Geçici 10. madde için anayasa değişikliği gerekmez!

113

AnayasaAnketionkapakŞu anda CTP milletvekili de olan Tufan Erhürman, 13 Şubat 2012 tarihli gaile dergisindeki “‘Yeni Devlet’, Sivilleşme ve Geçici 10. Madde” başlıklı makalesinde geçici 10. Maddenin değiştirilmesi için anayasa değişikliği gerekmediği yazmıştı.

Yazısında Erhürman konuyu şöyle özetlemişti;

Polisi sivile bağlamak ve 117. maddeyi askıdan indirmek için, bir Anayasa değişikliği yaparak geçici 10. maddeyi yürürlükten kaldırmak gereksizdir. Meclis bir an önce konuyu gündemine almalı ve mümkünse oy birliğiyle (mümkün değilse nitelikli bir oy çokluğuyla), “Kıbrıs Türk halkının savunması ve iç güvenliği ile milletlerarası durum”un artık 117. maddenin askıda kalmasını ve mesela polisin orduya bağlı olmasını gerektirmediğine, böylece geçici 10. maddenin etkisinin artık geçtiğine karar vermelidir.

Bu durumda partisinin hükümette bulunduğu ve şu anda kendisinin de milletvekili olduğu düşünüldüğünde bu yazdıklarını hayata geçirme sorumluluğu da Tufan Erhürman’da da olmuş oluyor…

Evet, geçici 10. Madde için anayasa değişiklik gerekmez; hükümet ve meclis kararı yeterli!

Ancak CTP-BG Genel Sekreteri Akansoy, Anayasa değişikliğinin önemli bir konu olduğunu, partisi için bu konuda atılması gereken ilk adımın, geçici 10’uncu maddenin kaldırılması olduğunu, Ulusal Birlik Partisi (UBP) isterse, bunun kalkabileceğini geçen gün yaptığı açıklamada iddia etmişti…

Bakalım pratik nasıl olacak!

Konu ile ilgili yazının tamamı şöyle:

Anayasada yapılan önemli değişiklikler dolayısıyla cumhuriyeti numaralandırma Fransa’da bilinen bir yöntemdir. Örneğin şu anda yürürlükte olan Fransız Anayasası’yla, Fransa’da beşinci cumhuriyet döneminin yaşandığı kabul edilir.

Benzer bir tartışma bir dönem Türkiye’de de gündeme gelmiş, hatta çoğunlukla liberal aydınlardan oluşan ve TC Anayasası’nın (aslında yalnızca anayasanın değil temelde vesayet rejiminin) değişmesi gerektiğini savunan ekip “2. Cumhuriyetçiler” adıyla anılır olmuştu.

Türkiye’nin, adı Fransa’da olduğu gibi açık bir biçimde konulmuş olmasa da, 2. Cumhuriyete geçtiği (ya da en azından geçmek için epeyce yol aldığı) bu günlerde, Kıbrıs’ın kuzeyinde de “sil baştan devleti”, “yeni devlet” “yeni bir rejim (sistem)” gibi kavramların kamuoyunun gündemine geldiği görülüyor.

Ancak, bu noktada, Türkiye’deki gelişmelerle Kıbrıs’ın kuzeyindekiler arasındaki son derece ciddi bir farkın altını çizmek gerekiyor. Gerek Fransa’da, gerek Türkiye’de, anayasal düzene ya da rejime ilişkin değişiklikler, uzun tartışmalar, kamuoyunun önemli bir kesiminin desteği ve zaman zaman şiddetli çatışmalar yaşandıktan sonra gerçekleşti. Bu durum, hiç kuşkusuz, değişimi “hakiki” kılmak açısından anlamlıydı çünkü değişim daha fazla demokrasiye doğru olacaksa, yani değişim sonrasında demos kratos’a (halkın iktidarına) daha fazla yaklaşılacaksa, başta entelijensiya olmak üzere, halkın geniş kesimlerinin bu değişimi talep etmesi gerekir. Aksi hâlde, Türkiye’de modern hukuk devletinin ve demokrasinin bir türlü tam anlamıyla yerleşememesinin en önemli sebeplerinden biri olan “yukarıdan modernleştirme” ya da “yukarıdan demokratikleştirme” gerçekleşecek ve böyle bir durumda hakiki bir modernleşmeden, demokratikleşmeden, sivilleşmeden söz edilemeyecektir.

Bunun altını çizmek beni hiç mutlu etmiyor ama bugün Kıbrıs’ın kuzeyinde fitili ateşlenen “değişim” süreci tam da böyle bir sorunu gündeme getiriyor. Bu ülkedeki vesayet sisteminin vasileri, belki Türkiye’deki tartışmaların etkisiyle ordunun gücünü burada da kırmak ya da oradakine benzer bir yapılanmayı burada da kurmak amacıyla düğmeye basmış ve buralardan birileri de oradan aldıkları işaretle harekete geçmiş gibi görünüyor.

Üzgünüm ama böyle bir girişim sonucunda ortaya çıkacak sivilleşmenin ya da demokratikleşmenin hakikiliği konusundaki soru işaretlerini tarihe not düşmek gerekiyor.

Yine de, her şeye karşın, biraz daha sivil olmanın bize zarar değil, yarar getireceği kanaatinde olduğumu vurgulamak isterim. Silahlı bir vasidense, silahsız bir vasi demokrasiye giden yolda elbette ileri bir adımdır. Bu nedenle, her ne sebeple başlamış olursa olsun, bu tartışmaya katkı koymak, kanımca solda duranların ve demokratların boynunun borcudur.

Bu düşünceden hareketle, aşağıda, Kıbrıs’ın kuzeyinde sivilleşmeyle ilgili en önemli konulardan biri olan polisin İçişleri Bakanlığı’na bağlanması meselesinin Anayasa’nın geçici 10. maddesiyle ilişkisi üzerinde durulacaktır.

Geçici 10. Madde Neyi Düzenliyor?

Geçici 10. madde dikkatle okunduğu zaman, iki ayrı konuyu düzenlediği görülür:

1. Anayasa’nın 117. maddesindeki kurallar askıdadır.

“Yurt Savunması ve Silahlı Kuvvetlerin Kuruluşu” başlıklı 117. maddeye göre,

“(1) Yurt savunması, Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyeti Silahlı Kuvvetlerince sağlanır.

(2) Yurdun güvenliğinin sağlanmasından ve silahlı kuvvetlerin yurt savunmasına hazırlanmasından, Cumhuriyet Meclisine karşı Bakanlar Kurulu sorumludur.

(3) Silahlı Kuvvetler Komutanı, savaşta Başkomutanlık görevlerini Cumhurbaşkanlığı adına yerine getirir.

(4) Silahlı Kuvvetler Komutanı, Savunma Bakanının önerisi ve Bakanlar Kurulunun kararı üzerine, Cumhurbaşkanınca atanır.

(5) Savunma Bakanlığına bağlı silahlı kuvvetlerin ve bağlı komutanlıkların kuruluşu, görev, yetki ve sorumlulukları yasa ile düzenlenir”.

Görüldüğü gibi, bu madde doğrudan doğruya dış güvenlikle, diğer bir deyişle savunmayla ilgilidir. İç güvenlik, diğer bir deyişle kamu düzenini koruma ve bozulduğu zaman yeniden tesis etme amaçlı kolluk faaliyetinin (polisin) 117. maddeyle hiçbir ilgisi yoktur.

2. 1985 Anayasası yürürlüğe girmeden önce yürürlükte olan, iç güvenliğin sağlanmasında kullanılan kuvvetlere ilişkin esas ve usullerin ve bu konuda kabul edilmiş işbirliği esaslarının uygulanmasına Anayasa’nın yürürlüğe girmesinden sonra da devam olunur.

Görüldüğü gibi bu düzenleme, doğrudan doğruya iç güvenlikle (yani kolluk faaliyetiyle, dolayısıyla polisle de) ilgilidir. Bu düzenlemeye göre, 1985 Anayasası’nın yürürlüğe girmesinden önce iç güvenliğin sağlanması konusunda hangi esas ve usuller kabul edilmişse ve bu konudaki işbirliği esasları neyse, bunlar, Anayasa’nın yürürlüğe girmesinden sonra da yürürlükte kalacaklardır.

Geçici 10. Madde Neden “Geçici”dir?

KKTC Anayasası’nda 13 tane geçici madde vardır. Bu maddelerin “geçici” niteliklerini üç gruba ayırarak incelemek mümkündür:

1. Etkisini Ne Zaman Yitireceği Açıkça Belirlenmiş Olan Geçici Maddeler

Bu türün tipik örneği, geçici 8. maddeden verilebilir. Bu maddeye göre, “Bu Anayasaya göre kurulan Cumhuriyet Meclisinin toplantı ve çalışmaları için, kendi İçtüzüğü yapılıncaya kadar, Kıbrıs Türk Federe Meclisi İçtüzüğünün bu Anayasaya aykırı olmayan kuralları uygulanır”.

Görüldüğü gibi, bu maddeye göre, Cumhuriyet Meclisi kendi İçtüzüğünü yaptığı anda, KTFD Meclisi İçtüzüğü otomatik olarak yürürlükten kalkacak ve geçici 8. madde de artık herhangi bir hukuki sonuç (etki) yaratmayacaktır. Yani geçici 8. maddenin etkisini yitirmesi için bir Anayasa değişikliği ile yürürlükten kaldırılmasına gerek yoktur.

2. Yürürlükten Kaldırılmadıkça Etki Doğurmaya Devam Eden Maddeler

Bu türün tipik örneği geçici 4. maddenin (1). fıkrasından verilebilir. Bu fıkraya göre, “Bu Anayasanın yürürlüğe girdiği tarihte yürürlükte olan mevzuat, bu Anayasa kurallarına aykırı olmadığı ölçüde yürürlükte kalır”.

Görüldüğü gibi, 1985 Anayasası yürürlüğe girdiği tarihte yürürlükte olan mevzuat (ki buna İngiliz sömürge idaresi döneminde yürürlüğe girmiş birçok yasa da dahildir) 1985 Anayasası yürürlüğe girdikten sonra da, Anayasa’ya aykırı olmamak kaydıyla, yürürlükte kalacaktır. Bunların Cumhuriyet Meclisi’nin yapacağı yasalarla yürürlükten kaldırılması mümkündür ancak 1985’ten önce yürürlüğe girmiş olan mevzuatın, yerlerine yenisi yapılmadan tamamen yürürlükten kaldırılması isteniyorsa, bu konuda bir anayasa değişikliği yapıp geçici 4. maddeyi yürürlükten kaldırmaktan başka çare yoktur.

Bu konuda bir örnek de TC Anayasası’nın geçici 15. maddesinden verilebilir. Bu maddenin şu anda yürürlükten kalkmış olan 3. fıkrasına göre, 12 Eylül 1980 tarihinden ilk genel seçimler sonucu toplanacak TBMM’nin Başkanlık Divanı oluşturuluncaya kadar geçecek süre içerisinde çıkarılan kanunlar, kanun hükmünde kararnameler ile 2324 sayılı Anayasa Düzeni Hakkında Kanun uyarınca alınan kararlar ve tasarrufların Anayasaya aykırılığı iddia edilemez.

Görüldüğü gibi burada, belli bir dönem içinde yapılan bazı hukuki işlemlerin Anayasa’ya aykırılığının iddia edilemeyeceği belirtilmiş ancak bu “geçici” hükmün ne zaman yürürlükten kalkacağı ya da etkisini yitireceği belirtilmemiştir. Bu durumda, bu hükmün yürürlükten kaldırılması için en doğru yol, Anayasa değişikliği yapmaktır. Nitekim Türkiye’de yapılan Anayasa değişikliğiyle bu hüküm yürürlükten kaldırılmıştır.

3. Yürürlüğü (Etkisi) Şarta Bağlı Olan Geçici Maddeler

Bu türün tipik örneği, şu anda tartışma konusu olan geçici 10. maddedir. Bu maddeye göre, Anayasa’nın 117. maddesinde düzenlenen dış güvenlikle (savunmayla) ilgili maddenin askıdan inmesi ve uygulanabilmesi için, “Kıbrıs Türk halkının savunması ve iç güvenliği ile milletlerarası durum”un artık böyle bir uygulamayı gerektirmediğinin tespit edilmiş olması şarttır.

Çünkü, geçici 10. maddeye göre, “Kıbrıs Türk halkının savunması ve iç güvenliği ile milletlerarası durum gerektirdiği sürece bu anayasanın 117. maddesinde yer alan kurallar yürürlüğe girmez. Anayasa yürürlüğe girdiği tarihte dış ve iç güvenliğin sağlanmasında kullanılan bütün kuvvetlerle, bunlara ilişkin olarak uygulamada olan usul ve hükümlerin ve bu konularda kabul edilmiş ve edilecek işbirliği esaslarının uygulanmasına devam olunur”.

Bu noktada karşımıza iki ayrı hukuki sorun çıkmaktadır:

a) “Kıbrıs Türk halkının savunması ve iç güvenliği ile milletlerarası durum gerektirdiği sürece” şartı yalnızca 117. maddenin askıda olmasının şartı mıdır, yoksa, iç güvenlik konusundaki düzenleme de mi bu şarta bağlıdır?

Kanımca, şartın içerisinde yalnızca savunmadan değil, iç güvenlikten de söz edilmiş olması dolayısıyla, Kıbrıs Türk halkının savunması ve iç güvenliği ile milletlerarası durum artık gerektirmiyorsa, hem 117. madde askıdan inecek (yani uygulanacak), hem de 1985 Anayasası yürürlüğe girmeden önce “iç güvenliğin sağlanmasında kullanılan bütün kuvvetlerle, bunlara ilişkin olarak uygulamada olan usul ve hükümlerin ve bu konularda kabul edilmiş ve edilecek işbirliği esaslarının uygulanmasına devam olunur” hükmü etkisini yitirecek, yani mesela polis İçişleri Bakanlığı’na bağlanabilecektir.

b) Bu noktada karşımıza çıkan ikinci hukuki sorun, bu şartın geçerliliğini yitirdiğine kimin karar verebileceğidir. Yani, “Kıbrıs Türk halkının savunması ve iç güvenliği ile milletlerarası durum”un artık 117. maddenin askıda kalmasını ve mesela polisin orduya bağlı olmasını gerektirmediğine kim karar verebilir?

Buna iki ayrı yanıt vermek mümkündür. Birincisi, buna anayasa koyucunun karar vereceğidir. Bu görüşün doğal sonucu, geçici 10. madde bir anayasa değişikliği ile yürürlükten kaldırılmadığı sürece, 117. maddenin uygulanamaması ve mesela polisin İçişleri Bakanlığı’na bağlanamamasıdır.

İkinci yanıt ise, bu kararın Cumhuriyet Meclisi’nce verilebileceğidir. Eğer Anayasa koyucu bu şartın ortadan kalkıp kalkmadığına yalnızca Anayasa koyucunun karar verebileceğini düzenlemek istemiş olsaydı, bu şartı geçici 10. maddede düzenlemesine gerek yoktu. Çünkü bu şart olmaksızın da anayasa her zaman değiştirilebilir ve geçici 10. madde yürürlükten kaldırılabilirdi. Madem ki Anayasa koyucu geçici 10. maddenin etki doğurabilmesi için bu şartın devamını aramıştır, Anayasa değişmeden de, bu şartın ortadan kalkması durumunda, geçici 10. maddenin etkisini yitirebilmesi gerekir. Bu durumda, bu şartın ortadan kalkıp kalkmadığına karar verme yetkisi de yasama organından başka kimsede olmayacaktır. Kısacası, Cumhuriyet Meclisi, herhangi bir Anayasa değişikliğine gerek duymaksızın, bir Meclis kararıyla, 117. maddenin askıdan inmesine ve mesela polisin İçişleri Bakanlığı’na bağlanmasına karar verebilir.

 

Sonuç

Giriş kısmında açıklandığı gibi, demokratikleşme ve sivilleşme konusunda “hakiki” bir ileri adım, ancak kamuoyunun bunu talep etmesi ve iktidarı elinde bulunduranları buna zorlaması durumunda atılabilir. Aksi hâlde, bir zamanlar Ankara Valisi Nevzat Tandoğan’ın, “bu ülkeye komünizm gelecekse, onu da biz getiririz” dediği gibi, iktidarı elinde bulunduranlar, kendi iktidarları için daha iyi olacağını düşündükleri vakit, daha “demokratik” ve daha “sivil” bir yönetimi gündeme getirebilecekler, ancak bu hakiki anlamda bir sivilleşme ya da demokratikleşme anlamına gelmeyecektir.

Buna karşın Kıbrıs Türk toplumu, tarihinde birçok kez olduğu gibi, yalnızca geri adımları değil, ileri adımları da kendi iradesi dışında, iktidarı elinde bulunduranların uygun görmesi sebebiyle atmak durumuyla karşı karşıyadır. Bununla birlikte solda duranların ve demokratların, ileri adımları, sırf iktidarı elinde bulunduranlar istedi diye reddetme lüksü yoktur.

Sivilleşme, modern bir demokrasiye sahip olmanın ön koşuludur. Madem ki bu konuda kimsenin açıkça karşı çıkmadığı bir “değişim” gündemdedir, bunun en hızlı bir şekilde gerçekleştirilmesi konusunda kafa yormak gerekir.

Kanımca, yukarıda yapılan tartışmalardan hareketle, polisi sivile bağlamak ve 117. maddeyi askıdan indirmek için, bir Anayasa değişikliği yaparak geçici 10. maddeyi yürürlükten kaldırmak gereksizdir. Meclis bir an önce konuyu gündemine almalı ve mümkünse oy birliğiyle (mümkün değilse nitelikli bir oy çokluğuyla), “Kıbrıs Türk halkının savunması ve iç güvenliği ile milletlerarası durum”un artık 117. maddenin askıda kalmasını ve mesela polisin orduya bağlı olmasını gerektirmediğine, böylece geçici 10. maddenin etkisinin artık geçtiğine karar vermelidir.

Demokratikleşmenin ve sivilleşmenin önündeki hukuki engellerin kaldırılmasının hakiki bir demokrasi ve hakiki bir hukuk devleti için mücadele edenlerin ellerini güçlendireceğinden hiç kimsenin kuşku duymaması gerekir.