitim hayatını uzattığını kaydetti.

Kanatlı, “Vicdani redde katılacağını söyleyen birçok kişi var. Ama sürecin nasıl ilerleyeceğini bilmemesinden dolayı bu yola girmek yerine ya yurt dışına çıktı ya da halen daha eğitimine devam ediyor” şeklinde konuşan Kanatlı, “çok ciddi miktarda insan atıl durumdadır beyin göçü yaşıyor” dedi.

“Bu coğrafyada bu gençlerin olması, hizmet sunmaları için koşulların oluşması önemlidir” şeklinde konuşan Kanatlı, iç hukuk anlamında Meclis’in bir düzenlemeye gitmesi temennisinde bulundu.

Kanatlı, 2011 Aralık’ta Askeri Mahkeme önünde beş kişinin “vicdani ret” hakkını kullanacağını açıkladığını söyleyerek, “Haluk Selam Tufanlı, Nevzat Hami, Ceren Göynüklü, Faika Deniz Paşa ve Cemre İpçiler vicdani retlerini açıklamıştı” şeklinde konuştu.

 

“Güney’de sağlık raporu alarak, askerliğe gitmeyenler var”

Güney’de çok sayıda kişinin sağlık raporu alarak, askerliğe gitmediğini ifade eden Kanatlı,

her yıl 20 ile 50 arasındaki kişilerin vicdani retten dolayı sivil hizmet yaptığını bildiklerini kaydetti.

Kanatlı,  öte yandan Türkiye’nin kendi içerisinde bu konuyla ilgili tartışmayı çözmeye çalıştığını kaydederek, “Türkiye’nin başı Osman Murat Ülke davasından dolayı bela. Osman Murat, ülkede kötü muameleden adil yargılanmadan mahkûm olmuştu” şeklinde konuştu.

 

“Cezaları ödemeyeceğim”

Seferberliğe gitmemesinden dolayı kendisine ceza kesildiğini, bu cezaları ödemediğini söyleyen Kanatlı, 2009, 2010 ve 2011 yıllarına ait dava dosyalarının bulunduğunu belirtti.

Kanatlı, AİHM ve BM’nin söz konusu durum ile ilgili kararlarının ortada olduğunu kaydederek, para cezası verilmesi halinde herhangi bir ödeme yapmayacaklarını açıkladı.

 

“Meclis’in yükü çok”

Kanatlı, Meclis’in iddialı bir şekilde yeni döneme başladığını ifade ederek, birçok alanda ciddi yükü olduğunu kaydetti.

“Bu durum da Meclis’e bir yük olacaktır. Yaptığımız eylemler sırasında FEMA’daki arkadaşlar bize destek vermişti. FEMA’nın aktivisti olarak Doğuş Derya şu an Meclis’te. Öte yandan Tufan Erhürman’ın bu konulara duyarlı olduğunu biliyoruz” şeklinde konuşan Kanatlı, Meclis’te belirtilen konunun “atlanılmayacağını” düşündüğünü, gereken neyse yapılacağına inandığını kaydetti.

Kanatlı, söz konusu adımların atılması için zamana ihtiyaç duyulduğunu dile getirerek, yargılanma sürerken, hak ihlali olmadan yasal düzenlemenin ortaya çıkıp çıkmayacağını bilmediğini söyledi.

 

“AİHS’teki şartlar yerine getirilmeli”

Kanatlı, Meclis’in insan hak ve özgürlüklerini önemsediğini vurguladığını dile getirerek, bu yüzden acil olarak AİHS’teki şartları yerine getirmesi gerektiğini kaydetti.

Açıklanan karardaki ikinci önemli noktanın ise Anayasa Mahkemesi’nin insan hakları mahkemesi gibi çalışmadığını ilan ettiğini dile getiren Kanatlı, “Bu karar ile AİHS’deki insan hakları konusunda tüketilecek iç hukuk yolu olmadığını da ortaya çıktı” dedi.

Kanatlı, vicdani reddin AİHM kararlarında belirttiği gibi Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi’nin düşünce, vicdan ve inanç özgürlüğünü düzenleyen 9. Madde kapsamında olduğunu yineleyerek, söz konusu madde yüzünden suç işlediğini düşünmediğini belirtti.

“Askeri Mahkeme’de yargılanma sürecimiz teknik bir prosedürdür. Süreç, yasa koyucunun yani meclisin AİHS haklarının sağlanması ile ilgili iç hukuktaki düzenlemeyi zamanında yapmaması nedeniyle hak ihlali ile sonuçlanabilir” şeklinde konuşan Kanatlı, “AİHM, Türkiye ve Ermenistan’ı iç hukuklarındaki düzenlemeleri zamanında yapmamalarından dolayı Vatan Bayathan, Yunus Erçep, Feti Demirtaş, Mehmet Tarhan ve Halil Savda davalarında mahkum etmişti. Yani Türkiye ve Ermenistan’ın suç saydığı vicdani ret hakkının tanınmamasını AİHM hak ihlali saymıştı. Bu konuda BM İnsan Hakları Komitesi de ayni fikirdedir” dedi.

 

“Türkiye ve Ermenistan’da sorunlar var”

Vicdani Ret İnisiyatifi’nin 2009 yılında kurulduğunu aktaran Kanatlı, inisiyatifin ardından ülkede bu konuyla ilgili bir tartışma süreci başlattıklarını belirtti.

Kanatlı, “vicdani ret” sürecinin dünyada hızla geliştiğini ifade ederek, Avrupa Konseyi’ndeki 47 ülkeden Türkiye ve Ermenistan’da bu konuyla ilgili sorunların bulunduğunu ancak sadece Türkiye’nin “vicdani ret” tanımadığını dile getirdi.

” Kıbrıs’ta vicdani ret sürecini başlatmak için bir süre çalışmalar yaptık. Film gösterileri yaptık. Bunları geliştirdikten sonra kampanyaya dönüştürebileceğimize inandık” şeklinde konuşan Kanatlı, 2009 yılında da “savaş hazırlıklarına” katılmayacaklarını söyleyerek, seferberlik hizmetlerine katılmadıklarını belirtti.

Kanatlı, seferberlik hizmetlerine katılmamalarından dolayı 2011 yılında kendilerine dava açıldığını ve ilk kez 14 Haziran 2011’de askeri mahkeme karşısına çıktıklarını kaydetti.

 

“Birçok aktivist bize destek veriyor”

İlk günden itibaren Avrupa’nın çeşitli ülkelerinden birçok “vicdani ret aktivistlerinin” kendilerine destek verdiğini aktaran Kanatlı, “Bu süreç ilginç gelişti. Uluslar arası hukuk, bir anlamda yedek güç olarak bizi sürekli olarak takviyeledi” dedi.

Kanatlı, “düşünce ve vicdan özgürlüğüne aykırı”, “angarya”, “toplumsal cinsiyet eşitliği olmaması” ve “adil yargılanma” nedenlerinden dolayı davanın Anayasa Mahkemesi’ne havale edilmesini istediklerini ifade ederek, Aralık 2011’de Anayasa Mahkemesi’ne havalesinin gerçekleştiğini kaydetti.

 

“Vicdani ret, dini olarak başladı”

Dünyanın birçok yerinde “vicdani ret” sürecinin dini olarak başladığını aktaran Kanatlı, ikinci dünya savaşının ardından “ideolojik vicdani reddin “ de giderek yaygınlaştığını belirtti.

Kanatlı, BM’nin vicdani reddin nasıl kullanılacağına yönelik bir kitap hazırladıklarını ifade ederek, “zorunlu askerlikten dolayı değil, profesyonel askerlikte de vicdani reddin tartışılması, kısmi rettin konuşulması başlandı” dedi.

Bu tip konularda uzmanlaşacak mahkemelerin kurulması gerektiğini belirten Kanatlı, “iş mahkemeleri gibi, AİHM gibi hak ve özgürlükleri savunacak uzmanlaşma alanlarına doğru hukuksal süreçlerinin reform edilmesi gerekiyor” dedi.

Kanatlı,  “Alacak verecek davasında mağduru bir şekilde telafi edebilirsin. Ama haklar ve özgürlükler açısından mağduriyetin telafisi çok daha zordur” şeklinde konuşan Kanatlı, “şu anda birinin tutuklanması halinde, özgürlüğünün kısıtlanması halinde birkaç yıl sonra alınacak iyi bir karar bile işe yaramayacak. Çünkü o kişinin hakları ihlal edilmiş olacak. Zaten onu telafi edecek herhangi bir mekanizma yok” dedi.